04 Ocak 2012 Çarşamba

‘SiNYAL’ BAŞLADI

‘SiNYAL’ BAŞLADI

Müzikal derdi ve sektöre anarşist tavrıyla dikkat çeken Demirhan Baylan, yeni albümü ‘Sinyal’i önce iPad/iPhone uygulaması olarak çıkardı. Görülmedik, duyulmadık şekilde dinleyici önerisiyle güncellenecek ‘Sinyal’, 2012’nin en iyi rock albümlerinden olmaya aday

 

Geçen yüzyılın 90’lı yıllarında, bir ara Bulutsuzluk Özlemi’nin her konserine gidilir, hep bir ağızdan ‘Acil Demokrasi’, ‘Şili’ye Özgürlük’ söylenirdi. Bizim Kaan’a (Altın) “Demirhan Baylan süper bir albüm çıkarmış” dediğimde, ‘Bulutsuzluk Özlemi’nin efsane kadrosundan Demirhan mı?” diye sordu. 18 yaşında gruba katılan Demirhan, bası ve şovuyla grubun enerjisini artırmıştı. Sonra onun ses mühendisliği eğitimi için ABD’ye gittiğini duyduk.
Derin hayranlarının yıllardır paylaşmaktan imtinayla sakındığı Demirhan, her biri müzik sektörüne başkaldırı denebilecek sekiz albümün ardından ‘Sinyal’i çıkardı. Hem de bu kez yeni versiyonlarıyla büyüyecek bir iPad/iPhone uygulaması olarak; ‘Sinyal v1.0’ adıyla.
‘Sinyal’i Demirhan Baylan’dan, onun Salacak’taki evinde dinledim. Bu röportajı benim için daha da özel kılan, karşıdan eski İstanbul’a hakim evde, 25 yıl önce de Demirhan’ın çocukluk arkadaşı sıfatıyla da bulunmuş olmamdı.

 * ‘Sinyal’ nasıl doğdu Demirhan?
Şöyle karışık bir alt metin var; 1995-99 arasında konunun eğitimi için ABD’deydim. Berklee’de ses mühendisliği eğitimi aldım. Orada aslında dünya görüşüm biraz değişti; zedelendi de denebilir. Buradayken çok daha büyülü bir dünya zannediyordum. Çünkü müziği çok seviyorsun ve diyorsun ki; “Bu kadar güzel bir şeyin üretim süreci de şaheser olmalı.” Pek de öyle değilmiş. O da işlerden başka bir iş, gerçekten bir sektörmüş. Biraz “Nasıl bir müzik yapmak istiyorum; kendimi nereye oturtmak istiyorum?” diye düşününce... Tamam serde rock’çılık var ama yaş ilerledikçe biraz gelişmek istiyorsun tabii. 18 yaşında değildim artık. Böyle bocalamalarla yerimi arama çabaları, sonunda bu albümü ürettirdi. 

* ‘Müzik yayıncılığında aplikasyonların etkili olacağını’ yazdığın tweet’lerini gördüm.
“Niye iTunes’tan satmıyorsun da aplikasyon yaptın?” diye soruyorlar. Şimdi iTunes, belli bir formatın içine zorluyor seni. Pop bir parça ne demektir? Üç dakikadır, ses kalitesi böyledir, ses rengi şöyle olmak zorundadır, şurada kaydedilmesi lazımdır gibi kurallar getiriyor. Oradan bir yaratıcılık ümit edemiyorum. Artık biraz cesur sanatçıların kendilerini başka bir mecraya atma cesaretini göstermeleri gerekiyor. Benim açımdan ‘app dünyası’ böyle bir şey. Şunu diretebiliyorum; “Sana şarkı satmaya çalışmıyorum. Sana bir albüm satmaya çalışıyorum.” Eskiden böyleydi, plak, kaset, CD satın alırken böyleydi bu iş. Şu anda zıvanadan çıktı. Tek bir şarkı peşinde koşma derdi var. Ben böyle bir şey yapamam. (Gülüyor)

* İleride de şarkılarını iTunes’da göremeyeceğimiz anlamına geliyor bu?
Çok direnç göstereceğimi sanmıyorum. Ama şunu özellikle vurgulamak istiyorum; herhalde daha önce yapılmadık bir şey bu; ‘Sinyal v1.0’ güncellenen bir albüm olacak. Bence çok önemli bir konsept bu. Bize şöyle kapılar açabilir; piyasaya çıkmış bir eseri zamanla güncelleştirebiliriz. Ve bu hiç beklenmedik projeleri doğurabilir. Becerebilir miyim, bilmiyorum ama ‘Sinyal’le ilgili bir forum olsa, -şarkının sözleri, kayıt tekniği, her şey olabilir- insanlar albümü tartışsa. Bu şarkı çok güzel olmuş, bu şarkı çok kötü olmuştan fazlasını söylüyorum. Bu sayede ‘Sinyal v2.0’i’ yapabiliriz. 

* Dinleyici de eserin parçası olacak.
İki yıl sonraki ‘Sinyal’i şu anda hayal edemiyorum. Kayıtlar değişebilir. Belki bütün şarkılara konuk elemanlar gelebilir. Değişmeyecek olan ‘Sinyal’in genel yapısı. ‘Sinyal’ parçası da bundan bahsediyor bir açıdan. Uzun, 8 dakikalık bir şarkı. Ortada bir sinyal var. Vauuu, vauuu, vauuu diye ritmik bir şey.  4 bölümden oluşuyor ve aynı hikayenin devamı ama farklı tavırlarda, farklı şarkılar.
Ama ritmik olarak o alttaki sinyalle matematiksel ilişkisi var. Eski Çin’de Sarı Çan hikayesi var. Bir ülkede karışıklık varsa hükümdarın akortunun bozuk olduğundan bahsederlermiş. Kralın akortu bozulunca ülkede karışıklık çıkıyor. Peki kral nasıl akortlanır? Kralın akortunu yapmak için bir çan var, Sarı Çan. Referans noktası burası. Sarı Çan’ın frekansı aslında bütün evrenin frekansı. Evren tek bir frekans üzerine oturtulmuş ve sen oraya akortlanmak zorundasın. Sarı Çan da onu temsil ediyor ve krallarını buna göre akortlamaya çalışıyorlar. Şimdi bu çok eski 4-5 bin yıllık bir hikaye. Bugün de buna çok benzer şeylerden mesela ‘string theory’ diye bahsediliyor. Bize ‘sicim teorisi’ diye çevirdiler, ki ben buna biraz kırılıyorum. Çünkü hiçbir şey çağrıştırmıyor. Teldir onun adı. Titreşen bir şey. ‘String theory’ de bundan bahsediyor. Bütün evren gerçekten tek bir frekansın üzerinde de titreşiyor olabilir. Ve biz de onun yansımaları olabiliriz. Sinyal şarkısı buna atıfta bulunuyor. Bu yüzden albümün de sabit kalmasını istemiyorum. 

* Bütün enstrümanları senin çalman maliyetle ilgili bir durum mu?
Çok da değil, alışkanlıkla ilgili. Herkesin bir üretme disiplini var. Senelerin alışkanlığı. Ama bu da kendimde kırmak istediğim şeylerden biri. Beni çok yalnızlaştırıyor galiba. Aslında ‘Sinyal’in hikayesi de bayağı oraya gönderme.

* Sinyal veriyorsun.
Saf yalnızlık hikayesi anlatıyorum ama bunun tam tersini özleyen bir adam var. Bir sonraki aşamada inşallah bunu aşacağım.

* ‘Sinyal’ bir konsept mi? 
Bütünlüğü var. Ama çok da görünür bir hikaye değil. Asıl albüm 11 şarkıdan oluşuyor. Bir de bonus’lar var. Biraz karanlık ve fakat geniş bir müzikal yelpazede münferit hikayeler.

* Albümlerini geleneksel yöntemlerle mi piyasaya sürdün?
Dört albümüm çeşitli firmalar tarafından basıldı. Önce Hades, sonra Ada Müzik. Zihni’yle de iki albüm yaptım. Sonra zaten mp3 filan derken, algı değişmeye başladı. Ve bir de şöyle bir şey var; oturmuş bir sistem ve o sistemin senden belirli müzik tarzları, belirli yaklaşım talepleri var. Sistemin istediğini vermek zorundasın. Stil olarak çok net kuralları var bu işin. Ve ben onları veremeyeceğime kanaat getirdim. Beceremeyeceğimden değil. İstedikleri şeyden hazzetmedim. O zaman kendi firmamı kurmaya karar verdim. 2003’te bunu yaptım ve bir albüm çıkardım, ‘Anlamlı Hatalar’ adıyla, DB Müzik etiketiyle. Yalnız orada benden
işadamı olmayacağını öğrendim. Battım!

 ‘SAF BiR ADAMIM’

* Müziğini insanların dinlemesini istiyorsun ama hiçbir albümünde tanıtım faaliyetine tanık olmadık. 
Burada madalyonun iki yüzü var. Bunlardan biri, ben saf bir adamım. Şunu zannediyorum, o kadar iyi müzik yapıyorum ki, o zaten kendi kendini tanıtacak; ürün kendisini konuşturacak. Bizim şöhretli, bu işi çok güzel kıvırdığını düşündüğüm arkadaşlardan biriyle konuşuyordum. Şöyle söyledim; “İyi bir şarkı yaptığım zaman onun zaten yayılacağını düşünüyorum. Yayılmıyorsa zaten ben kötü müzisyenim demektir” dedim. Çok güldü bana. Biraz bozulmuştum güldüğünde ama şimdi daha iyi anlıyorum aslında. Haklıymış. Özellikle Türkiye’de bunun olabilmesi çok kolay değil. Telif mekanizmasını bile daha tam oturtamadan, dünyada bunun modası geçti. Bu bocalama durumunda çok çarpık bir müzik piyasasıyla yaşamak zorundayız maalesef. Şu an ABD’de olsaydım beni mutlaka bir firma satın alırdı. Boş bırakmazlardı. Ama çok şeytani bir şekilde satın alırlardı. Nefes de aldırmazlardı. Burada asla ve asla sanatçıya teklif gitmez; benim gidip “Bakın malım var benim” diye bağırmam gerekiyor. Durum böyle olunca da kendi kendilerini kilitliyorlar. Çünkü üretim firma sahibinin değil, sanatçının işidir. Yani firma sahibinin görevi o tarz adamları bulup onlara teklif götürmektir. Aksi halde sanatçı tarafında vakit kaybı ve dikkat dağınıklığı oluyor. (gülüyor) 

* Bu işlere kafa yormaman, müziğine odaklanman gerekiyor.
Bırakmayacağım bu işi, öyle yapacağımı zannediyorlarsa... Sistem çoğunlukla haklı çıkıyor ama bu herkes için geçerli değil.

 

YARIN: MÜZiK  YAYINCILIĞI NEREYE  EVRiLiYOR?

MENDERES ÖZEL/menderes.ozel@milliyet.com.tr
Siz de reklam vermek ister misiniz?