02 Şubat 2017 Perşembe
İyi Yaşam

ÇEVRE BASKISI ŞiŞMANLATIYOR

24.06.2012

Toplum baskısı, bazen farklı dinler, bazen cinsel tercihler, bazen de farklı sebeplerle ayrımcılığı körükleyebiliyor. Şişman bireylerin de böyle bir baskı altında olduğunu hatırlatmak isterim...


Zayıf ve daha çekici vücuda sahip bir bireyseniz bunu fark etmediniz ki aslında bu normal, çünkü bu ayrımcılık çok belirgin olmayan bir şekilde yapılıyor. Sosyal ortamlarda veya iş görüşmelerinde maalesef diğerlerine göre daha formda olan bireylerin tercih edildiğini ortaya koyan pek çok durum var. Eğer fazla kilolu veya şişmansanız bu konudaki farkındalığınız, bazı şeyleri herkesten fazla görmenize neden olur. Toplum, şişmanlığın normal olmadığını maalesef pek çok şekilde ifade ediyor. Fazla kilosu olan çocuklar bile, daha okul günlerinin başından itibaren arkadaşlarının alaylarına maruz kalabiliyor.

Bu kısır döngüyü kırmak zor
Peki ama bu sosyal baskının sonucu ne oluyor? Bu, kilolu insanlara yardımcı mı oluyor? Tabii ki hayır, üstelik tam tersi etki bile yapabiliyor. Kilo almanın özellikle obezitenin temelinde genetik kalıtım ve klinik tablonun yanı sıra duygusal yemenin de etkili olduğu düşünülürse bu baskı, kilo sorunu olan kişiler üzerinde olumsuz etki yapıyor. Bireylerin ayrımcılığın farkında olarak hissettikleri olumsuz duygular, onları daha çok yemeğe yönlendirebiliyor. Yedikçe kilo alıyor, suçluluk ve pişmanlık duygularına kapılıyor, toplumun baskısını daha çok hissediyorlar. Kırılması gittikçe zorlaşan bir kısır döngü başlıyor. En kötüsüyse, bu baskı sonucu kilo sorunlarının sağlıksız diyetlerle giderilmeye çalışılması. Bu sağlıksız diyetler ‘başarılı’ olursa kişi sağlığını yitiriyor.

Özgüven aşılamak gerekiyor
Unutmayın ki sizin farkına bile varmadığınız bir bakışınız, surat ifadeniz, imalı bir lafınız veya iyi niyetle söylenmiş bir sözünüz, karşınızdaki insanda çok derin bir etki bırakıyor olabilir..
Kilo sorunu olan kişilerin mucizevi diyet arayışından çok özgüvenleri üzerine gidilmesi gerekiyor. Obezitenin psikolojisini irdeleyen araştırmacılar, terapi desteği ve bireyin çevresinin çok önemli olduğunu bildiriyor.


Herkes üzerine düşeni yapmalı; eğer eşiniz, çocuğunuz, anneniz veya arkadaşınız kiloluysa, ona gerçekten yardımcı olmak istiyorsanız bunun yolu, bozuk plak gibi sürekli ‘kilo vermesini’ söylemek olmamalı. Kimse kimseyi sadece bu konuda değil hiçbir konuda yargılama hakkına sahip değil. Özellikle ‘güzellik’ öylesine göreceli ve zamana endeksli bir kavram ki, olayı rakamsal boyuta indirmek en ilkel durum olarak karşımıza çıkıyor.
 

Pöpüler diyetlerin tuzağına düşmeyin

Bireylerin fazla yeme sebeplerini veya bozuk yemek yeme davranışlarını (ya hep ya hiç gibi veya tabağındakini sonuna kadar yeme, kutunun tamamını tüketme gibi) anlayarak çözüme gitmek gerekir. Durum, dışarıdan göründüğü kadar kolay olmayabilir. Araştırmalara göre obez bireylerin yüzde 25-30’unda klinik depresyon gözlenebiliyor. Bazen depresyondan kaynaklı obezite gelişirken, bazı vakalarda duygu durum bozukluğu, yemeğe sebep olarak obeziteyi tetikliyor. Her iki tabloda da bireyin diyet veya egzersizle başarılı sağlaması mümkün olmuyor. Bireyin mutlaka terapi desteği alması gerekiyor. Herkes ince olmak zorunda değil diye hep söylüyorum. Her bireyin kendini iyi hissettiği bir kilosu olabilir, bu ideal ölçülerden farklı da olabilir, kalıplar herkese uymayabilir. Neticede toplum, mutlulukla ince olmayı aynı kefeye koyuyor. O nedenle de, insanlar tüm yaşam sorunlarının çözümü için mantıken diyete başvuruyor. işte bu noktada kilo vermek uğruna popüler diyetlerin tuzağına düşmemek gerektiğinin önemle altını çizmek istiyorum.