02 Mayıs 2013 Perşembe
Parçalı Bulutlu

Size girmeyin denmedi mi?

03.05.2013


Bu 80 sonrasında doğan kuşak ne kadar başarılı bir proje sonucu oldu. Bir şey, iktidar kabul ettikleri bir merci tarafından yasaklandığı zaman hiç sorgu sual etmiyor, onu olduğu gibi alıp kabul ediyor. O yasağı uslu uslu kabul edip uymayanları da kraldan bin kat kralcı bir tavırla derhal terörist ilan edip, başlarına ne geldiyse hak ettikleri kanaatine varıyorlar. Büyüklerimizden “Taksim’e girilmeyecek” buyruğu geldi, yine de girdin mi? Artık gaz bombasını da hak etmişsin demektir, yaralanmayı da, hatta ölmeyi de... Bu da insana müthiş bir iç huzuru veriyor anladığım kadarıyla. 17 yaşındaki güzelim bir işçi kızı misal, kafatasını kıran gaz bombası nedeniyle ölüm kalım mücadelesi verirken,
70 küsür yaşındaki Genco Erkal, biber gazı yiyip apartman arasına sığınırken, yüzlerce insan sokaklarda perişan olurken, rahat rahat bilgisayarın başına oturup tıkır tıkır “Kardeşim size Taksim’e çıkmayın dendi mi? Dendiiii. Polisin önlem aldığını bilmiyor muydunuz? Biliyordunuz. Eeee? O zaman polis haklı. Zaten gördüklerimiz de hiç işçiye benzemiyor, bunlar terörist, efendim provokatör” vesaire vesaire diye döktürebiliyorlar.
Bunları yazma nedenim, ünlü olduğu için Twitter’da da kalmayıp internet sitelerine de sıçrayan değerli görüşleri nedeniyle, Şahan Gökbakar, evet. Ama kendisi kuşağının da ‘yüzakı’ bir temsilcisi, aynı zamanda. Çünkü onun gibi oturup “Yasağa uymazsanız başınıza işte bu gelir” şeklinde ahkâm kesen sayısız iktidarla uyumlu ‘genç’ var. Emek Sineması meselesinde de kendilerini gösterdiler nitekim, o zaman da o sokağa girmek istedikleri için hak etmişti memleketin sinemacısı, gazetecisi, seyircisi biber gazlarını, tazyikli suları. Onlara gösterilen kum havuzunda kova kürekle oynamak yerine “Neden giremiyoruz?” diye sordukları ve aldıkları cevabı mantıklı bulmayınca o yasağa uymayı reddettikleri için... O arada bu ‘geleceğimizin teminatı’ güzel çocuklar yine yol gösteriyordu, ellerindeki sosyal medya aracından: “Size girmeyin denmedi mi? Dendi. Eeee? Neyi zorluyorsunuz?” Zorlama, sorma, sorgulama, kasma, yorma,
yorulma... Böyle bir hayat felsefeleri var. Apolitik olmakla gurur duymaları da cabası...
Emrah Serbes’i izledim sonra Hilmi Hacaloğlu’nun ‘Şimdi Söz Sizde’sinde. O tam bir “Çok şükür onlar da var” örneği. Ne korkusu var, ne ‘yassah’ tanıdığı. “Polis insanları öldürmeye çalıştı” diyor. “Dava mı açacaklar, açsınlar, ilk defa olmayacak” diyor. O sırada bir çocuk, ‘can güvenliğini korumakla görevli’ polisin attığı gaz bombası nedeniyle yaşam savaşı veriyor. Bildiğimiz bu. Bunun ‘ama’sı, ‘fakat’ı, ‘iyi de’si olur mu?

Burası yol geçen hanı mı?
Genç kızlarımızın göz bebeği Justin Bieber’ın Atatürk Havalimanı’nda sergilediği korkunç tavır, bir kez daha gözler önüne serdi milli komplekslerimizi... Kendisi dünya çapında bir şöhret evet, ama gittiği başka hangi ülkede pasaport kontrolünden kaçıp polisi arkasından koşturabilir? Arabasından inmeyi reddedip polisi kontrolü araç içinde yapmaya zorlayabilir? “Kosova’da donuna kadar soydular, biz de öyle yapaydık” demiyorum elbette, “Bu kadar ünlü bir ismi sorguya çekeydik” de demiyorum ama bu da fazla zavallı bir tavır değil mi artık?... Bu ne demek, her ünlü kafasına göre kontrolsüz ülkeye girip polisi peşinden koşturabilir mi mesela? Yoksa bir ‘şöhretmetre’ mi kullanılacak, “Bunun pasaport kontrolüne girmesine gerek yok, bunun var” diye?