16 Nisan 2012 Pazartesi
Çetin Altan
Çetin Altan c.altan@bnet.net.tr
Şeytanın gör dediği

Geçen yüzyılın ilk yarısında gökkuşağına ‘alaimisema’ denirdi

15.09.2013

Belki de ne “askeri”, ne de “eğitim okulları”nda böyle bir ad hatırlanmıyor. Ola ki o güne kadar hayatında hiç “Gökkuşağı” görmemiş olanlar çoğunlukta.
***
Acaba dünyada ilk “alaimisema”yı kimler görmüştü; yağmurdan sonra Güneş’in bulutlardan süzülen 7 rengiyle doğuyordu 7 renkli “Gökkuşağı”.
Sanırım İNSANOĞLU o güne kadar renklerle tanışmamıştı. Büyük Britanya İmparatorluğu’nda, Aristokratların her renge “yeşil” dediğini yeni duyduk.
Bizde de en yaygın renk “kahverengi”. Yeşil bostanların değil de, kahvenin rengi yaygınlaşmış kasabalarda, vilayetlerde.
***
Arabistan devletlerinin köylerinden de, kasabalarından da, hiç ressam çıkmamıştı, sade bol bol şair çıkmış.
***
14 yaşında Padişah olan 4’üncü Murat zamanında; kendisi de bir şair olan Şeyhülislam Yahya Efendi, çağdaşı olan Nef’yi sözde överken:
- Emrülkays gibi kâfir, diyormuş.
***
Bir Şeyhülislam’ın, birini överken İslam’dan önceki büyük bir şaire benzetmesi ve ona “kâfir” demesi çok tehlikeli. Çünkü bu aslında:
- Katli vaciptir, anlamına da geliyor.
***
Nef’i de Yahya Efendi’ye hemen bir cevap yazmıştı:

Yahya Efendi bize kâfir demiş
Tutup biz ona desek Müslüman
Yarın varıldıkta “Ruz-i cezaya”
Çıkarız ikimiz de anda yalan.
***
Bazen gözüm 28 Şubat sanıklarından, en yüksek en rütbeli subaylara ilişiyor.
***
Onlar ola ki bilmiyorlardı 1936 yılında Ankara’da kabul edilen Mussolini’nin Faşist Ceza Yasası neydi?
Şimdi sanıklığa düşmüş üst rütbeli subaylar da, görmüyorlardı komünist suçlamasıyla askeri mahkemelerde 7,5 yıla mahkum olmuş şairleri, yazı emekçilerini, öykücüleri, romancıları, ressamları, müzisyenleri...
***
Onların çoğunluğuna göre; sanatçılar her türlü suçla suçlanabilir ve tutuklanabilirdi. Onlar devlet yönetmiyorlardı.
Vatan, vatandaşı; çıplak hayattan geçirip, payesiz vatandaşların mahkemelerine süründürebilirdi.
Ankara’da, yahut İstanbul’da bir makama sahip yöneticilerin “Dokunulmazlığı” vardı, onlar mahkemeye verilemezdi.
***
Perakende bir elektrikli süpürge satıcısı, eski beton binaların en üstündeki bir daireye çıkmış ve kapıyı yumruklamış.
Kapıyı gençten bir kadın açmış ve içeri dalmak isteyen satıcıya eliyle engel olmuş.
Satıcı da, elektrik süpürgesi faraşında taşıdığı bir faraş at bokunu antreye fırlatmış:
- Bakın, demiş; nasıl tertemiz, “bal dök yala” olacak elektrik süpürgesiyle temizleyince.
Daire sahibi hanım da:
- Gir istersen yala, demiş; elektrikler kesik.
***
Refah Partisi döneminde de, parti lideri; “Her Türk asker doğar” sloganını değiştirmişti:
- Her Türk, Müslüman doğar, gerçeği almıştı yerini...
***
Dr. ve şair Gülderen Alpagut’tan bir şiirle bitirelim yazıyı:

Kimler kalıp yaşamış,
Kimler terk edip gitmiş,
Hepsini zaman silmiş.
İçkimi yudumlarken,
Marmara’ya bakarken,
Bir hüzünle sarsıldım.
Neydi konuşulanlar,
Kimlerdi bu insanlar?
Soruyordu odalar...
Bu sesi duydum bir an...