09 Eylül 2012 Pazar
PUCCA -
PUCCA - .
AYNISININ LACiVERTi

“HOŞÇAKAL” DiYEMEMEK...

09.09.2012

Bence yeni çağın kadın sorunlarından biri, “Hayır” diyememek, birinden ayrıldığını söyleyememek olmalı, o kadar zor ve karmaşık ki o ayrılmak istediğini fark edip bunu dile getirmek

Zamanında ayrı şehirlerde yaşayacağımız için artık bu ilişkinin sürmeyeceğinin farkında olduğum bir erkek arkadaşım vardı. Ne kendime acı çektireyim, ne de onu uğraştırayım diyerek ayrılmaya karar verdim. Evde günlerce ayrılık denemeleri yaptım, kendi kendime konuşma metinleri hazırladım, bahanelerimi sıraladım. Sonra adamın karşısına geçtim konuşmak için, yüzünü görünce bir anda vazgeçtim, ayrılamadım. Niyeyse sanki ayrılırsam o kahrolacak, kendini yerden yere atacak, dağlara taşlara vuracak başını beni kaybetti diye gibi geliyordu. Ya da “Ayrılalım” dediğim zaman hemen dizlerinin üzerine çöküp bana yalvaracakmış gibi hissediyorum. Sonra ne oldu, ben ayrılalım diyemiyorum ama adam çotanak diye gelip, “Canım ya bu ilişki beni yormaya başladı, boğulduğumu hissediyorum, hadi eyvallah” dedi. Ardından günlerce ağlamalar, Sezen Aksu şarkıları, sınırsız yemek ve arkadaş beyni tecavüzü...

“Hayır” diyememe sendorumu!
O yüzden “Acıma, acınacak hale düşersin” diye bir söz var ya, hah o işte tam bu olaya cuk diye oturuyor. Hoş ben niye acıyorsam onu da bilmiyorum, bilinçaltımda kendimi ilişkide bir dinamo, adeta yapı taşı gibi görüyor olmalıyım. Oysa öyle bir şey yok tabii, “Ayrılalım” dediğim an, arkalarına bakmadan koşacaklarını da biliyorum. Sanırım birini üzdüğüm zaman beni sevmeyeceğinden korkuyorum, ‘Hayır Diyememe Sendromu’nun asıl kaynağı da bu olmalı. Beni bir daha ya sevmezse, ya benden neret ederse korkusu. Arkadaşım doğum gününe çağırıyor mesela beni, gidemeyeceğim kabak gibi belli ama ben yine de “Kesin geliyorum” diyorum, sonra da gelemeyeceğim için binlerce yalan söylemek zorunda kalıyorum. Ya da tatil planı yapıyoruz topluca, tatilde de oysa başka bir planım var ama orada o insanlara onu söylemek istemiyorum. Sanki o atmosferi bozacakmışım gibi geliyor, o yüzden ben de “Evet süper, kesinlikle Kaş’a gitmeliyiz” diye veriyorum gazı. Sonra Kaş’a gideceğimiz sabah “Ben gelemiyorum, boğazlarım çok şiş, zaten toplantım da var son dakika koydular, belki yarın gelebilirim, siz gidin” diyorum. Yani hâlâ umut verme sürecindeyim, hala beni plandan ayrı koymasınlar derdindeyim.

Biraz ilişkiler gibi
Sadece tabii bunlar değil, mesela işten de ayrılamama durumuna sahiptim bir ara, onun da nedeni ne zaman ayrılmaya karar versem o gün ofiste harika şeyler oluyordu. Ben de “Bu kadar güzel şeyi nasıl kaçırabilirim, burası harika salak mıyım başka işe gideyim?” diyorum. Sonra aradan 2-3 gün geçiyor ben yine ‘bu işten ayrılmam gerek’ stresine giriyorum. Bu biraz ilişkiler gibi oluyor aslında, tam gitmeye karar verince, ardında bırakacağın şey çok harika görünüyor, vazgeçmek için hazır hissetmiyorum kendimi o an, sonra uzadıkça uzuyor beni yoruyor, karşımdakini sıkıyor, aklımda gitmek kalbimde kalmak oluyor, sonrası sıkıntı, bunalım ve dengesizlikler...

Bu son yazım
Bu kadar şeyi sadece bu yazının bugün Cadde’deki son yazım olduğunu söylemek için yazdım. Hayatımda ilk defa olgunluk yapıp, birilerine “Hoşçakal” diyorum. 2 yıldan fazladır her pazar sizinle bütün saçmalıklarımı paylaşıyordum, siz de “N’apıyorsun ya sen?” demeden okuyordunuz. Teşekkür ederim. Yeni projeler için sanırım biraz zaman kazanmam lazımdı, Cadde ekibine çok teşekkür ederim ayrıca, beni de beraber gittikleri yolda yanlarına aldıkları için. Hepimizin yolunun açık olması dileğiyle, umarım her şey çok güzel olur.

Yazının Norma’sı: “Senin için her şeyi yaparım”la “Ben sana ne yaptım ya, bizi bu hale getirdin?” arasında geçen zaman dilimine ilişki denir, maalesef...