Kapalıçarşı’da neden ‘overdose’ oldum?
Son zamanlarda Hollywood filmlerine set oluyor. Vakko, MAC, Silk&Cashmere gibi markalar burada dükkan açıyor. Ama Kapalıçarşı’nın asıl albenisi hiç değişmiyor. Güleryüzlü esnafla Türk kahvesi eşliğinde sohbetin yerini hiçbir şey tutmuyor
İnsan Türk kahvesinden overdose olur mu hiç? Oldum. Çarpıntıdan kıvranıyorum. Bir günde bu kadar çok çay-kahve içersen olacağı budur işte. Ee peki ben durup dururken mi o kadar çay-kahveye vurdum kendimi? Tabii ki hayır. Beni Kapalıçarşı bu hale getirdi.
Yalnız beni mi? Biliyorsunuz Hollywood Eminönü’ne indi. Ben Affleck bayram boyunca Kapalıçarşı’yı kapattı. Vakko ve MAC’ten sonra Silk&Cashmere de Kapalıçarşı’da dükkan açtı. Uzun bir aradan sonra neler kaçırdığımı görmeye gittim. Şimdi kanepede kıvranıyorum çarpıntıdan. Ama değmez mi? Kesinlikle değer!
Başlangıç noktası Nuruosmaniye
Favorim Nuruosmaniye kapısı. Buradan içeri girip sonra ara sokaklarda kaybolarak dolaşmayı seviyorum. En çok incileri görünce kendimi kaybediyorum. Sıra sıra barok incileri takıp takıp aynaya bakıyorum. Bu arada Cümbüş diye bir dükkandayız. Esnaf o kadar güleryüzlü ki aynı dükkanda önce bir az şekerli Türk kahvesi, üzerine de bir demli çay içiyoruz. Bu arada başka bir müşteri geliyor minicik dükkana. Neredeyse satışı ben yapacağım. Ballandıra ballandıra anlatıyorum. Modellik de yapıyorum. Ama nafile. Bu arada ben bu işi seviyorum. Satış yapmak bahane, bir sürü ilginç insan hikayesi dinliyorsunuz. Bazıları telefonunu çıkarıp çocuklarının fotoğraflarını gösteriyor, bazıları aile bireylerini tek tek anlatıyor. Bazıları çok eğlenceli, onları uzun uzun dinlemek istiyorsunuz. Bazıları da o kadar yorucu ki, bir an önce oradan kaçmak istiyorsunuz. Ama seçme şansınız olduğu için sorun yok. Dinlemek istediklerinizle saatler geçiriyorsunuz.
Havuzlu’dan Fes’e yemek seçeneği de çok
Sonra ister Havuzlu Restaurant’da bir öğle yemeği molası verip, ev yemeklerinin tadına bakıyorsunuz, ister Fes Cafe’de bir salata tırtıklıyorsunuz. Biraz daha yürümeyi göze alırsanız o zaman Pandeli sizi bekliyor. Yeme-içme yerlerinde de çalışanlar yine aynı sempatiklikte. Her dili konuşuyorlar, herkese laf yetiştiriyorlar. Arka masadaki Çinlilerle Çince muhabbet bile ediyorlar. Bu sıcaklık dünyanın başka neresinde var?
Sırf esnafla sohbet için gidilir!
Yemek sonrası, gezmeye devam. Kaşmir şallar satan küçük bir dükkanda yaşlı bir amca nazar boncuğu hediye ediyor, tuhaf bir şekilde mutlu oluyorsunuz.
Çantacıların dertlerini dinlerken üzülüyorsunuz. Kapalıçarşı esnafının ayrı bir şeytan tüyü var işte.
Vakko, MAC ya da Silk&Cashmere tabii ki buraya gelebilir. Hatta bir ara ‘Louis Vuitton da Kapalıçarşı’da mağaza açacak mı?’ diye konuşulmuştu. Sonra söylentiler asılsız çıktı. Unutulmaması gereken bir şey var. Kapalıçarşı’nın bütün numarası hoşsohbet esnafı aslında. Bütün albeni o esnaftan kaynaklanıyor. Sırf o sohbetler için, sırf bir Türk kahvesi içmek için bile Kapalıçarşı’ya gidilir. O esnaf orada olmadıktan sonra koskoca Kapalıçarşı’nın sıradan bir alışveriş merkezinden farkı kalmaz.
