25 Kasım 2014 Salı
Parçalı Bulutlu

MÜZiKLi BiR AŞK MEKTUBU

25.11.2014

Karışık kaset, bugünün gençlerine ne ifade ediyor bilmiyorum ama bizler için pek çok şey demekti. Ruh halimize uygun şarkıları peş peşe dizdiğimiz, kendimizi ifade etme şekliydi.
Aşık mı oluyoruz, hemen duygularımıza tercüman olacak taptaze aşk şarkılarından bir kaset yapardık ya da yaptırırdık. Öyle de bir adet vardı, listeni yapar plakçıya bırakırdın, onlar sana bir kaset doldururdu. İstiklal Caddesi’ndeki Kara Kedi bu işin pirlerindendi. Hele de Galatasaray Lisesi’nde okuyan bizler için...
  Bazen muhatabına gönderilmiş bir mektup olurdu bu kasetler. Şimdi hani mesaj içerikli şarkılarımızı Facebook’tan, Twitter’dan paylaşıyoruz ya, o hesap ama tabii daha çok emek olurdu içinde. Uğraşmış, kafa yormuş, seçmiş, sıralamış olurdun o şarkıları. Aşklara çaba harcanan dönemlerden söz ediyorum...

Sahici ve saf bir aşk hikayesi
  Yine bir Galatasaray Liseli Uygar Şirin’in ‘Karışık Kaset’i, tam da o dönemleri anlatan bir roman.
Daha doğrusu o dönemlerde başlayıp uzun aralıklarla 30’lu yaşlara kadar devam eden bir aşkı anlatıyor, şimdi de Tunç Şahin tarafından ruhuna çok uygun bir şekilde, beyaz perdeye uyarlanmış durumda.
 Kahramanlarımız Ulaş ile İrem, mahalleden arkadaşlar. Hemen belirteyim, bu iki karakterde Özge Özpirinçci ile Sarp Apak çok tatlı bir çift olmuş; onları izlemek bir keyif. Ulaş, biraz Nick Hornby’nin ‘High Fidelity’sindeki, sinemada ‘John Cusack’ ile can bulan ‘Rob’ gibi bir tip.
Müzik tutkusu, annesinin gözünde sürekli boş işlerle uğraşan babasından geçmiş. Babası, ki Bülent Emin Yarar tarafından şahane canlandırılmakta, geceleri odasına kapanıp bitmeyen bir kitap yazıyor: ‘Şarkılarla Hayatımız’. Annesi hiç anlamıyor onu.
İrem’e umutsuzca aşık olan Ulaş ise sürekli kendini ifade etmek için kasetler dolduruyor. Kasetlerin sonunda da soruyor: “İrem, benimle çıkar mısın?”
İrem de onu anlamıyor bir türlü.
Bu her an aşkını ilan etmek üzere cebinde dolaştırdığı ‘karışık kaset’ler yıllar içinde ‘karışık cd’ ve ‘karışık usb’ye dönüşüyor.
Değişmeyen tek şey, Ulaş’ın dile gelemeyen aşkı... Biz de seyirci koltuğumuzda oturup 90’ların, 2000’lerin ve 2010’lu yılların şarkıları eşliğinde bu sahici ve saf aşk hikayesini takip ediyoruz. Film bittiğinde insanın hemen gidip bir ‘karışık usb’ doldurası geliyor. Kırk saat konuşsan sözcüklerin yetersiz kaldığı duyguları bazen bir tek şarkı nasıl kısa yoldan anlatır.
Aşklarınızı şarkısız bırakmayın...

KARAKÖY’DE KAHVALTI EZİYETİ

Ne zaman bir semt ‘in’ olsa, orada açılan kafelerde kötü muamele görmeye başlıyorsun. Bir ara Cihangir böyleydi; sürekli garsonlardan azar işitirdin. Şimdilerde Karaköy. Sen orada bir sandalye bulduğun için ne kadar şanslı olduğunun farkında mısın acaba ki, güleryüz ve hizmet bekliyorsun?
Ben bunu en son ‘Nar’daki kahvaltı eziyetinin üzerine yazıyorum ama aslında bir tek orada geçerli değil. Genel olarak haddini bilmen, sessizce bir gün seninle ilgilenilmesini beklemen isteniyor müşteri olarak.
Menü istememizle başladı her şey.
Cevap, sert bir şekilde gelen “Menü kalmadı. Aşağıda menü bekleyen on beş kişi var!” oldu.  
 Bütün bunlara neden ise dünyanın en doğal şeyi gibi mekanda yeterli menü olmamasıymış. Sizinki de olabilecek en saçma istekmiş gibi bir tavırla söyleniyor. Birimizin ele geçirdiği menüden gözümüze ilk ilişen şeyi söylüyoruz, çünkü servis yapan kişinin bir ayağı eşikte ve bir kaçırırsak bir daha zor buluruz.
Zamanında Rumelihisarı’ndaki Nar’da neşe dolu kahvaltılar etmiş biri olarak can sıkıntısıyla ayrılıyorum mekandan. Karaköy’ün de gözden bir nebze düşeceği günlerde yeniden görüşmek umuduyla...