29 Kasım 2013 Cuma
Sinema

DENiZDE GEÇEN FiLMLER

15.11.2013

Bu hafta gösterime giren filmlerden biri “Sona Doğru/All Is Lost”. Filmde, Robert Redford’un canlandırdığı ana karakterin yatıyla Hint Okyanusu’nda deniz kazaları geçirmesini ve kurtulma çabalarını izliyoruz. J. D. Chandor’ın yönettiği film, sezonun en başarılı ABD yapımlarından biri olarak dikkat çekiyor. “Sona Doğru”, sinemanın denizde geçen filmler zincirine yeni bir yapım eklemişken, benzer şekilde denizde geçen filmleri hatırlayalım.

Tahlisiye Sandalı-Yaşamak istiyoruz
Lifeboat” (1944)

Alfred Hitchcock’un ilk anda akla gelmeyen yapımlarından olan filmin senaryosu John Steinbeck’in bir öyküsüne dayanıyordu. “Lifeboat”, Polanski gibi kariyerinin ilerleyen döneminde tek mekanda geçen filmlerle (“İp/Rope”, “Arka Pencere/Rear Window”) alkış alacak Hitchcock’un tek mekandaki ilk denemesiydi. 2. Dünya Savaşı sırasında geçen hikayede, batan bir gemiden kendilerini sandala atabilen, değişik sosyal sınıflardan insanlar, gemiyi batıran denizaltıdan bir Alman askerini de yanlarına alıyor, gerilim yükseliyordu. Üç dalda Akademi Ödülü adayı olan film, Hitchcock’un yönetmenlik dehasının ortaya çıktığı pek çok yapımdan biri.

Mukaddes Vazife
Das Boot (1981)

Wolfgang Petersen’in yönettiği Alman yapımı film, 2. Dünya Savaşı sırasında bir denizaltında geçiyordu. Tek mekan olarak denizaltını kullanan film, buradaki askerler arasındaki gerilimi uzun seyir süresini hissettirmeden izleyiciye geçiriyordu. Filmin başarısı Petersen’e Hollywood’a transfer olma kapısını da açtı.

Moby DIck (1956)
Dönemin büyük yönetmenlerinden John Huston’ın, Hermen Melville’in klasik eserinden uyarladığı film de klasikleşmiş bir yapım. Filmin senaryosunda bilimkurgu edebiyatının önde gelen isimlerinden Ray Bradbury’nin imzasının olmasının da etkisi olmuştur şüphesiz. Başrollerinde Gregory Peck, Richard Basehart ve Leo Genn’i bulunduğu film, Kaptan Ahab’in balina Moby Dick’i avlama konusundaki saplantısını konu alıyordu.

KnIfe In the Water
Nuz w wodzie” (1962)

Roman Polanski’nin ilk uzun metrajlı filmi “Knife in the Water”, denizi karakterleri soyutlayıp aralarındaki ilişkilerde tansiyonun artmasına yol açan bir izolasyon olarak kullanıyordu. Orta yaşlı bir çift, yat gezilerine yolda arabalarına aldıkları genç bir otostopçuyu davet ediyor, deniz yolculuğu şiddete uzanan bir psikolojik gerilime dönüşüyordu. Polanski’nin tek mekandaki hakimiyeti, ileriki yıllarda inşa edeceği parlak kariyerin habercisiydi.

Pi’nin Yaşamı
Life of Pi (2012)

Ang Lee’nin büyük beğeni toplayan spiritüel filmi “Pi’nin Yaşamı”nda ağırlıklı olarak denizde bir sandalda kalan ana karakter ve Richard Parker adlı Bengal kaplanın hikayesini görüyorduk. Özellikle 3D kullanımıyla dikkat çeken film, denizde hayatta kalma hikayesi anlatıyordu.