12 Şubat 2012 Pazar
Son durum

Moda artık sanat müzelerinde




Londra’da Somerset House’da dün bir sergi gezdim. Somerset House müthiş bir bina. Londra Moda Haftası’nda defilelerin çoğu burada yapılıyor. Ayrıca İstanbul Doors’cuların 4 ay önce satın aldığı Tom’s Kitchen’ın bir şubesi de burada.
Serginin adı ‘Masters Of Style’ (Stilin Ustaları). Gayet ihtişamlı bir girişi var. Konu İtalyan markaları. Giorgio Armani, Dolce & Gabbana, Salvatore Ferragamo, Gucci, Missoni, Prada... Hepsiyle ilgili kısa bilgilerden sonra bir ekran çıkıyor karşınıza, burada her markanın defilesi dönüyor. Bir nev-i Fashion TV. Defile görüntülerinden sonra her markaya ayrılan bölümde önceki yıllardan ilan fotoğraflarını görüyorsunuz. Kate Moss’un ve Gisele Bündchen’in unutulmaz kareleri de var bunların arasında. Mert Alaş ve Marcus Piggott’un fotoğrafları da...  “Ee, hadi artık başlasın” dediğiniz noktadaysa serginin sonuna geldiğinizi fark ediyorsunuz. “Bu kadar tantana Fashion TV izlemek ve birkaç moda dergisi karıştırmak için miydi?” diye itiraz da edebilirsiniz. “Bu nasıl bir pazarlama harikasıdır?” diye yapılan işi takdir de edebilirsiniz.

‘Made in Italy’ ile övünüyorlar
Sadece sergiyi pazarlamakla da kalmıyorlar. Aynı zamanda İtalya’nın da iyi bir tanıtımı yapılıyor, ‘Made in Italy’ yazısının önemi vurgulanıyor. Oysa artık İtalyan markalarının da üretimi İtalya’da yapmayıp işçiliği daha ucuza getirdikleri, sonradan ‘Made in Italy’ etiketleri bastığı bir dönemdeyiz. Buna rağmen tasarımcıların ve ülkelerin tanıtımı hep birlikte yapılıyor. Bizdeyse hâlâ Türk tasarımcılar yerden yere vuruluyor. Yarın öbür gün Türkiye’nin tanıtımına da faydası olur, kimsenin umrunda değil. Önemli olan çamur at, izi kalsın. Hâlâ İtalyan tasarımcıyla çalıştık diye övünen markalar var. Üzücü.  

Amaç, daha çok ilgi çekmek
Şimdi gelelim esas konuya... Peki ama Londra’nın önemli sanat sergilerine ev sahipliği yapan bu müzede neden bir moda sergisi var? Londra’da Victoria & Albert Museum’da Yohji Yamamoto sergisi yeni bitti,   Kensington   Gardens’da ‘Enchanting Palace’ diye bir sergi devam ediyor. Burada Vivien Westwood’dan Bruce Oldfield’a  İngiliz tasarımcıların sergiye özel tasarımları da, kraliyet düğünlerinde giyilen gelinlikler de sergileniyor.
Sadece Londra’da değil, San Francisco’da ‘Balenciaga and Spain’ ve New York’ta da Alexander McQueen sergisi var. New York Times bile yazdı, “Moda artık müzeye taşınıyor” diye.
Müzeler artık daha çok ilgi çekmek için bu yola başvuruyor. Ünlü kültürü aldı başını gidiyor. Herkes ünlülerin giydiği kıyafetleri merak ediyor. ‘Project Runway’ gibi TV programları modaya olan ilgiyi artırıyor. Özellikle kadınlara yönelik sergiler hazırlıyorlar çünkü müze ziyaretçilerinin çoğu kadınlar. Ayrıca artık o kadar çok müze ve boş alan var ki, bu alanları doldurmak için henüz sanat dünyası tarafından kabul görmemiş genç sanatçıların yerine tanınmış modacıları tercih ediyorlar. Ayrıca Amerikan  Vogue’un efsane editörü Anna Wintour’un 2 Mayıs’ta Metropolitan’da düzenlediği Costume  Institute Gala’da 9 milyon dolar toplandı. Moda, müzeler için de önemli bir gelir kaynağı.

Moda sanat mı?
Peki moda sanat mı? Azzedine Alaia gibi tasarımcıların yaptıklarını görünce “Evet, gerçekten sanat” diyorsunuz. Oysa müze yöneticileri, küratörler, eleştirmenler arasında tartışmalar, anlaşmazlıklar hâlâ devam ediyor. “10 yıl önce modanın sanat müzelerine girmesi konuşulmazdı bile” demiş Metropolitan’ın küratörlerinden Harold Koda, New York Times’a. Tam altı yıl önce New York’ta Metropolitan’da Chanel sponsorluğunda Chanel sergisi açıldığında müze çok ağır eleştiriler almıştı. Oysa şimdi aynı şey olsa artık herkes alıştığı için sorun çıkmaz.
Moda sergilerinde tek sorun, kısa süreli olmaları gerekiyor, çünkü kumaşlar ışıktan zarar görüyor. Bakın Oscar de la Renta ne diyor? “Kıyafetleri çöpe atılabilir sanat olarak görürdüm, bir gün bu kadar önemli olacaklarını düşünemezdim.” Kim düşünebilirdi ki?

Siz de reklam vermek ister misiniz?