11 Şubat 2012 Cumartesi
Çini mürekkebi

‘Seni Bana Yazmışlar’ ve ‘Issız Adam’ın laneti

Yeni sezon dizilerinden ‘Seni Bana Yazmışlar’ı izlerken “Issız Adam 2    ne zaman çekildi yahu?” dedim. Çünkü sanırım Cemal Hünal meşhur filmde canlandırdığı  Alper karakterinden       hâlâ sıyrılamamış


 

Ayla Dikmen’in ‘Anlamazdın’ şarkısının mahalle bakkalları dâhil her yerde çaldığı o meşhur dönemi anımsamayanınız yoktur herhalde. Evet, kimi eleştirmenler tarafından Türk sinemasının yeni ‘Love Story’si olarak görülen ‘Issız Adam’ın vizyona girdiği dönemden bahsediyorum. Naçizane eleştirilerime başlamadan önce belirteyim ki bendeniz de o filmi çok sevmiştim. Hatta müzik CD’sini de satın aldım, otomobilde sürekli onu dinledim (Teşekkürler İstanbul trafiği), elimde şarap kadehiyle o şarkılarda hüzünlendim ve tabii ki o ünlü ‘son sahne’yi üst üste izleyip kâğıt mendilleri ziyan ettim. Buraya kadar bir sorun yok. Cemal Hünal o filmde canlandırdığı ‘Alper’ karakteriyle modern zaman erkeklerinin birçoğunun yakalandığı ‘bağlanma korkusu’ hastalığını ve acı sonuçlarını pek güzel canlandırmıştı. Ancak ‘kabak tadı” vermemek gerek değil mi?
Bence Hünal,  üzerine yapışan Alper maskesinden sıyrılamadı. ‘Romantik Komedi’de canlandır- reklamcı Mert’i de, yeni dizisi ‘Seni Bana Yazmışlar’daki iş adamı Yalçın’ı da izlerken aynı duyguyu hissediyorsunuz.  Diziyi izlerken Twitter’da düşüncelerimi paylaştığım birçok insan da aynı fikirdeydi. Sonuç olarak darılmaca gücenmece olmasın Hünal’ı seviyoruz, başarılı buluyoruz ama onu bambaşka bir karakteri canlandırırken de görmek istiyoruz.
Bu arada diziyle ilgili rahatsız edici tek şey Hünal’ın ‘Issız Adam’ sorunsalı değil. Sit-com dizilerde kullanılan sinir bozucu bir kahkaha efekti vardır ya. O burada karşımıza müzik olarak çıkıyor. Aslında eski Türk filmlerinden alışık olduğumuz bir durum bu. Hani Zeki Alasya-Metin Akpınar’ın ya da Kemal Sunal’ın filmlerinde ne zaman komik ya da trajikomik bir durum olsa alttan bir müzik girer ya, aynısından bahsediyorum. Ancak burada seyirciyi güldürmek yerine diziden uzaklaştırıyor. Dördüncü 4 kez o ‘komik’ müziği duyduktan sonra insana “Kardeşim gülecek miyim gülmeyecek miyim bırak da ben karar vereyim. Pavlov’un köpeği de değiliz ki!” dedirtiyor.

Yine upuzun sahneler
Sonra biz neden her meseleyi sakız gibi uzata uzata anlatmaktan hoşlanıyoruz anlamış değilim. Bu dizide de sahneler upuzuuun! Karakterler konuşmak yerine bakışıyor da bakışıyor. Ya da bir soru sorsa bütün mesele hallolacakken susup seyirciyi fıtık ediyor. Mesela birbirini tanımayan iki kişi aynı taksiye binip aynı anda “Öndeki aracı takip et” diyebiliyor ama ne hikmetse 20 dakika boyunca birbirlerine “Sen de kimsin kardeşim?” demiyor.
Tamam, anlıyorum yabancı romantik-komedilere bayılıyoruz. Jennifer Aniston’un güzel ve şapşal haline özeniyoruz, Gerard Butler’ın aptal ama kazara seksi tavırlarına da hastayız ama ne yazık ki olmuyor! Zorlamanın alemi yok!
Bu arada yazıyı bitirmeden güzel bir şey de söylemek isterim. Efendim, dizi ismini Oya-Bora ikilisinin meşhur şarkısından almış. Dolayısıyla zırt pırt o da çalıyor ama iyi geldi doğrusu, pek  özlemişim!


Mürekkepten haberler


En büyük asker benim asker!



Sevgilim cuma günü askere gitti. Yani bendeniz de sabahın köründe havaalanından ağlamaktan gözleri pörtlemiş şekilde çıkan ve bindiği toplu taşıma aracında da burnunu çekmeye devam eden kadınlar kervanına katıldım.
Her neyse, sizi ilgilendiren kısım bu değil tabii ki. Efendim biz son gecemizde evde oturup ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ı yeniden çekmek yerine soluğu dövmecide aldık. Birbirimize veda etmek yerine bana bu geceyi anımsatacak bir dövme yaptırmaya karar verdik. Sevgili Vaso Vasiko sağ koluma tabiri caizse eşşek kadar ama çok güzel bir dövme yaptı. Henüz bitmediği için sizlerle sadece desenimi paylaşıyorum. İkinci seanstan sonra tamamlanmış olacak. Fotoğraflarını ve videosunu da cinimurekkebi.com’da bulabileceksiniz.


Bir ‘Umutsuz Ev Kadınları’mız eksikti!

Hazır dizilerden bahsetmişken bir diğer endişemi de sizlerle paylaşmak isterim. Hafta sonu okuduğum kadarıyla yeni sezonda ‘Umutsuz ev kadınları’ adında bir dizi yayımlanacakmış. Meşhur “Desperate Housewives” dizisinin uyarlamasıymış. Korkuyorum !!!  Hatırlarsanız daha önce birkaç kez de ‘Sex and the City’yi uyarlamış ve harikalar(!) yaratmıştık. Ben bir izleyici olarak etkilerinden hâlâ kurtulabilmiş değilim. Şu ‘uyarlama’ sevdamızdan artık vazgeçsek diyorum. Ne dersiniz?

 

Siz de reklam vermek ister misiniz?