Senin de işin zor be Gaga!
“Acaba bugün ne tür bir denyoluk yapsam?” diye uyanan Lady Gaga’nın, günün ilerleyen saatlerinde kendisini bir yumurtaya kapatmaya karar verdiğini gördük
Bazen birine adımı soyadımı söyledikten sonra, içimden “Maalesef” diyorum. “Gülüm Dağlı maalesef...” İnsanın hep kendisi olması kadar sıkıcı bir şey yoktur çünkü. Düşünsenize, hayatınız boyunca hep aynı tipsiniz. Vücut aynı, gözler aynı, burun aynı (en kötüsü de bu), yetenekler aynı, sevdiğiniz sevmediğiniz şeyler aynı. Bir gün “Resim yapayım” desen yapamazsın; yeteneğin yok. “Bugün kereviz yiyeyim” desen olmaz... Hayat ve mide anında ‘error’ verir. Yani bir kez kendin oldun mu, çaresizce oturup kendin olmaya devam edeceksin. Bunun bir çözümü yok. Senin için önceden hazırlanmış bir B planı mevcut değil. İster sev, ister sevme. Beğen ya da beğenme. Hayatın boyunca aynı kafa seninle.
24 saat kıyamet
Kendimden epey sıkıldığım şu birkaç gün böyle şeyler düşünürken, birden aklıma Lady Gaga geldi. “Ya ben Lady Gaga olsaydım, ne halt ederdim?” diye düşündüm ve sonra hemen bu korkunç fikri kafamdan silip, kendim olduğum için rahatladım. Gaga olduğumu hayal ettiğim o beş dakika, ‘hayatımın en kötü düşünü kurduğum beş dakika’ olarak kayıtlara geçti.
Bence Lady Gaga olmak, içinde 24 saat kıyamet kopan bir kafa demek. Bir tür iç savaş. Doğal felaket. ‘Doğuştan felaket’ hatta. Sürekli deprem yaşayan bir vücut. İç organlarını habire sel basması filan gibi. Biz normal insanların tahmin edemeyeceği kadar garip, aklımızın almayacağı kadar fantastik bir şey olmalı, ‘Lady Gaga olmak’.
Fikir manyağı
Kendini fazla zorladığı için delirenler vardır ya... Her zaman daha iyi olmak, her zaman daha yaratıcı, daha farklı, daha x, daha y olmak için kafayı fazla zorlayanlar... Lady Gaga da bu listenin ilk beşine çok rahat girer. Düşünsenize, sabah uyanıyor ve “Bugün ne tür bir denyoluk yapsam da bütün dünya beni konuşsa?” diye düşünmeye başlıyor. Bulduğu fikirler arasında; hayvan etinden yapılmış bir elbise giymek (‘hayvan eti’ diyorum çünkü çok rahat ‘insan eti’ de giyebilirmiş gibi geliyor), ‘kan ve sperm’ kokulu bir parfüm çıkarmak, Grammy Ödül Töreni’ne bir yumurtanın içinde gitmek gibi şeyler var...
Geçenlerde Jay Leno’nun televizyon şovuna çıktı Gaga, şaşkın şaşkın izledim. Kim derdi ki, ‘yaratıcı olmaya çalışmadan sadece konuşan’ Lady Gaga bu kadar sempatik olacak? Bu kadar şirin, mütavazı, güler yüzlü, hatta tahmin edemeyeceğimiz kadar ‘normal’, kibar bir hanımefendi olacak? Garipti açıkçası. Et giyen Gaga mı gerçek, yoksa bu bakkaldan bir kalıp peynir ister gibi rahat, normal, sıradan konuşan kadın mı gerçek? Karar veremedim ama şunu iyice bir anladım: Lady Gaga olmamak güzel şey abi! Onun kafasındaki patırtı-kütürtüyü yaşamadan, ‘sıradan-çılgın’ olarak ikiye ayrılmış garip bir yaşama sahip olmamak güzel şey! ‘Yaratıcılık-farklılık’ diye kafa şişirenlerden de gına geldi zaten artık. Neredeyse, ‘normalliğin’ hayattaki en süper şey olduğunu unutacağız.
BAYILDIM
* Timuçin Esen’in ilk albümü ‘Mayhoş’un kapak tasarımına...
* Deniz Seki’nin yeni şarkılarının hepsine...
* Asmalımescit Jurnal Sokak’taki Tor-ro Tapas Bar’a...
* Kitap, edebiyat, pop kültür siteleri arasından içerik kalitesiyle sıyrılan www.egoistokur.com’a...
SIKILDIM
* Bütün gazetelerde boy boy Alain De Botton görmekten...
* Her gün Hürrem Sultan ve Kanuni’yle ilgili yeni bir kitap yayımlanmasından...
* Tom Yorke’un “İkinci kez izlemeyin diye çektik” dercesine, yeni Radiohead şarkısının klibinde apaçi dansı yapmasından...
