16 Nisan 2013 Salı
Ferhan İstanbullu
Ferhan İstanbullu ferhanist@gmail.com
Spot

KARİZMATİK KİMONOLAR

16.04.2013

İlkbahar modasının dikkati çeken yeniliklerinden biri, tasarımcıların normalde ‘kostüm’ gözüyle baktığımız kimonoyu ehlileştirip gece-gündüz giyilebilecek bir hale getirmiş olması

Bu yaz kimonodan esinlenmiş bluzları, ince ceketleri hem lüks markaların hem de sokak modasının devlerinin koleksiyonunda bol bol göreceksiniz. Misal, Koton koleksiyonunda yer alan kimono... İlk duyduğunuzda “İşe giderken bu nasıl giyilir?” diye kafanızı karıştıracak bu kostüm-tasarımı, gündelik hayata adapte etmişler. Benim bir dergide rastlayıp peşine düştüğüm kimonolardaysa Claire Louise Frost imzası var. Frost, bu şık ve konforlu tasarıma hayranlığının evde dedesinden kalma kimonoyu giyerken başladığını anlatıyor.
Kimonolar, meraklılarını önce rahatlığı, sonra eleganlığıyla tavlıyor. Bu tasarıma dair sevdiğim diğer bir ayrıntı da maskülen bir zarafetinin olması. Evin içinde de sahilde de kısa versiyonlarıyla şehirde de giyilmeye uygun. Claire Louise Frost’un kimono tasarımlarının desenlerinin aklımda yer etmelerinin bir diğer nedeni. İki farklı modelde çalışmış Frost; kısa olanlara ‘hippari’ ve uzun, bol kollu olana ‘kimono’ adını vermiş.     Desenler de iki türde; ‘Blue     Chain’ ve ‘Black Domino’.     Ben Blue Chain desenini         özellikle beğendim. Tasarımları
www.claireflouisefrost.com     sitesinden ve İstanbul’daki Sofa Boutique’den bulmanız mümkün. Kimono ikonik bir tasarım; geleneksel kumaşları ve kendine özgü tasarımıyla bir klasik...
Bu şık parçayı şehirde zarif bir pantolon ve atletle eşleştirdiğinizde ya da sahilde mayo üzerine giydiğinizde kimononun karizmasından siz de sebepleniyor olacaksınız.

NiŞANTAŞI’NDAN BiR ÖNERi

Maçka’da önünden geçerken siyah ve ahşap tonlarındaki dekorasyonunu beğendiğim ama çok pahalı olduğunu düşünerek girmediğim bir restoran vardı; Park Hyatt Otel’in girişindeki The Prime. Şeytanın bacağını kırıp geçenlerde bir akşam yemeğine gitim. Burası aynı zamanda bir otel lokantası olduğu için servisin de 5 yıldız ayarında olduğunu belirterek gireyim  konuya...
Paravanlarla ayrılmış locaları, bence restoranın en şık köşeleri. Mönüsünü farkı öncelikle ızgara etleri ve deniz ürünü seçenekleriyle yaratmış. Diğer bir seçenek; ızgara ördekse bende en heyecan yaratan önerileri oldu. Izgaraların hazırlandığı ‘show kitchen’a karşı şefleri harıl harıl çalışırken yemek yemek de ayrı bir keyif. Mekânın maskülen ve gösterişli dekorasyonuysa gözümü boş yere korkutmuş; fiyatlar bu klasik şıklığın insana “Pahalıdır” dedirten bareminin kesinlikle altında. Hatta bir de öğle yemeği için set fiyat önerileri var. 2 seçenekli öğle mönüsü 49 TL; başlangıç, ana yemek ve tatlıdan oluşan mönüsüyse 59 TL’den sunuluyor.
Nişantaşı şık kafelerden, restoranlardan geçilmiyor. Lakin hiçbirinde sessiz, sakin bir toplantı yapmak, hem kalabalıktan hem de herkesin tanıdık olmasından dolayı mümkün değil. The Prime, bence sakin bir ortamda çok lezzetli yemekleri adam gibi servisle tadabileceğiniz bir yer olmuş. Benzer arayışları olanların, hep ‘yeni’yi arayanların aklında bulunsun.

EN SEVDİĞİM HEDİYELİKLER

Hediye almayı gerektiren sosyal haller için tercihim hep yaşanılan mekânlara; eve dair bir şeyler seçmek oluyor. John Derian markalı dekoratif tabaklar favorilerimden; ofiste masanıza da, evin farklı köşelerine de nefis desenleriyle renk katıyor. John Derian New York merkezli bir tasarım stüdyosu. Markanın zarif tasarımlarını İstanbul’un en şık konsept mağazalarından Midnight Express’te bulabilirsiniz.