30 Haziran 2012 Cumartesi
Çetin Altan
Çetin Altan c.altan@bnet.net.tr
Şeytanın gör dediği

Haziran da bitti gitti işte

30.06.2012

Fahreddin Kerim Gökay, Bakırköy Akıl Hastanesi’nin Başhekimiyken; akıl hastalarından biri, binanın en üst katındaki bir pencereden aşağıya doğru sarkmış, yerdeki içi boş bir konserve kutusunun içine, “orası deniz” diye atlamaya hazırlanıyormuş.
* * *
Durumu Fahreddin Kerim’e haber vermişler. Fahreddin Kerim de aşağıya inmiş ve pencereden sarkan akıl hastasına:
- Oradan aşağıya atlamak kolay, diye bağırmış; eğer gücün yetiyorsa, aşağıya in de, yerden oraya zıpla...
* * *
Akıl hastasının, üst kat penceresinden aşağıya atlamaya kalmasını, -eski deyimle- hiçbir “güllabici”nin engelleyemediği deli; Fahreddin kerim’in kendisinin damarına basan iddiası karşısında:
- Ben aşağıdan yukarıya da zıplarım, diye inmiş aşağıya ve hemen kendisini yakalayıp, o ünlü “deli gömleği”ni geçirmişler sırtına.
* * *
Ne iç, ne dış politikayla hiç ilgisi bulunmayan bu eski olayı, bendenize Beylerbey’li 75 yaşındaki Halit Bey anlattı.
* * *
Halit Bey, Fahreddin Kerim’in de yakın dostuymuş, ondan duymuş.
* * *
Bir “akıl hastalıkları” uzmanı olan, Ord. Prof. Dr. Fahreddin Kerim Gökay’ın “biografisi”; belgesel bir Hollywood filmi olacak özelliklerde ve düzeyde...
1945’te çok partili düzene geçtikten sonra, siyasal hayatta yüklendiği görevler hiç de öyle yabana atılacak türden değil...
* * *
Bir kez İsmet Paşa kendisini 1949’da İstanbul Vali ve Belediye Başkanı yapmıştı.
1950 seçim kampanyası sırasında, Cumhurbaşkanı 66 yaşındaki İsmet Paşa, partisi adına Taksim Meydanı’ndaki bir mitingde nutuk söylerken; meydana binlerce insan toplanmış ve hem akıl hastalıkları Ord. Prof. Doktoru, hem de İstanbul Vali ve Belediye Başkanı olan Fahreddin Kerim Gökay da, İsmet Paşa’ya doğru eğilerek, kalabalığı göstere göstere:
- İşte Paşam İstanbul, demişti.
* * *
Ne çare ki İsmet Paşa ve partisi, yine de 1950 seçimlerini, büyük bir bozguna uğrayarak kaybetmişti.
* * *
1945’te CHP’den ayrılan Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü’yle “çok partili döneme” geçildikten sonra; Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye karşı, muhalefetin gümlettiği eleştiri toplarının başında da ne geliyordu biliyor musunuz?
* * *
İsmet Paşa’nın, Türkiye’yi 2’nci Dünya Savaşı’na sokmayarak, milletin erkekliğini öldürdüğü...
* * *
O tarihlerdeki gazetelerin başyazarları, birbirleriyle öylesine bir polemiğe girişmişlerdi ki; ondan sonraki toslaşmalarla ağız dalaşları ve sövüşmeler; ne kadar hızlı bir “carta” çekseler de, bebek yellentisi gibi kaldı.
* * *
Biraz da ABD’den esen rüzgârlarla, muhalefet basının en önde bayrağını dalgalandıran Vatan gazetesinin sahibi ve başyazarı Ahmet Emin Yalman’a; Ulus gazetesinin başyazarı Falih Rıfkı Atay, başta Selanik dönmesi olduğunu dinamitleyerek, “mandacılığının” da merkezinden geçip:
- 5 damgalı adam, diye saldırıyordu.
* * *
Ahmet Emin de, ona:
- Altı damgalı adam, diye yanıt veriyordu.
* * *
Nurettin Artam, “hicviyeler” yazıyordu Yalman’a:

Şu bizim dönme dolap Ahmet Emin,
Milleti birbirine katıyor.
Başımız ağrımaz etsek de yemin,
Vatan’ı on kuruşa satıyor.
*
Refik Koraltan’ın ağzından da beyitler uyduruluyordu:
Dört kişidir bu vatanı kurtaran;
Atatürk, İnönü, Celal Bayar, Koraltan.
* * *
Menderes de, ABD’den 300 milyon dolarlık ticari bir kredi istiyordu.
ABD de vermiyordu.
Menderes, Erzurum’da bir nutuk söylemiş; böyle giderse, gerektiğinde dış politikayı Sovyetler’e doğru da kaydırabileceğini ima etmişti.
* * *
Sonra da başına gelmedik kalmamıştı.
* * *
1839’da Tanzimat hareketi, “Jön Türk” hareketi adıyla, Fransa’nın etkisiyle olmuştu.
* * *
“İttihat ve Terakki” mayalanması; 2’nci Wilhelm Almanya İmparatoru iken, “2’nci Jön Türk” hareketi adıyla, Almanya’nın etkisiyle olmuştu.
* * *
“Çok partili döneme geçiş” ile “Karayolları seferberliği” de, ABD’nin etkisiyle olmuştu.
* * *
Washington’un tetiklediği askeri darbelerle, kendiliğinden “durumdan görev çıkartma”ya kalkan askeri darbeleri de, birbirinden ayırt etmek kolay değildi.
* * *
Haziranın son gününde, geçmişte kalmış politika çöplüğünü azıcık eşelemeye çalıştık.
* * *
Her ne kadar bir halk deyimi:
- Kuru bokları ıslatmayalım, diyorsa da; bok da boktur alt tarafı...
* * *
Bu cumartesi de, 88 yaşını bitirmekte olan T.C.’nin, eski bir sloganına uyalım dedik:
- Düne iyi bakarsan, bugünü daha iyi anlarsın.
* * *
Öğleden sonra bilmem ki ne yapsak?