KiM BU CAN BONANZA?
Can Bonomo’yu, Hülya Avşar tanımıyor olabilir, hiç şaşırmadım. Ancak günden güne büyüyen bir hayran kitlesi var. Daha da büyüyecek. Ve Eurovision sahnesine çıkıp aslanlar gibi temsil edecek Türk gencini, müzisyenini
Can Bonomo’nun ilk albümü ‘Meczup’, bizim nağmeleri de layıkıyla sindirmiş bir pop-rock albümüydü. Can; son derece rahat, samimi ve şahsına münhasır bir adamdı. Gençti; yaşına göre oturaklı, ne istediğini bilen biriydi. İyi şarkı yazarıydı. Sözleri, yoğurdun kaymağı değildi. Müzik televizyonlarında kamera önü deneyimi vardı. ‘Oyuncu’ bir adamdı. Gerçek anlamdaki oyunculuğunu da gördük +18 dizisinde. Dizi reyting sıkıntısı çekip yayından kalkmasına karşın, rolünün hakkını en iyi Can Bonomo verdi.
Bonomo’nun bu yıl Eurovision’da ülkemizi temsil edeceği açıklandıktan sonra derhal “Kim bu Can Bonanza?” muhabbeti başladı. Efendim TRT neden daha ünlü birini göndermemiş... Sanki bizim ünlülerin arasında Kapıkule’den sonra tanınanı varmış gibi... Ya da Tarkan gibi az çok bilinen bir markanın yok yere riske girip Eurovision’a gitmesi olasıymış gibi...
TRT de sağ olsun saplantı sahibi oldu. Her sene illa Tarkan’ı göndereceğim, Şebnem Ferah’ı göndereceğim, Duman’ı göndereceğim... Gitmez onlar demekten dilimizde tüy bitti.
Kıraç olmadı Bonomo verelim
Neyse ki sanatçılar da duruma uyandı. Artık Eurovision’a gideceğim diye can atmıyor kimse. Herkes gereksiz yere girilen riskin farkında. Bu nedenle TRT bir sürü isimle görüşme yaptı ve sonunda Can Bonomo’ya geldi teklif. Kendilerine perşembe günü teklif yapıldı; geçen hafta bugün de sonuç açıklandı.
Biliyorsunuz Can Bonomo’dan bir önce, Kıraç’a teklif götürdüler. Kıraç kibarca reddetti. Kıraç’ı severiz sevmeye de; Kıraç nere Can Bonomo nere? Bu teklifleri yaparken hangi müzikal kriterleri esas alıyor acaba TRT?
Sözün kısası el yordamıyla da olsa doğru karar verdiler. Şansları yaver gitti.
TRT ters köşe yaptı, sürpriz yaptı falan diyorlar ya; hiç ilgisi yok. Sadece ‘etraf’tan aldığı tavsiyeler doğrultusunda ‘sırayla’ teklif götürdüler. Kim kabul ederse...
Ancak dikkat ediyorsanız bir süredir kadınları atlıyorlar. Atiye örneğini aklınıza getirin. İki yıldır Atiye’nin arkasında kamuoyu desteği var. Bu yıl TRT’nin anketinde birinci çıktı. Madem aday listesinden kimseyi göndermeyeceksin, anketin birincisini görmezden geleceksin; neden anket yapıyorsun değil mi...
Daha önce de yazmıştım; son dakikaya kadar Atiye banko isimdi TRT koridorlarında, ancak yine birileri devreye girdi ve Atiye devre dışı kaldı.
Öte yandan Bonomo’yu, Hülya Avşar tanımıyor olabilir, hiç şaşırmadım. Ancak günden güne büyüyen, internet ortamında son derece aktif bir hayran kitlesi var. Daha da büyüyecek. Ve Eurovision sahnesine çıkıp aslanlar gibi temsil edecek Türk gencini, müzisyenini. Dilerim o arada da birileri Türkiye’nin Eurovision temsilcisini programa konuk edip “Yahudi misiniz?” diye sormanın gazetecilik olmadığını idrak edecek, kendinden utanacak.
‘YALAN DÜNYA’, GENEL iZLEYiCi
* Çok sofistike bir gazete reklamı hazırladılar, tam sayfa yayınlandı. ‘Genel izleyici’ bir gazetenin seri ilan sayfası gibi tasarlanmış reklamın amacının karakterleri tanıtmak olduğunu anladı mı dersiniz?
* Olay Cihangir’de geçiyor. Cihangirliler ve oyuncu tayfası için çok tanıdık muhabbetler içeriyor. Peki ‘genel izleyici’ye komik gelir mi, ilgilerini çeker mi?
* Smyrna Cafe sanki gerçek, yanındaki apartmanın kapısı bile... İstiklal Caddesi muhteşem. Gördüğüm en iyi dizi setlerinden biri. Ama ‘genel izleyici’ için fark eder mi o setin aslına bu kadar yakın ve ustalıkla kotarılmış olup olmadığı?
* Dizide elini sallasan iyi oyuncuya çarpıyor. Bu kadar kalabalık bir iyi oyuncu kadrosu ‘genel izleyici’nin karakterlere odaklanmasını zorlaştırmaz mı?
* İşte ‘Yalan Dünya’nın ilk bölümünü izlerken aklımdan geçen sorular bunlardı. Ama dizi bittiğinde hiç şüphem kalmadı; Gülse Birsel bu işin kitabını yazmış. Tıpkı ‘Avrupa Yakası’nın kokoş dergi kızlarını zeka dolu senaryosuyla izleyene yaklaştırdığı gibi Cihangir muhabbetlerini de ‘genel izleyici’ kıvamına sokacağına kesinlikle ikna oldum. Çünkü işin kalbine yine bir ‘aile’ koymuş. Tıpkı ‘Avrupa Yakası’nın Sütçüoğlu Ailesi gibi... Bu arada keşke Cihangir’de gerçekten bir Gazanfer Özcan Sokağı olsaydı değil mi?
