10 Şubat 2013 Pazar

“EN iYi OYUNCULAR KOMEDYENLER”

Star’ın yeni dizisi ‘İbret-i Ailem’ bu akşam başlıyor. Başrol oyuncularından Zafer Algöz’le diziyi, oyunculuğu ve İstanbul’u konuştuk

“EN iYi OYUNCULAR KOMEDYENLER”

 ‘İbret-i Ailem’de sizi cezbeden ne oldu?
Absürd bir komedi olması hoşuma gitti. Metin güzel, sesli çekim, kadrosu iyi... Geniş oyuncu kadrosu olan ve çok hikayenin barındığı senaryoları toparlamak, anlamak güç oluyor. Ama bu dizide, çekirdek bir aile ve ana kadroya hizmet eden yan karakterler var. Beni en çok cezbeden tarafları bunlar oldu. 


 Projeyi kabul etmenizde  karakterin etkisi olmadı mı? 
Elbette... Böyle alt kültürden insanları oynamak hoşuma gidiyor. Akıllı geçinen, kendini sürekli vazgeçilmez sanan o tipler üzerindeki gözlemlerime güvenerek rolü bana teklif ettiler herhalde. 


 Biraz bahsedebilir misiniz  canlandırdığınız karakterden?Beni oynadığım ‘Yaşar’, memurluktan erken emekli olmuş bir aile babası. Ticaret yapıp parayı bulacağını düşünüyor. Hep yeni projeleri var ama geliştirdiği projenin altında kalıyor. Buna rağmen yılmadan çabalamaya devam ediyor. Bu yoldaki en büyük yardımcısı Kenan. En büyük kösteğiyse ailesi.  


 Nasıl bir aile sizinki?
Normal standartlarda bir Türk ailesi gibi görünüyor ama değil. Kendini çok akıllı zanneden ama kafayı yemiş, söğüşlenmeye hazır bir baba, o benim. İnsan yaşlandıkça çocuklaşır, büyükbaba (Müjdat Gezen) tam tersine yaşlandıkça gençleşiyor. Adam kendini 16-17 yaşlarında delikanlı zannediyor. Kızımız (Gonca Vuslateri) deli, oğlumuz (Olkan Serdar Yıldız) salak. Anneyi de Şebnem Sönmez oynuyor. 


 Kamera arkasında ekibin uyumu nasıl?
Biz çekerken eğleniyoruz, inşallah izleyenler de beğenir. 


 Daha önce, “Projelerde  yapımcıya 13 bölüm garantisi  verilirse, televizyon dizilerinin  kalitesi yükselecek” demişsiniz...
Aynen! Kendinizi yapımcı firmanın yerine koyun. Televizyon dizisi yapmak için bir kanalla anlaşıyorsunuz, dünya masraf ve yükümlülüğün altına giriyorsunuz. Bir sorumluluğunuz var, maddi anlamda bir yükün altındasınız. 50-60 kişilik bir ekip... Bütün bu ekip o projeye güvenerek yola çıkıyor. Kanalla anlaşıyorsunuz, iki bölüm sonra “Aaa biz bu dizinin reytingini beğenmedik, hadi kaldıralım” diyorlar. Böyle olunca en başta yapımcı mağdur kalıyor. Oyuncular sorumlu tutuluyor, “Bunun da yaptığı iş tutmadı” diye. Kanalların  televizyon dizilerinin arkasında  durması lazım.

 Sizin de bir dizi projeniz var değil mi?
Evet. Yazım aşamasında hâlâ. Dördüncü bölümü yazıldı, 13 bölümün tamamlanmasını bekliyoruz. Dizi devam ederken senaryo değişiklikleri de olabiliyor, halbuki öyle olmaması lazım. Baştan neyi çekip neyi çekmeyeceğini insanın bilmesi lazım.

“Kuzguncuk semt değil, mesire yeri”

‘Mor Menekşeler’ bitti, hiç ara vermeden bu proje başladı. Önceki dizimin çekimleri Eskişehir’de yapıldığı için, Eskişehir-İstanbul hattını kamyon şoförlerinden daha iyi öğrendim (gülüyor). Bu dizide çok fazla mekan yok. Ulaşımı gayet rahat. Mesela ev sahnesi Büyükçekmece’de, ofis sahnesi Kurtköy’de olsaydı çok daha zor olurdu. İstanbul’da dizi çekmek çok zor, bu trafik ve koşullarda. Kuzguncuk’u İstanbul’un bir semti değil, mesire yeri gibi görüyorum. Sanki İstanbul’dan bağımsız, şehre çok yakın bir köyde çekim yapıyoruz.

OYUNCU HER ŞEYİ OYNAMALI

Komedi oyuncusu olarak anılmak sizi rahatsız ediyor mu? 
Bir tek bizim ülkemizde komedyen, drama oyuncusu diye bir ayrım var. Bana göre oyuncu her şeyi oynamalı. Bizde şöyle de saçmalıklar da oluyor; Yılın En İyi Erkek Oyuncusu Ödülü ve Komedi Dalında Yılın En İyi Erkek Oyuncusu ödülü. Eğer bir adam komedi dalında ödül almışsa zaten en iyi odur. Çünkü en iyi oyuncular komedyenlerdir. En İyi Drama Erkek Oyuncu, Müzikal Komedi Dalında En iyi Erkek Oyuncu. Bu bana göre komedinin çok hafife alındığını gösterir. Zafer Ergin’e yıllar önce Yılın En İyi Komedi-Müzikal Oyuncusu dalında ödül vermişlerdi, o da sahneye çıktığında dedi ki, “Çok teşekkür ederim. Ama bizim  oyunumuz komedi değildi, ben de oyunda değil şarkı söylemek, ıslık bile çalmıyordum.” Müzikal ödülü vermişler...

 

SENEM AYDIN senem.aydin@milliyet.com.tr