28 Ağustos 2013 Çarşamba
Gülüm Dağlı
Gülüm Dağlı gulum.dagli@milliyet.com.tr
NE Ki ŞiMDi BU?

BU ALBÜM iÇKi MASASINDA DiNLENiR

01.12.2010

Sıla’ya karşı duyduğum antipatiyi, yeni albümüyle bizzat Sıla’nın kendisi kırdı...

Cadde’de çalışmaya başladığım ilk altı ay boyunca Sıla’nın ‘Sevişmeden Uyumayalım’ şarkısını dinledim. Yanımda oturan sayfa sekreteri arkadaşımız Atakan Yenici, devamlı bu şarkıyı çalıyordu bilgisayarında. Sabah akşam, kesintisiz, sürekli tekrarlayan periyotlarla... Yetmezmiş gibi bir de masaya elleriyle vurup tempo tutarak eşlik ediyordu: “Sevişmeden uyuyalım, konuşmadan ölmeyelim” gibi garip laflarla üstelik. Şarkının doğrusunu asla ezberleyemedi.
Ama bir gün geldi, Atakan da acı gerçekle yüzleşti: “Aaaa burada ‘sevişmeden uyumayalım’ diyormuş kadın!” diye şaşırarak şarkıyı durdurdu. O günden sonra rahat bir nefes aldık ekipçe. Sıla mevzusu sonsuza kadar kapandı. Atakan da bir daha o şarkıyı çalmadı.
Bu olay, Sıla’nın sesine karşı ciddi bir antipati duymama sebep oldu tabii. Günde sekiz saat aynı şarkıyı dinlemekten ileri gelen, haklı bir gıcıklık... Hem sinir oluyorsunuz, hem dilinize onun şarkıları dolanıyor. Sizden başka herkes onu çok seviyor. İstiklal’de onun şarkıları çalıyor. Dayanılmaz bir durumdu… Neyse ki artık bitti. Sıla’nın yeni albümünün, beni bu bunalımdan kurtardığını müjdelemek isterim. Garip bir şekilde bu albüme çok ısındım.

Bir film ya da roman gibi
Yeni albüm ‘Konuşmadığımız Şeyler Var’ üzücü bir aşk filmine benziyor. Ya da sürükleyici bir romana… Dinlerken gözünüzün önünden hayaletler, anılar, denizler, ölüler geçiyor: Eski manitalar, eski yazlar, kaybettiğiniz insanlar, hatalar, hayal kırıklıkları falan filan. Anında duygusala bağlıyorsunuz yani. Bir kadeh şarap arıyor sağ eliniz, diğeri habire saçları karıştırıyor. Normal hareketler değil bunlar, kabul ediyorum. Ama Sıla da pek normal şarkılar yapmamış açık söylemek gerekirse.
Bir kere ‘Sevişmeden Uyumayalım’ gibi, ‘slogan’ parçalar (‘Gol’ hariç) yok bu albümde. Öyle garip garip laflar edilmiyor. Alain Delon gibi mutlu da etmiyor, dans da ettirmiyor. Daha ziyade üzüyor, bozuyor, insanın canı meze filan istiyor.
Benim favorim, pis kokan bir minibüsün içinde gözlerimin dolmasına sebep olan şarkı ‘Zamanında’. Beş dakika sürüyor ama beş saat dayak yemiş gibi hissediyorsunuz bitince. “Zamanında iyimserdik” diyor Sıla, “Hiç olmaz zannettik ayrılıklar.” Nakaratında da “Güzeldim ben o yazlar kadar zamanında” diyor, “Ailem çoktu. Yazın bu kadar ağlamak yoktu.” Hemen ardından başlayan ‘Vur Kadehi Ustam’ da pek farklı değil. Bir musiki havasında başlıyor ve insana “İki satırlık adamları musallat ettik ömrümüze, bundandır böyle dibe vuruşumuz” diye isyana sürüklüyor. Anlayacağınız pek acıklı. Öyle sevişmeye uyumaya filan benzemiyor.