29 Ocak 2012 Pazar
Parçalı Bulutlu

Bir ödül töreninin düşündürdükleri

10.06.2011

Direklerarası Seyircileri Tiyatro Ödülleri heyecan verici bir oluşum. Bir kere ‘seyirci ödülleri’ durumu başlı başına şahane bir fikir. Bilmeyenler için, Direklerarası Seyircileri,
10 senedir Lions için oyun izliyor ve ödül veriyorlardı, bu yıl artık kendi kanatlarıyla uçmaya başlamışlar. Halk jürisi sistemini sürdürerek...



İkincisi, gözlerini İstanbul’dan Anadolu’ya çevirmeyi biliyorlar, ödüller Bursa’dan Ordu’ya, Eskişehir’den Bartın’a, Diyarbakır’dan Van’a pek çok ile yayılıyor. Oralarda kısıtlı imkanlarla tiyatro yapmaya çalışanların birilerinin onları fark ettiğini görmesi, merkezdeki meslektaşlarıyla, ustalarıyla, hocalarıyla buluşma imkanı bulması az şey değil. Çok hayırlı bir iş yapıyor Ömer Şahinbaş ve Direklerarası Seyircileri.
Bu yılın ödülleri 7 Haziran’da Kozzy’deki törenle sahiplerine verildi. Her şey çok güzel başladı. Yüreklendirici genç kuşak ödülleri, tiyatro ustaları-emekçileri adına verilen özel ödüller... Ödül sayısı sahiden çok fazla, saymaya sayfalar yetmez. Ama misal, Kerem Yılmazer, Vasıf Öngören, Mürsel Gülmez her yıl adına özel ödül verilen tiyatro insanları. Vasıf Öngören’in kızı Aslı Öngören’in, bu yıl ödülü tiyatro dışından bir isme, ‘yakın zamanda yapıtı katledilen’ heykeltıraş Mehmet Aksoy’a verdiğini, Aksoy sahneye çıkarken salonun alkıştan yıkıldığını da ekleyelim... Ayrıca herkesin özgürce konuştuğu bir platform da oluştu, bu da güzel.
Peki sorun nerede? Bir kere ödül sayısı sahiden çok fazla, bir yerden sonra ipin ucunu kaçırıp takip edemez hale geliyorsunuz. Diyelim Bursa’dayız. Sunucular peşpeşe 10 kadar isim sayıyorlar, hop birileri sahneye diziliyor, biz kim kimdir anlamıyoruz zaten, plaketlerini alıyorlar, mikrofondan bir slogan yolluyorlar, alkışı alıp salonu terk ediyorlar.
Evet, işin tadını kaçıran tam da bu. O ‘burada olmaktan çok gurur duyan’ genç yetenekler, umut vaat edenler, ödüllerini aldıkları an o salonda bir dakika daha durmaya gerek görmeden üçer beşer çıkıyorlar salondan. Kendilerinden sonra ödüllendirilecek usta isimleri, onları sabırla dinleyen, alkışlayan oyuncu-yönetmen ‘ablalarını, abilerini’ izlemeden, beklemeden.
Konuşmaya gelince herkeste yaldızlı cümle bol. Başkası ne söyleyecek, merak eden yok. İyi de, kendi meslektaşlarına göstermediğin saygıyı hükümetten beklemeye hakkın var mı? Bu işte bir terslik yok mu?

Bu ismi aklınıza yazın!
Adı Merve Engin. Ben ne yazık ki sezon sonunda yakaladım oyununu: ‘Kıyıya Oturmanın Böylesi’. Tek kişilik bir oyun ama sahiden ‘tek kişilik dev kadro’ budur...
Salona girdiğinizde sahnede kelimenin tam anlamıyla ‘debelenirken’ buluyorsunuz onu. Kostümünü giymeye çalışıyor, söyleniyor, gelene gidene laf atıyor. Sonra telefonu çalıyor ve oyun arkadaşlarının, ki kendileri 11 kişiler, trafikte takıldığını öğreniyor. Diyorlar ki “Merve, diğer rolleri de sen oynayacaksın bugün, üzgünüz.”
Böyle başlıyor Merve Engin’le bir buçuk saate yakın sürecek yolculuğunuz. 500 yıllık Commedia Dell’arte türünün bir örneği ‘Kıyıya Oturmanın Böylesi’. Aslında tek oyuncunun masklar ve ufak tefek aksesuarlarla bütün kişileri canlandırdığı bir versiyonu.
Oyunun ‘süpervizörü’, Engin’in Hacettepe’den mezun olduktan sonra İtalya’da birlikte çalıştığı Antonio Fava. Masklar ve oyunun ‘kanava’sı, yani iskeleti de ona ait. İkisi birlikte daha önce Şikago, Dubai, Prag gibi muhtelif yerlerde ve tabii çeşitli dillerde Commedia dell’Arte oyunları sahnelemişler. İngilizce ve İtalyanca da ‘doğaçlayabiliyor’ Merve Engin, anlayacağınız.
Ve hakikaten sıra dışı bir sahne ışığı, yeteneği var. Üstelik çok güzel ve sempatik. ‘Kıyıya Oturmanın Böylesi’ şimdilik bitti. Neyse ki Merve Engin bir ikincisini hazırlamak niyetinde. Ve kendisini bu yıl yeni kurulacak sürpriz bir tiyatroda izleyeceğiz. Bence bundan sonra zaten hep izleyeceğiz, bu ismi unutmayın...