Yaratıcılık sıfır, çakma ibadullah
Paul Johnson, ‘Yaratıcılar’ (NTV Yayınları) başlıklı kitabının önsözünde şöyle diyor: “Her ne kadar herkes potansiyel olarak ya da fiilen yaratıcı olsa da, yaratıcılıkta da seviyeler vardır. Bu, çalı çırpıyı kuş yuvasına dönüştürme içgüdüsünden başlayıp, insanların daha karmaşık ancak bir o kadar da mütevazı yapılarından, sanatçıları daha önce akla hayale gelmeyen büyük ve muhteşem eserler vermeye iten eşsiz şaheserlere uzanır.”
Elbette kimse sıfırdan yaratmıyor: “Tüm yaratıcı bireyler eserlerini atalarının bıraktıkları eserler üzerine inşa eder.”
Peki bu durumda bırakın ‘atalarının bıraktıkları eserlerin üzerine’ koymayı, çağdaşlarının yaptığını birebir tekrar edenlere yaratıcı veya sanatçı denebilir mi? Tabii ki hayır!
Bazen bizim pop starların verdiği pozlara bakıp “Bunlar hiç mi utanmıyor?” diye düşünüyorum. Türkiye’nin en popüler şarkıcıları, dünya starlarını birebir taklit etmekten utanmıyor. Kendinden yeni bir şey katma zahmetine hiç girmiyorlar. Hani, nerede yaratıcılık?
Bir de utanmadan kendinden ‘sanatçı’ diye bahsediyor bu zümre. Sanatçı kadar başına taş yağsın diyesim geliyor. Şarkıcı bile değilsin. İkinci sınıf bir popçusun!
Hayranları salak yerine koyuyorlar
Hayır, kendi hayran kitlelerini nasıl salak yerine koyabildiklerine şaşıyorum. Neticede Hande Yener’i takip eden, bir şekilde Lady GaGa’dan haberdar. Demet Akalın’ın pasta yerken verdiği pozlarını gören, orijinal pozun sahibinin aslında Kylie Minogue olduğunu biliyor. Peki ısrarla taklit etme huyundan vazgeçmemelerinin ardında ne yatıyor?
İşte popçularda hastalık şeklinde cereyan eden, Türk toplumunda farklı tezahürleri bulunan yaratıcılıktan uzak, ‘çakma ruh halleri’nin deşifresi:
BİR ATA SPORU OLARAK ÇAKMACILIK: Türkler, her şeyin taklidini, moda deyimiyle çakmasını üretmekle ünlü. Modern tüketim tarihimiz, buzkalıbından jeton dökmekten tutun, ünlü markaların kopyasını üretme hikayeleriyle dolu. Yaratıcılık, Türkiye’de pek de matah bir şey değil. Hem, hazırı varken neden yeni bir şey yaratmanın zahmetine girelim, değil mi?
TÜRKİYE’DE ÜNLÜ OLMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ: Biraz erotizm ve sansasyon, üç-beş ünlü adam (tercihen futbolcu, işadamı veya rantiye) ile kısa süreli ilişkiler ve mikrofon tutabilme yeteneği... İşte Türkiye’de ‘ünlü bir şarkıcı’, pardon, sanatçı olmak için gerekli olan nitelikler bunlar.
YANLIŞ ŞAKŞAKÇILAR TAKIMI: Bir şarkıyla üzerine bir frikikle ünlenen şarkıcıların ‘beyin takımı’na bakın: Menajeri, fotoğrafçısı, imaj danışmanı, tonmeister’ı, berberi, makyözü hep aynı isimler. Bu arkadaşlar da “Türkiye’de ne yapsan gider” mantalitesine inandığı için popçuları buna göre yönlendiriyor. Lady GaGa saçını mı değiştirmiş, hop aynısını uygula. Madonna bir dergiye acayip bir poz mu vermiş, hop aynısını kopyala.
YARATICI ZEKA EKSİKLİĞİ: Üstad Johnson, tamamen özgün bir eser yaratabilmenin cesaret gerektirdiğini söylüyor. Bizde ise ‘cesaret’in karşılığı, daha ziyade ‘cüretkar’ olmak yani soyunmak veya açık seçik şarkı sözleriyle eşdeğer algılanıyor. Oysa burada bahsedilen, toplumu alışılmışın dışında bir eserle tanıştırma cesareti. Sınıfta parmak kaldırmaya korkarak yetiştiğimiz için böylesine bir cesareti geliştirmek de zor tabii. Kaldı ki toplumsal baskı da var: Yaratıcı olanlar, çoğunlukla ‘marjinal’ diye etiketlendiriliyor. Türkçesi; delidir, ne yapsa yeridir.
TABANA BAK POPÇUYU AL: Hayranları alınmasın ama, siz de müstahaksınız. Orijinal bir eser vermediği, değişik bir sahne şovu yapmadığı, şarkı bestelemediği halde onları yücelttiğiniz için... Kolaya kaçanı, taklitçiliği, sıradanlığı alkışladığınız için... Hak ettiğiniz budur.
SIRADANLIĞIN YÜKSELİŞİ
* Bir zamanlar popçular sadece ‘eğlendirmek’le yükümlüydü. Söz yazarlığı ise ayrı bir profesyonellik isterdi. 2000’li yıllarda ise şarkıcılar, besteciliğe de soyundu.
* ’Ünlülerin dedikodu endüstrisi’ dünyanın her yerinde yükselişe geçti. Magazin medyasına ‘yarattıkları son eser’le ilgili bir hikaye anlatma ihtiyacı, pazarlamanın vazgeçilmez bir parçası oldu.
* Başkalarının yazdığı sözleri okumak yerine, ‘kendi ruhunu yansıtan’ şarkılar söylemek, yani Sezen Aksu gibi olabilmek, pek çok pop yıldızı için çıkış yolu oldu.
* 90’ların ve 2000’lerin başında ‘kendi sözlerini yazan şarkıcı’larda patlama yaşandı: Serdar Ortaç’tan Demet Akalın’a uzanan popçuların yükselişi de böyle başladı.
* Yalnızca Türkiye’de değil, dünyada da trend böyle: Müzik şirketleri, şarkıcı-söz yazarı olanlardan daha çok para kazandı. Örnek: Britney Spears!
* Bu yolla popçular da bestecilere verilen parayı kendi cebine atma imkanı buldu. Elvis Presley sadece şarkıyı söyler, sahnede şovunu yapardı. Şimdi herkes, her şeyi yapmaya muktedir.
* Türk popçular, kendi muhteşem şarkılarına söz yazarken elbette hep yabancı meslektaşlarından feyz aldı. Hatta utanmadan şarkının altyapısını çalıp üzerine berbat lirikleri eklediler. Bir kısmı deşifre oldu fakat bu, popçuların ününü lekelemedi.
