Redd üzülmesin
Powertürk grubunun ambargosundan Redd de nasibini aldı. Son klipleri ‘Aşktı Bu’, kurul kararı gereği grup televizyonunda yayınlanmayacak. Peki biz bunu nasıl yorumlamalıyız? ‘Sansür’ mü, ‘yayın politikası’ mı?
Gün geçmiyor ki Powertürk bir depreme daha yol açmasın. Önce kliplerinin ilk gösterimini Kral TV’ye veren şarkıcılara ambargo uyguladılar, şimdi de Redd’in son klibini yayınlamama kararı almışlar. Olabilir, her kanal her klibi yayınlayacak diye bir şey yoktur. Bütün kuruluşların, bize mantıklı ya da mantıksız gelebilen, bazı kuralları vardır. Nasıl ki bir gazete, kurallarına aykırı gelen haberleri/fotoğrafları yayımlamazsa; (geçen cuma Habertürk’ün sürmanşetindeki kadın fotoğrafını Milliyet’in yayımlamayacağı gibi); bir müzik kanalı da, kendi kurallarına uymayan klipleri yayınlamayabilir. Ben bir Redd dinleyicisi olarak, yeni kliplerini Power Türk’te izleyemeyeceğim diye dertlenmiyorum. Çünkü zaten Powertürk izlemiyorum.
Döndür çevir
Genellikle kafe, bar ve spor salonlarında sesi kısık olarak, yani bir süs niteliğinde açık durduğunu görüyorum Powertürk’ün. Ne zaman rastlasam hep ayrılık temalı depresif kliplerin ya da dansçı kızların sallandığı kliplerin yayınlandığını görüyorum. Tahminimce ‘kurul’dan bu tip işleri geçiriyorlar ve hep aynı şarkıları çalıyorlar döndüre çevire. Bu da bir yayın politikasıdır...
Neden?
Keşke Redd, “Biz bu tür sansür mekanizmalarına karşıyız” gibi sert, bana biraz da gereksiz gelen açıklamalar yapmasaydı. Güneş Duru, zehir zemberek o yazıyı internette yayınlamasaydı... Yazıda; kanal-şarkıcı ilişkisinin çok önemli olduğunu, bir şarkının video klibi yoksa radyoda bile çalınmadığını belirtiyor Güneş Duru ve diyor ki, “Bu tür keyfi uygulamalar, sektörü geliştirmez, yıllardır olduğu gibi biri diğerine benzeyen içi boş şarkılarla beslemeden doyurup durur insanları.”
Zaten Powertürk’ün “Biri diğerine benzemeyen içi dolu şarkılar çalalım” diye bir endişesi yok. Biz de Redd’i, Powertürk’ün anlayışa aykırı işler yaptığı için seviyoruz... Çemberin dışına çıkabildikleri için dinliyoruz. Bu yüzden Redd üzülmesin bence. Ne grubun kendisi ne de dinleyicileri bu meselede hiçbir şey kaybetmedi.
HAFTADAN ARTA KALANLAR
* Geçen pazar BirGün gazetesinin ekinde Enver Aysever imzalı bir yazı vardı. Başlık, ‘Yazarlık Derslerine Giriş’; içerik, Orhan Pamuk’un küçümsenmesi... Malum; Orhan Pamuk’u beğenmemek bir Türk edebiyatçı geleneğidir. Enver Aysever de geleneği bozmamış, “Yazarlık dersi verecek biri varsa o da benim” diyor gibi yazmış yazısını... Sözü her seferinde döndürüp dolaştırıp Pamuk’a getirmiş. “İfadesi güdük bir yazar”dan tutun, “Gizemli yazar izlenimi yaratmanın gülünç ve biraz da acıklı olduğunu eklemeliyim” gibi imalı laflara kadar öyle tuhaf şeyler yazmış ki... Sadece ‘beyhude bir çaba’ diyeceğim.
* Antrepo 3 ve 5’te devam eden İstanbul Bienali’yle ilgili bir makale okudum geçenlerde. Sanatçı Mario Rizzi, “Bienal genelinde İstanbul vurgusuna hiç rastlamıyoruz. Burada sergilenen konsept dünyanın herhangi başka bir müzesinde de sergilenebilirdi” diyor. Ne kadar haklı! Bir başka bakış açısı daha, Hollandalı müze yöneticisi Sjarel Ex’ten: “İstanbul Bienal’inde insan ilişkilerine, aşka vurgu yapan çok iş var ama bunların hepsi ne ‘yapmaman’ gerektiğini anlatıyor. İşler de serginin kendisi de mutlu değil. Mutluluk üzerine sergi yapmak zorunluluğu yok ama mutluluk da sanatta olması gereken bir tema.” Sjarel Bey bilmez tabii İstanbul’un efsanevi mutsuzluğunu! Bu şehrin insanları, dar sokakları, şarkıları bile mutlu değil ki; kavramsal sanatı mutlu olsun!
* ‘Mutsuzluk’ demişken; güneş gibi içinizi açacak Woody Allen’ın son filmi ‘Paris’te Gece Yarısı’nı çılgıncasına önereyim, eğer huzura ihtiyacınız varsa... Dudaklarda kayık bir sırıtış ve gözlerde hafiften bir şehlalıkla dışarı çıkmanız garanti... Detoks etkisi yaratıyor.
* Hakan Bıçakçı’nın yeni hikaye kitabı ‘Ben Tek Siz Hepiniz’, bu dengesiz havalara yakışır tedirgin öykülerden oluşuyor diye tahmin ediyorum. Kısa zamanda edinip çantaya atacağım. Sakinleştirici niyetine...
