Yeni önlemler Müslümanları çıldırtacak
Üç yıl önceydi. Manchester Havalimanı’nda karşılaştığım bir Türk işadamı, kendinden son derece emin şöyle diyordu: “Ayakkabı çıkarmakmış, sıvı limitiymiş. Bunlar hiçbir şey! Yakında uçağa binmek için özel tulum ve çoraplar giyeceğiz. Tıpkı bilim kurgu filmlerindeki gibi!”
Uçuşlara konulan yeni güvenlik önlemleri, o günlerin hiç de uzak olmadığının kanıtı. Yeni önlemlerin bahanesi, Noel’de Amsterdam-Detroit seferini yapan uçağı havaya patlatmaya kalkışan Nijeryalı intihar bombacısı. ABD, alelacele ‘terörle ilgili’ veya ‘teröre sponsorluk’ yapan 14 ülkenin bulunduğu bir liste çıkardı: Nijerya, Yemen, Suriye, Afganistan, Cezayir, Lübnan, Irak, Pakistan, Suudi Arabistan, Somali, İran, Küba, Sudan ve Suriye.
Bu ülkelerin vatandaşları, artık herhangi bir ülkeden ABD’ye uçtuklarında, geliştirilmiş elektronik vücut taraması (MMW) ve tepeden tırnağa elle aramaya tabi tutulacak. Ayrıca ABD’ye uçuş yapan her yolcu rasgele seçilerek bu taramadan geçirilecek.
Anlayacağınız, bir kısmı komşumuz olan bu ülkelerin vatandaşları, pasaportlarını gösterdikleri anda kafadan ‘potansiyel terörist’ muamelesi görecek. Yarın öbür gün listeye Türkiye’nin girmesi biraz uzak ihtimal. Ancak alenen olmasa bile ABD’nin ‘ikincil derecede şüpheli’ ülke vatandaşları listesinde yer alma ihtimalimiz yüksek. Türkler bundan böyle rasgele aramalara daha sık muhatap olacak, orası kesin.
Çıplak gerçek!
Sakıncalı ülkeler listesi ve yeni önlemler, sadece ayrımcılık yüzünden tartışılmıyor. Kafa kurcalayan noktalar şöyle:
1. 2001’de uçağa binmeden önce ayakkabısının içine yerleştirdiği patlayıcıyla yakalanan Richard Reid, İngiliz anne ve Jamaikalı bir babanın çocuğuydu. Ancak İngiliz veya Jamaika vatandaşları ‘kara liste’ye alınmadı. Onun yerine bot ve kalın tabanlı ayakkabılar olağan şüpheli oldu!
2. Yeni vücut tarama sistemleri, aynı zamanda ‘çıplak tarayıcı’ olarak da biliniyor. Milimetre dalgası (MMW) teknolojisiyle radyo frekansı dalgaları verilerek, insanların üç boyutlu imajını çıkarıyor. Vücudu altı saniye içinde tarayan MMW cihazı, cinsel organların biçimini dahi belli ettiği için mahremiyet tartışmasını başlattı.
3. Şu anda tutuklu olan Nijeryalı Ömer Faruk Abdülmutallib’ın uçağı ne şekilde havaya uçuracağına dair verilen tek bilgi, 80 gram PETN adlı patlayıcının iç çamaşırına dikildiği. Asıl sorun, Abdülmüttalib’in şüpheli listesinde yer almasına rağmen elini kolunu sallayarak uçağa binebilmesi. Yani istihbarat!
4. The Guardian’dan Christian Wolmar, şimdiye kadar alınan önlemlerin hep bir adım geride kaldığına dikkat çekiyor. 1970’lerde silahla uçak kaçırma modası nedeniyle havaalanlarına metal dedektör kondu. Lockerbie’den sonra patlayıcılar aranmaya başlandı. Reid’in yakalanmasıyla dikkatler ayakkabılara çevrildi. Bir başka başarısız saldırı denemesi nedeniyle bu defa likit taşıma kısıtlaması getirildi. Şimdi de sıra vücut taramasında. Yani terörist bir adım önde!
5. Erkek ya da kadın, herhangi bir insan için çıplak tarayıcıdan geçmek gayet nahoş bir durum. Yüzlerin belirsiz kalacağı söylense de söyleyin bana; hangi muhafazakar Müslüman adam, karısını bütün beden hatlarının görüneceği o aletten geçirmek ister?
İstese havaya uçuramaz mı?
Wolmar, güvenlik önlemlerinin her havalimanında farklı uygulandığını söylerken haklı. Kaldı ki şimdiye kadar alınan tüm bu önlemler, check-in sonrasına ve kalkış yapan uçaklara yönelik. Havaalanı ve yolcuları hedefleyen bir El Kaide teröristi, park alanından yolcu karşılamaya kadar pek çok noktaya yönelemez mi?
Bana kalırsa ‘Terörle ilgili ülkeler’ listesindeki asıl amaç, ülkelerine giriş-çıkış yapan Afrika ve Ortadoğuluları (Müslümanları) bir türlü kontrol altına alamayan ABD ve İngiltere’nin bu işe yeni bir kılıf uydurmak istemesi... Bir yandan da Nijeryalı Abdülmuttalib gibi batıda üniversite eğitimi almak için giden yüz binlerce Müslüman öğrenci var. Bu öğrenciler, ABD ve İngiltere ekonomilerine ciddi katkıda bulunuyor.
Ama diğer yandan tüm vize sınırlamalarına, zorlaştırılan göçmen yasalarına rağmen bir yolunu bulup kapağı Batı’ya atan Müslümanları durdurmanın, bu hevesi kurutmanın bir yolu aranıyor.
Tabii ‘politically correct’ davranarak!
TÖVBE TÖVBE ERTUĞRUL BEY! Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, hayli enteresan bir kişilik. Geçen hafta yazdığım ‘Kenan Evren’in evi müze olsun’ önerisini, ATV ekibi kendisine sormuş. O da ‘Tövbe estağfirullah... Ne müzesi?’ diye yanıt vermişti.
Aradan birkaç gün geçti, Akşam’a verdiği röportajda muhteşem bir öneride bulundu Sayın Günay. Özel Kuvvetler Komutanlığı Seferberlik Bölge Başkanlığı için ‘Teşkilat-ı Mahsusa’nın devamı’ dedi ve burasının kapatılarak ‘Demokrasi Müzesi’ne dönüştürülmesini’ önerdi! Bu benzetmenin yanlışlığı ve absürdlüğü nedeniyle sıra bende:
“Tövbe estağfirullah Ertuğrul Bey... Ne müzesi?”
12 Eylül’de Mamak Cezaevi’nde yatmış CHP’li bir siyasetçi olan Günay’ın, 80 dönemiyle ilgili duygu ve düşüncelerinin hayli karışık olduğu ortada. İşte son 7 ayda konuyla ilgili ettiği lafların kronolojisi:
- “Bu ülkede insanlar ne kadar akılsız olmalı ki bir darbeci generale dünyanın başka ülkesinde katil muamelesi yapılırken, ülkemizde ressam sanatçı muamelesi yapıldı”. 9 Mayıs 2009
-“Demokrasiye saygı gereği 12 Eylül’le hesaplaşılmalı, sembolik adımlar atılmalı” diyen Günay, Kenan Evren’in cumhurbaşkanlığı ünvanı, makam aracı ve lojmanının geri alınmasını istedi. (3 Eylül 2009)
-12 Eylül dönemini kast ederek:“Geçmişe dönük hesaplaşmalar yapmak yersiz, şimdi önümüze bakmalı, demokrasiyle yaşamalıyız.” (29 Eylül 2009)
Bu sözlerin toplamından çıkardığım sonuç şu: Günay’ın kafası fena halde karışık! Siyasiler, tutarlı insanlar değil, tamam... Ama bu kadar git-gel fazla olmuyor mu?
