“istanbul’daki kalabalıktan kurtuldum”
Pazartesi günü ‘Mor Menekşeler’ dizisiyle izleyici karşısına çıkmaya hazırlanan Sarp Levendoğlu, oyunculuk macerasının nasıl başladığını, yeni projesini ve Eskişehir’deki hayatını anlattı
* Oyunculuğa başlamanızda dayınız Mustafa Altıoklar’ın etkisi oldu mu?
Tabii oldu. Ben çocukken Mustafa’ya çok yakındım. Etrafımda bana rol model olabilecek tek kişiydi. Eve devamlı oyuncu ve yönetmen arkadaşları gelirdi. Ahmet Mümtaz Taylan, Nihat İleri, Zühtü Erkan... Çok da neşeli insanlardır. Özellikle çocuklar için bu tarz renkli karakterler dikkat çekicidir. Ben de ilk o yaşlarda, “Oyunculuk yapabilir miyim acaba?” demiştim.
* Siz de bir dönem yönetmenlik yaptınız. Bu deneyim oyunculuğunuza nasıl yansıdı?
Mutlaka ki avantajları olmuştur. Monitör başında, oynarken neleri yapmam gerektiğini öğrendim. Bu da işi hızlandırıyor. Yönetmenin aşağı yukarı ne isteyeceğini bildiğim için kendimi o sahnelere daha çabuk hazırlıyorum. O yüzden bayağı katkısı oldu bana.
* Peki yönetmenliğe devam edecek misiniz?
Şu an öyle bir durum yok. Begüm’le (Birgören) bir hikaye yazdık ama finali istediğimiz gibi olmadı, öyle kaldı. Onu çekmek isterim.
* Hikayesi nasıl?
Biraz anti-faşist bir hikaye. Tarihi eser kaçakçılığı üzerinden kara komedi yazmaya çalıştık.
“Karakter içime sindi”
* Pazartesi günü ‘Mor Menekşeler’le ekranda olacaksınız. Dizinin konusundan bahsedebilir misiniz?
1950’lerde, Ankara Hacettepe semtinden, orada yaşayan kabadayıların hayatlarından esinlenerek ortaya çıkarılmış bir proje. Hikayede üç kabadayı var: Kabadayı Akif (ben), Hayali Ömer (Umut Kurt) ve Sarı Fikret (Ömer Arpacı). Yazarımız gerçek hayattaki üç karakterden esinlenmiş yazarken. Ama başka kabadayıların hikayelerini de bu karakterlere adapte etti. Dizide, kabadayı hikayesinin dışında, mahallede yaşanan aşkları, 50’lerdeki sıkıntıları da göreceğiz.
* Sizin oynadığınız Kabadayı Akif nasıl biri?
Bu üçlü içinde en kabadayı olanı. Gözü kara. Hayali Ömer askerden dönünce mahallede doğruluğu, düzeni sağlamak için bir araya geliyorlar. Ama hayat istedikleri gibi gitmediği için bir bakıyoruz, üç yıl sonra biri katil olmuş, biri haraç kesiyor... Karakterler kendilerini böyle travmaların, kırılmaların içinde bulacak. Bundan önceki işlerimde oynadığım karakterlere çok ısınamamıştım. Kendime yakın hissettiğim bir hikayede oynamak istiyordum. ‘Gece Gündüz’den beri bu kadar içime sinen bir iş olmamıştı. Bu projede olmaktan büyük keyif alıyorum.
* Eskişehir’de çekimlere devam ediyorsunuz. Ekibin uyumu nasıl?
Yönetmenimiz Serdar Akar’ı, rol arkadaşlarımı çok sevdim ve iyi anlaştım. Ekipte sorunlu oyuncu yok. Uzun saatler çalışmak yok. Şehir dışında çalışmak zor ama Eskişehir, gerektiğinde bütün lükslerinize ulaşabileceğiniz bir şehir. O yüzden hayat orada daha kolay. Trafikte zamanımız çalınmıyor, çalışmaya rahat konsantre oluyoruz. İstanbul’daki kalabalık, sıkışmışlık yok.
* İstanbul’da çalışmak dezavantaj yani.
Evet. İstanbul’da çalışmayı özlemiyorum. Eskişehir’de çalışmayı tercih ederim. Zaten Umut’la köpeklerimiz olduğu için orada ev tuttuk.
* Role hazırlanmak için Sultahahmet’te bir süre kabadayı şeklinde dolaşmışsınız...
Evet, vücut dilim otursun diye birkaç hafta dizide giydiğim kıyafetlerle gezdim. Çünkü ben hayatta kösele ayakkabı giymem. Bu alışkanlıkları edinmek lazımdı.
* Rol için başka hazırlıklarınız oldu mu?
Birçok kitap okudum o dönemle ve o dönemki kabadayılarla ilgili. Arkadaşımın dedesinin o dönem cezaevinde yatmış kabadayı bir arkadaşını bulup, onunla sohbet ettim. Onun dışında ‘Mor Menekşeler’ diye belgesel var, o bana çok fikir verdi.
* Dizi çekimlerinin yoğun temposu arasında tiyatroya zaman ayırabilecek misiniz?
Uğur Yağcıoğlu’yla bir projemiz vardı ama dizinin çekimlerinden dolayı devam etmek zor olacaktı. Bir de ben aynı anda farklı işlere konsantre olamıyorum. Bu bir yeteneksizlik olabilir. Yapanlara gıptayla bakıyorum. Ama bana ayrı karakterlerin içinde yaşamak zor geliyor.
“İstanbul yeşil olsun”
* İstanbul’da boş bir gününüz nasıl geçer?
Çok gezen bir insan değilim. Evde oturayım, arkadaşlarım gelsin, yemek yiyelim... İstanbul güzel bir şehir tabii. Ama ben İstanbul olmasından faydalanmıyorum. “Şurada yürürüm” dediğim bir yer yok. Bina falan da sevmiyorum. Daha çok yeşil olsun istiyorum. Ağaç görmeyi seviyorum.
* Nerede oturuyorsunuz?
Arnavutköy. İş olmadığı zamanlardaysa Fethiye ya da Marmaris’teyim.
Favorileri
En son izlediği film: Guguk Kuşu
En son aldığı müzik CD’si: Massive Attack, Siplitting The Atom
En son gittiği konser: U2
İzlediği diziler: Breaking Bad ve Dexter







