KALBiNiN DEĞiL SÖZÜNÜN ESiRi
Hülya Avşar’ın, Mehmet Dereli’yle ilgili “Yeni başlayan arkadaşlığımız flört aşamasında sona ermiştir” açıklaması bana inandırıcı gelmedi. Bana göre bu ilişkinin başlamadan bitmesine neden olan şey, Hülya Avşar’ın erkeklerde aradığı özellikler konusunda yaptığı çarpıcı açıklamalar
Boşuna dememiş atalarımız, “Büyük lokma ye, ama büyük laf etme” diye. Sonuçta zorla da olsa çiğneye çiğneye yiyebilir insan ne kadar büyük de olsa ağzına attığı lokmayı.
Ama sarfettiğiniz iddialı sözler öylesine bağlar ki sizi, geri adım atmanız mümkün değildir artık.
Hele hele de ünlüyseniz ve söyledikleriniz kayıt altına alınmışsa, geçmiş olsun!
Bakınız Hülya Avşar!
Yaptığı yazılı açıklamaya bakılırsa Avşar’ın Mehmet Dereli’yle ilişkisini başlangıç aşamasında bitirme gerekçesi şu:
“İşlerimin yoğunluğundan ve boş kalan zamanlarımı da kızıma ayırmak istediğimden, özel hayatımı bir süre daha askıya almaya karar verdim. Mehmet’i tanımaktan çok mutluyum, fakat birlikte aldığımız karar sonucu yeni başlayan arkadaşlığımız flört aşamasında sona ermiştir.”
Bu gerekçe size inandırıcı geldi mi?
Bana gelmedi.
Bana göre bu ilişkinin başlamadan bitmesine neden olan şey, Hülya Avşar’ın erkeklerde aradığı özellikler konusunda yaptığı çarpıcı açıklamalar.
Çünkü Avşar’ın geçen ekim ayında Ayşe Arman’a anlattığı erkek sportmen, Mehmet Dereli’yse onun tam tersiydi.
Hürriyet’in dört gün önce Avşar’a hatırlattığı o söyleşide Ayşe Arman’a neler mi demişti? İşte o sözler:
“Spor yapmayan, vücudundaki teri atmayan, bedenine bakmayan bir erkeği yatağa almayı bırak, suratına bile bakmam. Basbayağı midem bulanıyor. Düşünsene bir gün önce belki içki içti, ne yedi ne yaptı, ne etti, vücudunda onlar, hâlâ duruyor. Göbekli erkeklere de tahammül edemiyorum. Erkeğin spor yapmaması demek, benim için ilkokul mezunu bile olmaması gibi bir şey.”
Hürriyet’in “Göbekli erkekle aşk yaşamam demişti” başlığıyla verdiği haberin son cümlesiyse şöyleydi:
“Avşar, belli ki bu kez sadece kalbinin sesini dinledi.”
Dört gün önce durum böyleydi, ama bugün değil.
Çünkü Avşar, kalbinin değil, söylediği sözlerin esiri oldu.
İBRAHİM TATLISES’İ İZLERKEN İÇİM ACIDI
Etiler Tatlıses Kebap’ta açıklama yapmak İbrahim Tatlıses’in ritüellerinden biri haline geldi.
Yanında eşi Ayşegül Yıldız, önünde kebaplar, çiğ köfteler, soğuk mezeler arasına konmuş mikrofonlar, karşısında kameralar.
O söylüyor, kameralar kaydediyor.
Anlattıkça anlıyoruz ki, başının sağ yanını sıyırıp geçerken kafatası kemiklerini parçalayan ‘keleş mermisi’ yüreğinde de çeşitli yaralara sebep oldu.
Hayatı zirvede geçmiş bir star, yatağa düşünce tanıdı; ‘dostu’nu ‘düşmanı’nı.
Üstelik 11 ayda Tatlıses’in başındaki kurşun yarası kapandı, ama ‘dost’ sandıklarının yüreğinde açtığı yaralar hâlâ taze.
Tatlıses’in düne kadar kıpırdatamadığı sol kolunu bugün menajeri Eyüp Kanat’a karşı yumruk şov yapacak kadar kullanabiliyor olması sevindirici.
Tatlıses’in üç aya kadar albüm çıkaracak olması da öyle.
Tatlıses’in tedavi sürecinde aylarca yattığı Darüşşafaka Fizik Tedavi Merkezi’ni kendisini kullanmakla suçlaması da bir yana, benim yanıtını asıl merak ettiğim soru şu:
Tatlıses, fizik tedavinin yanı sıra yeterince psikolojik destek de alıyor mu?
Son açıklamalarıyla içimi acıtan Tatlıses bana, bu süreçte yeterli psikolojik destek almış biri gibi gelmedi.
‘BAŞARI’NIN ÖLÇÜSÜ NE?
Ümraniye Belediye Başkanı Hasan Can’ı Bloomberg TV’de nasıl da başarılı bir belediye başkanı olduğunu anlatırken görmesem yazmayacaktım bu satırları.
Sevgili Başkan, sen kendini öyle görüyor olabilirsin.
Ama Çetin Caddesi’nden bakınca hiç de öyle görünmüyor manzara.
Kaldırımsız bir cadde olabilir mi?
Var.
Bir zahmet Çetin Caddesi’ne gel, Elite Life Sitesi’nin önünden Özkuruşlar Market’e kadar yürü de göreyim seni.
Bir cadde aynı zamanda göl olabilir mi?
Olur.
Bakınız Çetin Caddesi.
Her yağmurda göle dönüyor cadde.
Her geçen otomobil sözüm ona kaldırımlarda yürümeye çalışan insanların üstüne boca ediyor o kirli suyu.
Çünkü gerektiği gibi yapılmamış alt yapı.
Ümraniye’nin sözüm ona ‘planlı şehirleşme uygulaması’nın yapıldığı bölgesinde bunlar oluyorsa, eski yerleşim yerlerinin vay haline.
