iYi iNSAN OLMANIN KÖTÜLÜĞÜ
Kapitalist sistemde ‘iyi insan’ olarak kalmanın zorluğunu anlatan ‘Sezuan’ın İyi İnsanı’, dünya gözüyle sağlam bir Brecht uyarlaması seyretmek isteyenler için iyi bir vesile...
İyilik neye yarar,
Öldürülürse iyiler çarçabuk,
Ya da iyilik görenler?
Özgürlük neye yarar?
Yaşarsa bir arada
Özgürlerle tutsaklar?
Akılsız olmak madem ekmek sağlar
herkese,
Akıl neye yarar?
Bertold Brecht
Hayatınızda öyle bir an gelir ki, siz de Brecht gibi sorarsınız mutlaka, “Akıl neye yarar?” diye. Kötü insanlarla karşılaştıkça, gün ışığı görmemiş kalplerle, zehirli dillerle; “İmdat” diye bağırmak istersiniz. Ama bazen sesiniz çıkmaz. Tıpkı ‘Sezuan’ın İyi İnsanı’nın baş karakteri Shen Te’ye olduğu gibi...
Her biri kusurlu olan üç tanrı (biri kör, biri sağır, biri sakat), dünyadaki son iyi insanı bulmak için yeryüzüne inerler. Buldukları tek iyi insan da fahişe Shen Te olur (Zeynep Ekin Öner, bu rolde harika). Shen Te parayla ödüllendirilir ve bu parayla bir dükkan açar. Artık hayatının düzene gireceğini düşünse de, önce “Parayı nereden buldu?” dedikodularıyla, sonra fakir bir ailenin kendilerini acındırarak dükkana yerleşmek istemesiyle karşılaşır. Para peşinde koşan fırsatçılar ve acı bir aşk hikayesi de iyi insan Shen Te’yi canından bezdirir. O da çareyi kılık değiştirmekte ve kötü insan olmakta bulur.
Kötü olmak kaçınılmaz son mu?
Acaba iyi insan olmak ve iyi kalabilmek elimizde mi? Çevre, insan, iş ve galiba en çok da hayat koşulları, ‘iyilik’ ve ‘kötülük’ seçimini elimizden alıyor. ‘Yaşam mücadelesi’ adı altında kötülüğe (belki de ‘bencilliğe’ demeliyiz) mecbur bırakıyor. Peki kötü olmak kaçınılmaz son mu? İyi kalmanın bir yolu yok mu? Oyundan bu sorularla çıkıyor seyirci. Çünkü tüm Brecht karakterleri gibi, ‘Sezuan’ın İyi İnsanı’ndaki karakterler de, ne saf iyi, ne de saf kötü... Olaylara göre iki kutuba da hak veriyorsunuz.
Başarılı bir uyarlama
Alman edebiyatı ve tiyatrosunun usta ismi Bertold Brecht’in bu oyunu daha önce defalarca sahnelendi fakat hiçbir zaman yeterince ilgi görmedi. Üç saati bulan uzunluğu ve epik metni, seyirciyi oyundan uzaklaştıran unsurlar arasında gösterilebilir. Fakat İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenen versiyonu, yönetmen Yücel Erten’in elinde seyirciye biraz daha yakınlaştırılmış. Rahatsız eden iki pürüzden birincisi, Sun tiplemesinin ani ruh değişimi (ki bunun sebebi, metindeki bir sahnenin tamamen oyundan çıkarılması olsa gerek); diğeriyse müzik ve şarkı sözlerinin uyumsuzluğu... Orijinali Almanca olan şarkı sözlerinin Türkçe’ye çevrildiğinde bozulan fonetiği, çok can sıkıcı ve hatta yer yer gülünç olabiliyor.
Metnin ağırlığı dolayısıyla zaman zaman konsantrasyon problemi yaşatsa da, DT’nin ‘Sezuan’ın İyi İnsanı’ yorumu, hayli başarılı. Eğer iyi bir Brecht sahnelemesi izlemek istiyorsanız, kaçırmayın.
Dali’nin Gala’ya olan aşkı her kadını sarsar
Salvador Dali sergisindeki en çekici eserler, ‘Gala ile Akşam Yemeği’ bölümünde... Resimleri görmeden önce girişte, sanatçının bir sözüyle karşılıyorsunuz: “Yemeklerin tümüne muazzam estetik ve ahlaki değerler ithaf ederim... Özellikle de ıspanağa” demiş Dali. Ve bunu koca harflerle duvara yazmışlar. Tabii insan duvarda bir söz gördü mü; daha oturaklı laflar okumayı bekliyor. Bu ruh halindeyken karşılaştığı ‘ıspanağa övgü’ dizeleri de soğuk duş etkisi yaratıyor. Sergide gördüğüm en güzel şeylerden biri bu sözün ta kendisiydi. Bir diğerini de resimde görüyorsunuz...
‘Gala ile Akşam Yemeği’, çocukluğunda aşçı olmak isteyen Dali’nin, her şey olup da, -özellikle de Gala’nın kocası olup da- aşçı olamamasını anlatması açısından çok eğlenceli. Dali, karısı Gala’yı zaman zaman bir pasta, bazen bir balık ve hatta bezelye olarak resmetmiş. Böyle bir aşk hangi kadını büyülemez ki? Adres: Tophane-i Amire, Meclis-i Mebusan Cad. Fındıklı Tel: 0 212 251 39 40
