09 Mart 2010 Salı

ASIL MECLiS SOFRADA KURULUR

ASIL MECLiS SOFRADA KURULUR

Bundan yüzyıllar önce İstanbul saraylarındaki içki meclislerinin ayrı bir raconu vardı. Sofrada susmak da, dili diline dolaşıp kusmak da ayıp sayılırdı

Osmanlı Dönemi'nde ilk içki sofrası Yıldırım Beyazıd döneminde kuruldu. Yazar Bostanzade Yahya, 'Tarih-i Saf' adlı eserinde, "Beyazıd, Sırp kralın kızına aşkından Allahın emirlerini unuttu" diye anlatır, "O uğursuzun teşvikiyle içmeye alıştı. Öylesine içti ve safaya alıştı ki vezirleri de içip içip kendilerinden geçerek zulme başladılar." Bu yazıya ve diğer belgelere dayanarak bazı tarihçiler, Yıldırım'ın başına gelenleri, haremine aldığı Sırp prensesinin onu içkiye alıştırmasına bağlar.
Kanuni Sultan Süleyman'ın oğlu İkinci Selim ise içkiden ölmüştü. Buna rağmen Kanuni'nin 'İçilsin!" fermanı var.13 Nisan 1567'de Sokullu Mehmet Paşa'ya şöyle buyurmuş: "Atalarımın, gaza ve cihat ettiklerinde şehir halkına eğlenmeleri için donanma edip şevk ve zevk ve ayş u nuş eylemlerine ruhsat vermeleri kanun-ı kadimdir!" Veziriazam "Din uleması bunu caiz görmez" diyerek buyruğu önlemeye çalışırken katip Feridun bey araya girip Sokullu'ya , "Niçin itiraz edersin? Alem her zaman baskıda tutulmaya tahamül etmez, arada gevşeklik ister. Padişahların kalbi neye yönelirse hayır ondadır!" demiş. Buyruk ilan edilmiş; İstanbul ve özellikle Galata bir anda coşkuya boğulmuş, kent süslenmiş. Çalgılar türküler göklere yükselmiş, yaşlılar içip eğlenerek ergenlere dönüşmüşler.
Gelibolulu Ali, 'Mevaidü'n nefais fi kavaidü'l' adlı yapıtında; içki sofralarında börekler ve ağır yağlı yemekler yenmediğini söyler. Meclisin olmazsa olmaz yiyeceklerinin yarı pişmiş kebap, ekşili çorba, kavurma ve köfte, balık çeşitlerinden pavurya, istiridye, ıstakoz, teke ve midye gibi mezeler olduğunu anlatır. Ve son noktayı koyar: "Aşırı derecede dolular içmek; henüz meclis karışmadan, kelleler kızışıp sohbet koyulaşmadan dolu vurmuş meyveli ağaca dönmek; akıl, idrak ve edepten kalıp susmak, ayak takımından beyinsizlerin işidir!"


YILLAR SONRA, CANKAYA,DA!
Yıllar geçer, Osmanlı Devleti yıkılır, cumhuriyet kurulur fakat içki sofrası adeti yalnızca şekil değiştirerek devam eder. Sofra geleneğini devlet başkanı düzeyinde ve çağdaş bir bakışla son kez sahiplenen Mustafa Kemal Atatürk'tür. Onun döneminde Çankaya Köşkü'ndeki bir masanın çevresinde yapılan gece toplantıları birer klasik sempozyumdu. Sofrada, Türkiye’nin sorunları tartışılır; saatlerce süren oturumlara bilginler, sanatçılar, yazarlar, ozanlar, siyasetçiler, din adamları çağırılır; düşünceler, eleştiriler özgürce açıklanırdı. Falih Rıfkı Atay şöyle yazıyor: “Bu bir içki ve cümbüş sofrası değildi; dostlarıyla, hatta düşmanlarıyla sohbet ve tartışma meclisiydi. Pek efendi bir ev sahibi ve eski Osmanlı deyimi ile pek de edepliydi Mustafa Kemal. Bir akşam sofrada Dr. Reşit Galip’in aşırı çıkışlarına dayanamayıp ‘Galiba rahatsızsınız, biraz dinleniniz!’ uyarısı karşısında daha da parlayan muhatabının ‘Burası milletin sofrasıdır. Ben milletimin sofrasında oturuyorum!’ demesi üzerine ‘Beyefendinin hakkı var. O halde biz sofrayı terk edelim!’ demişti.”

Siz de reklam vermek ister misiniz?