HEPSi SERTAB YÜZÜNDEN!
Sertab Erener birinci olmasaydı bunlar gelmeyecekti başımıza... Ailecek televizyon başına geçip büyük heyecanla izlediğimiz, puan verdiğimiz Eurovision Şarkı Yarışması tatlı bir anı olarak kişisel tarihimizdeki yerini almıştı çoktan
Kim katılmış, kim seçilmiş, kim kaçıncılık getirmiş farkında değildik uzunca bir süredir. Nasıl olduysa oldu, Sertab birinci oldu. Milletçe göğsümüz kabardı. Sahalara döndük. “Eurovision’a kim gitsin, İngilizce mi söylesin Türkçe mi söylesin?” gibi mühim gündem konularımız oldu yeniden.
Sertab Erener’e sorun bakalım bir faydasını görmüş mü Eurovision birinciliğinin. Ben sordum. Görmemiş. “O birinciliğin ardından ‘Türk divası’ olarak Avrupa’da tanındı; Eurovision birinciliği Avrupa müzik kariyerinin başlangıcı oldu” demek isterdim ama maalesef öyle olmadı. Oysa bu anlamda en büyük potansiyel Sertab’daydı.
İki kere MTV Avrupa’ya çıkardılar konuk olarak; üstelik yeni yetme şarkıcı muamelesi yaptılar; hepsi o kadar. Manga’ya sorun isterseniz; bir daha katılmak isterler mi Eurovision’a? Solist Ferman Akgül yeniden sağlığını kaybetme aşamasına gelmek ister mi? Sonunda birinci olacak olsalar bile güzelim kariyerlerini Eurovision sevdasıyla riske ederler mi bir daha? Hiç sanmıyorum.
Eurovision’a değmiyor
Çünkü Eurovision’a katılarak aldığın riske; sonunda birinci dahi olsan değmiyor. Hele Eurovision’a katılan sanatçıların bir rant elde ettiğini düşünenler fena halde yanılıyor. TRT’nin her yıl ayırdığı bir bütçe var Eurovision için. Eğer hakkını vererek ülke tanıtımı yapacaksanız o bütçe zaten yeterli değil. O süreçte ne konser yapabiliyorsunuz ne de albümünüze odaklanabiliyorsunuz. Yani diğer gelirleriniz sıfırlanıyor. Merak edenler araştırsın; geçen yıl ‘Kardeş’ Azerbaycan’ın Eurovision bütçesi ne kadarmış, TRT’nin bütçesinin kaç katıymış?
Sözün kısası, neresinden baksan kariyerli bir sanatçı için hiç akıllıca değil Eurovision’a katılmak. Geçen yıl Yüksek Sadakat’in başına gelen talihsizlikler ve linç operasyonları sonucunda konuyu daha iyi idrak etti bizim sanatçılar. TRT’nin bu yılki Eurovision görüşmelerinin bu kadar uzun sürmesinin nedenlerinden biri de bu.
Dilerim bu yıldan sonra hem kariyer sahibi sanatçılarımız hem de TRT, Eurovision’a yetenekli amatör isimleri göndermenin daha doğru olacağını kabul eder. Çünkü bu yarışma gerçek anlamda sadece onların işine yarayacaktır. Dışarıda olamasa bile en azından içeride...
Hepimizi şaşırttı
‘Yağmur Yağar Taş Üstüne’nin çeşitli yorumlarını dinledim. Brenna Mac Crimmon’ın yorumuyla kıyaslayabileceğim bir yorum çıkabileceğine ihtimal vermiyordum. Ancak Azra Akın beni şaşırttı.
Geçtiğimiz hafta ilk bölümü yayınlanan MUCK adlı yeni dizinin bir sahnesinde bu türküyü yorumlayan Akın’a kocaman bir helal olsun. Erkek arkadaşı Kıvanç Tatlıtuğ’un türkü yorumlarını da beğenmiştik ama Azra’nın yorumu dizinin önüne geçti. Aslında bu şaşılacak bir şey olmamalı. Bir oyuncu aynı zamanda iyi şarkı söylemeli, iyi dans etmeli. Azra Akın’da son ikisi mevcut. Ancak oyunculuğuna daha çok yatırım yapması gerekiyor. Bir de şu ‘şirin kız’ rolünden çıkıp biraz daha ‘gerçek’ olmaya cesaret edebilirse; kendisini kimse tutamaz.
AZRA AKIN’IN KARiYER TÜRKÜSÜ
‘Yağmur Yağar Taş Üstüne’ yüzlerce anonim türkümüzden biri. Ninni kıvamında, içinden aşk geçen yumuşacık bir türkü. Kadın sesine bir başka yakışıyor bu nedenle.
Brenna Mac Crimmon; aslen Kanadalı bir folk şarkıcısı. Gençlik çağında tanışıyor bizim türkülerle. Ve o türkülerle kurduğu bağ onu Anadolu topraklarına getiriyor. Brenna, şimdi bizler kadar iyi Türkçe konuşan, türkü söyleyen; dünya çapında en iyi Türk halk müziği yorumcularından sayılan bir sanatçı. ‘Yağmur Yağar Taş Üstüne’yi de konser verdiği tüm uluslararası platformlarda öyküsünü, sözlerini anlatarak icra ediyor. Bizim türkülerin tanınmasında bizden çok pay sahibi olduğu kesin Brenna’nın. Onu, Fatih Akın’ın ‘İstanbul Hatırası-Köprüyü Geçmek’ adlı müzikal belgeselindeki ‘Ben Bir Martı Olsam’ ve ‘Penceresi Yola Karşı’ yorumlarından anımsaya-bilirsiniz belki.
