13 Şubat 2012 Pazartesi
Çini mürekkebi

Facebook bize iyi geliyor

Geçmişinizle yüzleşmek istiyorsanız önerim Facebook. Girin eski arkadaşlarınızın profillerine ve inceleyin. İnanın bana kendinizi çok daha hafif, çok daha mutlu ve sevgi dolu hissedeceksiniz!

Ortaokula kadar hayatımda her şey tıkırındaydı. Tek çocuğum, annem ve anneannem beni inanılmaz şımartıyorlar. Bir dediğim iki edilmiyor. Oyuncak dersen oyuncak,  gezme dersen gezme. Babam pek yok ortalıklarda ama o an bunu pek fark etmiyorum bile. Barbie bebeklerim, bebeklerin evleri hatta atları var yahu! Daha ne isterim?
Derken büyümeye başlıyorum. Hani klişeler klişesi “Büyümek zor şey”, “İçimdeki çocuğu özlüyorum anne!” falan var ya. İşte o durum. Ortaokulda biraz daha çekingenim. Büyük kocaman bir okula başlıyorum. Pek sosyetik, pek havalı ama etrafımda küçüklükten alıştığım sevgi çemberinden eser yok. Bir kere tek değilim benim gibi 100 kişi daha var. Öğretmenler haliyle kendilerini 100’e bölmek durumunda.
Zorlanıyorum, fark edilmiyorum, kimselere sesimi duyuramıyorum. Her gün son zili iple çekiyorum. Serviste bizden büyük çocukların her türlü eziyetine katlanmak zorunda olsam da eve kadar dişimi sıkıyorum. Asansöre biner binmez de ağlıyorum “Anne ne olur yarın okula gitmeyeyim” diye.
Üstelik ev de artık eskisi kadar huzurlu değil. Ödevler var, annem ve anneannem artık ortaokula giden bir çocuk olduğumdan mıdır nedir, beni o kadar da şımartmıyorlar. Bir “Kendi ayaklarının üzerinde durmayı öğrenmen lazım kızım” lafıdır gidiyor.

Fotoğrafları inceleyin
Bu işkence tam yedi yıl sürdü. Okulun son günü merdivenlerden inerken “Bir daha asla gelmeyeceğim” diye yeminler ettim. Hâlâ da tutuyorum.
Ama zaman her şeyin ilacı. Bir de malumunuz şimdi Facebook diye bir şey var. İlkokuldan, ortaokuldan, yazlıktan tanıdığınız herkesi bulabiliyorsunuz. Eski kırgınlıklar, kıskançlıklar ve kötü anıların hepsi unutuluyor. En azından benim için öyle oldu.
Şimdi boş zamanlarımda Facebook profillerinde geziyorum. Arkadaşlarımın birçoğu evlendi (Tabii ki düğünlerine çağırılmadım) ve çocuk sahibi oldu. Hoşlandığım ve bana yüz vermeyen oğlanın ikizleri, sınıfta benimle alay eden kızınsa kocaman bir oğlu var. Çocuk sahibi olma fikri benden çok uzak olsa da, hatta dürüstçe söyleyeyim: Çocukları pek sevmesem de o fotoğraflara bakarken duygulanıyorum. “Ne boş şeyler için canımı yakmışım?” diyorum ve büyümek denen meselenin ne olduğunu böyle zamanlarda daha net anlıyorum.  Kısacası Facebook bana iyi geliyor.  Size de tavsiye ederim. Boş bir zamanınızda oturup eski arkadaşlarınızı listenize ekleyin. Kabul ederlerse de fotoğraflarını inceleyin.

Hayat garip şey
Yılların onları nasıl değiştirdiğini, aklınızda ‘çirkinmiş’ gibi kalan birçok detayın ne kadar normal ve hatta güzel olduğunu göreceksiniz.  Geçmişinizde nefretle andığınız olayları kafanızda yeniden sorgulayacak ve belki de bu defa ‘onlara’ hak vereceksiniz. Sonuçta ‘büyümekten’ anladığım bir tek şey var o da: her zaman haklı olamadığımız ama ne yazık ki buna inanmak için hayatın kendisine direnip durduğumuz!
Bu arada gerekli uyarıyı da yapayım:  Bol bol şaşıracaksınız! Zira “Evlenmek kim ben kim? Bekârlık sultanlıktır diyen lisenin en çapkın ve yakışıklı gencini göbekli, kel ve çocuklu bulabilirsiniz. Ya da okulun en domestik, en sessiz sakin kızıyla Antarktika’da fokları incelerken, sizin anlayacağınız maceraya macera demezken karşılaşabilirsiniz.
Hayat garip şey, biz ne kadar öyle olduğunu sansak da bizim kontrolümüzde değil. Yaptığımız planlar, yürütülen tahminler ve temenniler hep boş. Sonunda hep ‘O’ nasıl isterse öyle oluyor!

Siz de reklam vermek ister misiniz?