“FACEBOOK BiZi TEŞHiRCi YAPTI”
Geçtiğimiz cuma akşamı Jolly Joker Balans’ta hem eski hem yeni parçalarını söyleyen Feridun Düzağaç’la, kulisinde konuştuk
Konser öncesinde buluştuğumuz Feridun Düzağaç, sürekli depresif ve hüzünlü olduğunu iddia edenlere inat; o gece hem heyecanlı, hem de son derece neşeliydi. 20 senelik müzik kariyerini anlatırken daha da keyiflendi, “Artık sade, basit ve alaycı yazıyorum. Daha az teşbih ve tasvirle...”
‘Orijinal Altyazılı’ albümünden sonra hayatınızda neler değişti?
Yüksek tirajlı bir iş oldu. İnsanların davranışları değişti. Başka bir kente konsere gidiyorduk mesela. Otelde herkes gelip bir şeye ihtiyacım olup olmadığını soruyordu. Ben zaten yapı itibariyle ilgiden sıkılan bir insanım. Yemek yerken yanıma gelip fotoğraf çektirmek isteyenler oluyordu. Baktım ki olacak gibi değil. Konser sonrası kuliste sağ kolumu açıp bekliyordum. Herkes sırayla kolumun altına girip fotoğraf çektiriyordu. Kameralı telefon çıktığından beri fotoğraf çektirmek çok natürel bir şey oldu. Teşhir hayatımızın tam ortasında. Mesela Facebook’ta hesaplar oluşturuyoruz. Sürekli ‘onun ilişkisi var, bunun yok, şu ayrıldı’ diye yazılar çıkıyor. Tam da kurgulandığı gibi bizi teşhirciliğe doğru götürüyor. Ruhumuzu teşhir ediyoruz. Bir de Twitter diye başka bir şey çıktı. ‘Yemeğe gittim geleceğim’ filan yazılıyor. Teknoloji insanların davranışlarını yönetmeye başladı.
“POP STAR GİBİ ALGILANIYORUM”
İnsanların ilgisi sizi rahatsız ediyor mu?
Tatlı bir rahatsızlık. İnsanlar sevgilerini böyle paylaşmak istiyor. Ben sevdiğim bir sanatçıyla böyle bağ kuramam açıkçası. Konserine gideceğim, çıkışta adam yorgun mu mutsuz mu diye düşünmeden odasına dalacağım, telefonumu yüzüne tutup hoşlandığım pozu bulana kadar defalarca çekeceğim... Böyle bir şey yapamam. Ama gençlerin kendine güvenleri çok yüksek.
Kendinizi pop star gibi hissediyor musunuz?
‘Orijinal Altyazılı’dan sonra bir pop star gibi algılandığımın farkındayım. Ama ülkenin ortalama algısında anlaşılabileceğimi düşünmüyorum.
Artık hangi şarkının popüler olacağını, hangisinin söyleneceğini hissedebiliyorsunuzdur az çok...
Aslında çok hissedemiyorum. Mesela Alev Alev, yedekte tuttuğum bir şarkıydı. ‘Ona benzer çok şarkım var, Alev Alev olmasa da olur’ diye düşünüyordum. Aranjörüm bu çok güçlü şarkı, bunu koyalım demese koymazdım. Ama sonra hayatımı değiştiren şarkı oldu Alev Alev.
Şarkılarınızda hep hüzünlü bir hava var. Özel hayatınızda nasıl birisiniz?
Çok girişken olmadım hiçbir zaman. Çocukluğumda da kontrollüydüm. İnsanlardan uzak, yabani bir durumum yoktur ama. Şarkıların içinden çıkan adama böyle bir kişilik ve hayat yakıştırılıyor. Mesela geçenlerde bir magazin ekinde, ‘Feridun Düzağaç Bozcaada’da tek başına dalgaları seyrederken görüldü’ diye bir haber çıktı. Dalgaları seyrettiğimin iddia edildiği yer, kızımla gittiğim plaj. Öyle cool bir dalgaları izleme duruşu söz konusu değil. Bunlar hep yakıştırma.
İSTANBUL
Asmalımescit: Bizlerin artık turist olduğu, şık ve avangart bir yer. Çok yolum düşmüyor.
İstinye Park: Kızım çok merak ettiği için giderdik eskiden. Gittiğim dönemde orada herhangi bir ünlü görmedim. Rahat rahat dolaşıyorduk. Ne zaman ki gazeteler İstinye Park ’ı yazmaya başladı, ondan sonra gidemez oldum. Bizim insanlarımız şöhret budalası. Gazeteler oraya gidiyor diye onlar da gitmeye başladılar.
Kadıköy: Vapurla geçmek, taşradan gelen bir insanın İstanbul’da yapması gereken ilk on şey arasında.
İstiklal Caddesi: Bende yerleşik bir kokusu var. Çok huzur veren bir duygu değil, beni yoruyor. Mecbur kalmadıkça gitmiyorum.
FAVORİLERİ
Şarkı: Leonard Cohen 'Dance Me To The And Of Love' / Mazhar Alanson 'Yalnızlar Garı'
Şarkıcı: Aylin Aslım, Fatih Erkoç
Grup: Pinhani
Kitap: Paul Auster 'Yazı Odasında Yolculuk', Avşar Timuçin 'Ölesiye Sevmek'
Yazar: Barış Bıçakçı, Paul Auster, Edip Cansever
Film: 'Paramparça Aşklar ve Köpekler', 'Nefes'







