IKEA EViNiZiN HER ŞEYi Mi?
Evet, başlığı ilgi çeksin diye böyle attım. ‘Kamu yayıncılığı’ filan yazsam uçup gidebilir. Ama bir yerde de doğru; çünkü kamu yayıncılığı yaptığını iddia ediyor TRT. Kamu yararına. İşte böyle olduğunu iddia eden iki televizyon kanalından iki farklı örnek vereceğim. Biri bir yayını diğeri, objektif haberi sahiplenmesiyle ilgili!
İsveç’ten örnek kamu yayıncılığı
İlk örnek İsveç’ ten geliyor. Ikea’yı bilmeyenimiz yoktur. Hatta yukarıda yazdığım sloganını! İşte onun patronu Ingvar Kamprad’la ilgili. Geçmişi ‘ yani gençliğinde’ bir hatadır (!) yapmış, İsveç Nazi Partisi’ne üye olmuş, bu da ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine kendisi özür dilemişti.
Ama geçtiğimiz aylarda gazeteci Elisabeth Asbrink’in yazdığı kitapta Kamprad’ın partiye üye kazandırmak için çalışmalar yaptığını bu nedenle de gizli servis tarafından izlendiğini yazdı. Yani öyle masum bir hali olmadığını anlatıyor gazeteci kitabında.
Konunun bizi ilgilendiren kısmı ise İsveç Devlet Televizyonu’nun (SVT1) geçen yıl şubat ayında Ikea’nın vergi kaçırdığını belgeleriyle ortaya koyduğu yayını. Kanal bu konuda çektiği belgeselde grubun şüpheli işler yaptığını detaylandırmış, vergi ödememek için Liechtenstein’da bir şirketi aracı olarak kullandığını iddia etmişti.
Şimdi, sözünü ettiğimiz kişi dünya çapında (bizde de tabii ki) bir mobilya devinin sahibi. 125 bin çalışanı olan, 25 ülkede bulunan bir dev. Orada da “İsveç’e döviz kazandırıyor, bu kadar üstüne gitmeye hakkınız yok” diyenlerin de çıktığını belirtmekte yarar var. Yani baskı olmaz olur mu? Ama kamu yayıncısı televizyon kanalı, bu belgeseli çatır çatır yayınlamış.
Ana haber bültenime karışma!
Bir örnek de İspanyol Kamu Televizyonu TVE’nin haberlerini hazırlayan haber merkezi gazetecilerinin ayaklanmasıyla ilgili. Peki olay nedir?
TV’nin 11 üyeli bir yönetim kurulu var. Sosyalist Parti, sağcı Halk Partisi ve milliyetçi Katalanların partisi CIU’nun önerdiği isimlerden oluşuyor. Halk Partisi, yanına Katalanları alıp ve sosyalistlerin önerdiği iki adayın çekimser oyunu kullanarak şöyle bir karar almış: Konsey üyeleri kanalın haber bilgi ağından yararlanabilecek.
Bu şu demek oluyor; konsey üyelerine ana haber bültenlerini hazırlamak için gazetecilerin yararlandığı kapalı devre haber ağına girip haberlere karışabilme yetkisi veriliyor... Tabii bunun üzerine kanalın yazı işleri müdürleri ve servis şeflerinden oluşan haber kurulu, aynen bizdeki basın yayın organlarında olduğu gibi (!) ayağa kalkıyor. “Bu haberlere daha hazırlık aşamasında karışmak anlamına gelir, derhal iptal edilsin” diyorlar.
Aynen bizde olduğu gibi değil mi? Basın ayağa kalkıyor, sendika ağırlığını koyuyor. Tabii aynen bizde olduğu gibi (!). İspanyol Kamu Televizyonu Yönetim Kurulu bu baskı üzerine kararı iptal ettiğini açıklıyor. Aynen bizde olduğu gibi!
Kilisede iki erkeğin evlendiği sahne Rai Uno’da yayınlanmadı.
İTALYAN USULÜ PRIME TİME KURALI; ERKEKLER ÖPÜŞEMEZ
İtalyan Rai Uno kanalı Alman ‘Um Himmels Willen’ (Fransızca ‘Manastırda Siklon’ gibi bir çeviri) dizisinin ‘Romeo ve Romeo’ bölümünü çıkardı. Geçen eylül ayında İtalyan basınında yer alan haberlere göre, söz konusu bölümde iki gay, katolik manastırında evleniyor. İtalyan televizyonu sansür gerekçesini şöyle açıklamış: “Bu Alman dizisi çok uzun. Onun için bir bölümünü dizi yayınlanmadan önce çıkardık.”
“Nikah belediyede kıyılsa sorun olmazdı”
Gerekçe daha sonra kanalın yöneticisi tarafından daha detaylı dile getirilmiş. Mauro Mazza konuyla ilgili basında yer alan haberlerde, kilise içinde homoseksüel bir evlilik töreninin bir din adamı ve belediye başkanının bulunduğu bir ortamda gerçekleşen bölümü hassasiyetleri gözönüne alarak çıkardıklarını söylüyor. Mazza; ‘Eğer düğün belediyede kıyılsaydı bir sorun olmazdı” diye gerekçesini sürdürüyor.
Yapımcı firmaysa bunun ‘Abartılmış bir gerekçe’ görüşünde. “Belki de bölümü iyi izlemediler” diyor. Bu arada dizinin bu bölümü Alman ARD televizyonunda ‘prime - time’da geçen nisan ayında gösterilmiş!
