09 Nisan 2013 Salı

Emek rezaleti

09.04.2013

Devlet şiddeti, bu kez sinemaseverleri hedef aldı. Yoluna çıkan her eleştiriyi, her hak arayışını ezip geçen bu anlayış, Emek Sineması’yla doruk noktasına ulaştı. Tebrikler!

Emek Sineması yıkımını protesto etmek için toplanan binlerce insan, pazar günü polis şiddetiyle geri püskürtüldü. Sinema sanatçıları, yönetmenleri ve emekçilerine biber gazı ve tazyikli su sıkıldı. Gözaltına alınanlar da oldu.
Peki ‘suç’ları neydi bu insanların? Çok
basit: Emek Sineması’nı korumak, sahip çıkmak! İnşaatın kuralına uygun yapılmadığını haykırmak!
Costa Gavras, Mike Newell gibi Avrupalı yönetmenlerin de arasında bulunduğu protestocuların ‘terörist’ muamelesi görmesi, bu ülkede en temel, en masum hak arama çabasının bile nasıl sonuçlandığını açık bir şekilde ortaya koyuyor.
Kanunmuş, kültürmüş, tabiat varlığıymış, kamu malıymış, hiçbir sınır tanımıyor devletimiz.  Her şeye bir kılıf uyduruluyor. Yeter ki
para aksın. Yeter ki devletimiz ‘olur’u versin.
Geri kalan her şey yıkılabilir, bozulabilir, talan edilebilir.

Kültür katliamının bedeli
Uluslararası bir skandala doğru kanat açan bu vahim kültür katliamının Türkiye’ye bedeli, çok ama çok ağır olacak.
Emek ve Serkildoryan Binası’nı ‘yenileyen’ Kamer İnşaat’ın harcadığı paralar, yarattığı zararın yanında solda sıfır kalır!
Bizi yönetenler sanıyor ki, 3-5 Hollywood filmi İstanbul’da çekilince ‘kültürel çekim gücü’müz artıyor.
İstediğiniz kadar yabancı oyuncularla poz verin, fiyakalı törenler yapın, yurt dışında reklam verin...  
Emek Sineması’ndaki devlet şiddetini kimseye anlatamazsınız. Sinemaseveri, sanatı, kültürü karşısına alan bir devletin, demokrasi için çabaladığına inandıramazsınız.
Her şeyden evvel, kendi halkınızı inandıramazsınız!
Emek için orada bulunan, çabalayanların kıymetini biz biliyoruz... Yıllardır Emek için yazan, İstanbul ve sinema tarihindeki değerini anlatmaya çalışan sinema yazarı Atilla Dorsay, yıkımı gözleriyle görmek için binaya girdiği cuma günü tartaklandı.

Sabah Dorsay’a sahip çıkmadı
“İnşaatın her aşamasını izleyebilirsiniz” diye zamanında beyanat veren Kamer İnşaat, neyi gizliyor bizden?
Kaba kuvvetle sinema yazarlarına saldırmak, hangi ülkede mümkün olabilir? Bunun hesabını kimse sormayacak mı?
Dorsay dün, “Benim için artık ne sözün, ne de yazının önemi kaldı. Bu belki, artık sessiz kalmanın çığlık atmaktan daha önem kazandığı bir durumdu ve bırakmak kaçınılmaz oldu” diyerek sinema yazarlığını bıraktığını açıkladı.
Sabah gazetesi, Dorsay’a yapılan bu akıl almaz terbiyesizliği, saldırıyı ne kınadı, ne de yılların sinema yazarına sahip çıktı. Gazeteciye kurumu sahip çıkmazsa kim çıkacak?
Hep aynı korkaklık, aynı sessizlik, aynı değer bilmezlik.... Her geçen gün ‘sesini çıkaran’ bir başka değeri kaybediyoruz basından.
Gazete yönetimleri, tiraj raporlarına
bakarak ‘hiçbir şeyin değişmediğine’ kendilerini inandırmaya devam etsinler. Ne kadar
onarılmaz bir zarara göz yumduklarını,
zamanla görecekler. Ve her şeyin parayla ölçülemeyeceğini.
Dorsay’ın yanındayız... Siz ne yaparsanız yapın. Emek bizimdir, İstanbul bizimdir!

TWITTER AKTiViZMi YETMEZ ERDOĞAN!

* Tuncel Kurtiz, Derya Alabora, Ahmet Mümtaz Taylan, Onur Ünlü, Erden Kıral, Cengiz Bozkurt, Devin Özgür Çınar, Serra Yılmaz, Aslı Özge, Seren Yüce’ye, Emek’e sahip çıktıkları, protestoya katıldıkları için teşekkür ederiz.
* Ancak Emek’in ve sinemanın sesi, ancak orada bulunma cesaretini gösteren daha fazla ünlü isimle güçlenebilir. Yılmaz Erdoğan’ın yaptığı gibi Twitter’dan ‘kınama’ yapmak yetmez, bizzat orada bulunmak gerekir.   
* Sahi, nerede sinemamızın diğer ünlüleri? Nerede barış misyoneri Kadir İnanır, nerede ‘sinemanın sultan’ları? Hadi Türkan Şoray’ı Hülya Koçyiğit’i geçtim, Cem Yılmaz gibi, Beren Saat popüler isimler nerede? Hiç mi vicdanları sızlamaz?