14 Mayıs 2013 Salı

Tehlikeli eşik mi, hani?

14.05.2013

Dünyadaki karbondioksit seviyesi, cuma günü milyonda 400 parçacığa     (400 ppm) ulaştı. Bu bir rekor çünkü iklim değişikliği için tehlike sınırını geçmiş sayılıyoruz

Grafik, ‘Yeşil Ekonomi’ dergisinden alınmıştır.

Bilim insanları, atmosferdeki karbondioksit miktarının oranı en fazla milyonda 350 parçacık olması gerektiğinde hemfikir. Bu, ‘geri dönülebilir’ bir seviye. Geçen hafta itibarıyla gezegenimiz     400 parçaçığa intikal etti.
İyi de, bu ne demek? Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Kampanyası Sorumlusu Pınar Aksoğan, “Sadece son bir yüzyıl içerisinde fosil yakıt bağımlılığı, uygarlığın geliştiği iklim şartlarını değiştirdi... Bu değişim, bizim adaptasyon kapasitemizin çok daha üzerinde bir güce sahip. İnsanlar bugünden iklim değişikliğinin etkileri sebebiyle sıkıntı çekmeye başladı” diyor.
Nedir bunlar? Küçük ada ülkeleri sular altında kalacağı için insanlar göçe zorlanıyor... Tropik siklonlarda artışlar var, ekstrem hava olayları daha sık görülüyor. Bunların ekoloji, insan ve ekonomi üzerinde ciddi kayıplara neden olduğunu görüyoruz. Türkiye’deyse hem kuraklığın, hem sel baskınlarının artması gerçeğiyle karşı karşıyayız. Fakat devletler hâlâ ‘büyümek’ uğruna karbon     salımını azaltmak için yeterli     önlemleri almıyor.   

Yılda yüzde 3.92  artırıyoruz
Atmosferdeki mevcut karbondioksit miktarı, her yıl yaklaşık 2 ppm artıyor. Bu oran, güvenli sınırın çok üzerinde. Karbondioksit miktarı milyonda     350 parçacığa inmezse iklim değişikliğinden kaynaklanan felaketler, önümüzdeki yıllarda  artarak devam edecek...
Türkiye, tüm Avrupa, Kuzey Amerika, Pasifik ülkeleri arasında iklim değişikliğine neden olan gaz salımları en hızlı artan ülke.     Hatta bugün iklim tartışmalarının odağı olan Çin’den bile daha hızlı artış gösteriyoruz!
İklim uzmanı Önder Algedik, ‘Yeşil Ekonomi’de geçen ay yayımlanan yazısında şöyle açıklıyor durumu: “Yüzde 124’lük bir artışla 422.2 milyon ton karbondioksit eşitine ulaşan Türkiye’nin 2011 yılı sera gazı envanteri, 1990 yılından bu yana salımların yıllık ortalama yüzde 3.92 arttığını ortaya koyuyor. 2010’a göreyse yüzde 5.1’lik bir artış anlamına geliyor. Yani iklim değişikliği için atılması gereken adımla Türkiye’nin yapması     gereken arasındaki makas her geçen gün büyüyor.”

Pek yakında: Felaket
Türkiye özelinde, 2012-2013 kışı günlük meteoroloji verilerinin aşırılıklara cereyan ettiği bir dönem oldu... Algedik, bugün     yaşadıklarımızın 90’lı yıllarda saldığımız sera gazlarının etkisi olduğunu belirtiyor: “Atmosfere     salınan her karbondioksit     molekülü, belli bir zaman sonra iklim değişikliğinde etkisini     ortaya koyuyor.”
Yani daha felaketi kucaklamadık, temelini bugünden attık! Türkiye’nin sera gazı envanterini inceleyen yazara göre, yaklaşık 20 milyon ton karbondioksit     eşdeğeri artışın en büyük kısmı (16.2 milyon ton) enerji kaynaklı... Bunun çoğu, doğalgaz ve kömüre bağlı. Ancak ulaşım da (arabalar, uçaklar) sera gazı salımını 3.4 milyon ton artırmış.     İlginçtir, 3.4 milyon tonluk artışı, demir-çelik ve çimento sektörüne borçluyuz. Bu rakam, endüstri kaynaklı salımın toplamından büyük. Yaşasın inşaat!
Bilimin, teknolojinin ve evet, yaşamın değil de inşaatın, kirli enerjinin kutsandığı bir ülkede yaşıyoruz. İklim değişikliğiyle mücadele etmek ne mümkün? Çok değil, 5-10 yıl sonra yaşanacak felaketlerin tohumları,     “Gelişeceğiz” naralarıyla bugünden atılıyor. Haberiniz ola.
Algedik’in yazısını bu linkten okuyabilirsiniz:

http://yesilekonomi.com/kose-yazilari/onder-algedik/turkiyenin-iklim-envanteri-tarih-artik-bugundur

KÖMÜRE YATIRIM SÜRÜYOR

* Türkiye’de planlanan 50 kömürlü termik santral var, bunlar hayata geçtiği takdirde Türkiye’nin karbon salımı yüzde 50 artacak. Kömür, dünya üzerindeki karbondioksit salımlarının yüzde 41’inden sorumlu ve iklim değişikliğine en çok neden olan enerji türü.
* Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali İhsan Bozkurt: “Türkiye’de çok fazla termik santral var. 100 megawat gücündeki termik santralin doğaya attığı kaç ton sülfürik asit ve partikül olduğunu bilsek, o zaman nükleer enerjiden önce bu santrali konuşmamız gerektiğini görürüz.” (7 Mayıs)