12 Şubat 2012 Pazar
Ali Eyüboğlu
Ali Eyüboğlu aeyuboglu@milliyet.com.tr
Alice

KiEV’DE ÜÇ GÜN

Pascal Nouma’nın ‘Futbol Şöleni’ adlı programı için Kiev’e gittim. Yedi yıl önce Beşiktaş’la yollarını ayıran Nouma’nın taraftarın gönlünde bir numara olmasının nedenini orada gördüm.
Doğallık ve samimiyet




Her seyahat davetine balıklama atlayanlardan değilim.
Yıllardır ince eleyip, sık dokuyorum.
World Travel Channel Kanalın Genel Müdürü Şule Bekrioğlu arayıp, “Pascal Nouma’ya ‘Futbol Şöleni’ adlı bir program yaptırıyoruz. Bizimle Kiev’e gelir misin?” dediğinde, normalde yanıtım şu olurdu: “Seyahat programını gönder bana, ajandama bakıp, döneyim sana.” Ama öyle yapmadım.
Eleği devreye sokmadan evet dedim Bekrioğlu’na.
Çünkü geçmişi yıllara dayanan bir hukukumuz var onunla.
Çünkü yıllardır şu sorunun yanıtını merak ediyordum: Yedi yıl önce Beşiktaş’la yollarını ayıran Pascal Nouma’da ne var ki hâlâ taraftarın gönlünde bir numara?

“Beşiktaş nereye, biz oraya"
Perşembe sabahı İstanbul’dan Kiev’e uçtuk.
Uçakta iki fanatik Beşiktaşlı’yla tanıştım.
Elektronik mühendisi Ender Şimşek’le galerici Kamil Demirkıran, iç saha, dış saha, yurt içi, yurt dışı demeden her maçına gittikleri iki Beşiktaş fanatiği.
Onların Beşiktaş aşkını en iyi anlatan slogan da şu: “Sana gelmediğim gün, öldüğüm gündür.” Biri 38, diğeri 39 yaşında. Şimdiye kadar tribünden izledikleri Beşiktaş maçı sayısı 800 civarında.
Tike’de akşam yemeği Grubumuz 27 kişiydi. Bunlardan 11’i iki gece üç günlük ‘Pascal Nouma ile Kiev’ turuna 629 euro ödeyen World Travel Trip müşterisi, diğerleriyse World Travel Channel çalışanı ya da davetlisi.
Akşam yemeğini sanki günlerce yurt dışındaymışız da Türk yemeklerine hasret kalmışız gibi Tike’nin Kiev şubesinde yedik.
Oradan stada geçtik.
Güvenlik güçleri eşliğinde stada girdik. Beşiktaş’ı desteklemek için stada gelenlerin çoğu, Pascal’la hatıra fotoğrafı çektirdi.
Taraftarların; “Pascal bizi diskoya götür”, “Pascal sen bizim, her şeyimizsin”, “Adamsın, cansın, 10 numarasın” gibi tezahüratlar yaptığı Pascal’ı ‘çakma’ sananlar da vardı.
Taraftarlar ha bire Pascal’la fotoğraf çektirirken, “Pascal değil o. Çakma Pascal’la fotoğraf çektiriyor salaklar” diyen ‘çok bilmiş’ler de oldu.
Üç gün sonunda anladım ki, Pascal’ı bu denli sevdiren şey, doğallık ve samimiyet.

 



iSTiKLAL MARŞI’NI NASIL KATLETTi?

İkinci günü Kiev’i turlamakla geçirdik. Ana caddelerinde trafik, tıpkı bizim Nişantaşı Rumeli Caddesi gibi, öylesine yoğun ki! Kiev, tipik bir eski Sovyet şehri.
Geniş caddeler, tarihi binalar, eski tramvaylar.
Bilbordlardaysa Shakira, Elton John, Emma Chaplin ve Toto Cutugno gibi şarkıcıların konser duyuruları.
İkinci gün akşam yemeği için Şehrazad adlı Azeri restoranına gittik. Şehrazad, canlı müzik ve şovların yapıldığı bir mekan. Ukraynalı müşteriler de vardı restoranda, ama çalan müzikler hep bizdendi.

Dans müziği Serdar Ortaç’tan
Sürekli Serdar Ortaç ve Tarkan çalıyordu.
Öyle ki dansözler bile Serdar Ortaç’ın şarkıları eşliğinde göbek atınca sormadan edemedim, müzik repertuarı her akşam mı böyle diye.
Yemeğin başında kendisinden İngilizce bir şey isteyen Türk müşteriyi, “Türkçe konuş, Türkçe” diye tersleyen garson, “Siz geldiniz diye böyle” dedi.
Nouma’nın dansözlerle karşılıklı göbek attığı Şehrazad’daki yemek de, ambians da güzeldi.
Ne zaman ki World Travel Channel ekibi Seda Üren sahneye çıktı, işin rengi değişti.
Eğlencenin sonu geldi, herkes “kalk gidelim” oldu.
Üren, çıplak sesle bir şarkı söyleyince yanı başımızdaki 8-10 kişilik grup Şehrazad’ı terk etti.
Üren, ardından Pascal Nouma’yı yanına çağırdı ve “Bu şarkıyı onun için söylüyorum” deyip İstiklal Marşı’nı okumaya başladı.

Youtube’da rekor kırar
World Travel Channel ekibi o sırada kayıttaydı, o görüntüyü yayınlasınlar kesin Youtube’da rekor kırar.
Seda Üren’in İstiklal Marşı’nı katledişini seyredenler eminim; “Şimdiye kadar birçok insan, İstiklal Marşı’nı kötü okudun diye boş yere senin günahını aldı. Beterin beteri var, haline şükret dostum” diye teselli etmenin peşine düşer.
Üren, İstiklal Marşı’na öyle kötü başladı ki, zaten sonunu getiremedi, yarıda kesmek zorunda kaldı.
Beş dakika önce dansözlerin göbek attığı, votkanın su gibi aktığı bir eğlence mekanı İstiklal Marşı’nın söyleneceği bir yer mi? Kaldıramayacağı bir yükün altına niye girer bir insan?

Siz de reklam vermek ister misiniz?