11 Ocak 2011 Salı
Son durum

Yeme-içmenin son üssü: Karaköy

08.01.2011

İstanbul’da sıkı gezenlerdenseniz Karaköy’ü çoktan keşfetmişsinizdir. “Yok, Karaköy’de neler oluyor?” diyenlerdenseniz, buyrun size Bej Kahve’nin açılışı şerefiyle küçük bir Karaköy turu...

Lal Dedeoğlu’ndan “Bej Kahve’yi Karaköy Fransız Geçidi’nde açıyoruz” haberi geldiğinde kaçırmayacağımı biliyordum. Açılışları hiç sevmememe rağmen. Neden mi? 1- İstanbul’un en stil sahibi kadınlarından biri Lal Dedeoğlu. O ne yapsa merak edilir, gidilir, görülür. 2- Eski Buz’un yeri ayrıydı, o yüzden Lal’in yeni yerinden de umuyluyum. 3- Karaköy son dönemde yeme-içme dünyasında yükselen bir merkez olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.

Bej, Kağıthane ve Lal
Bej’in önünde bir kalabalık, klasik, sigara içenler dışarıda toplanmış. İçeride satsumalı votkalar içiliyor. Herkesin elinde torbalar var. Daha neler oluyor anlamadan, “Arkada Lal’in ablasının dükkanı var, çok güzel şeyler var, hemen gidip bakın” diyor bir arkadaşım. Çok eğlenceli bir tasarım dükkanı. Günleri hayatınızdan kesip atabileceğiniz upuzun takvimden lahmacun, kağıt helva ve simit şeklindeki bardak altlıklarına, ‘people from istanbul’lu mıknatıslı kitap ayracına, isim şehir defterinden, kim kiminle defterine bir sürü şey beğeniyorum. Bir de takılar var. El yazısıyla İstanbul yazılı kolyelerden baykuş yüzüklere seçenek çok. Herkes gibi ben de Kağıthane’ye bayıldım, ürünlerine de adına da... Alışveriş de yaptım.
Bej Kahve Lal Dedeoğlu gibi stil sahibi bir yer olmuş. Gecenin sonunda kendisine de söyledim, bu mekan Lal’e çok yakışmış. Onun zevkini ve duruşunu birebir yansıtıyor. Mimar Deniz Duru çok iyi bir iş çıkarmış. Bir an önce gidin, kendiniz görün. Bana hak vereceksiniz.

Maya’yı duydunuz mu?
Bej Kahve’nin açılışından çıkıp önce biraz ilerideki Karaköy Lokantası’na sonra da hemen yanındaki Maya’ya uğruyoruz.
Lokanta Maya, New York’taki French Culinary Institute’da eğitim almış şef Didem Şenol’un restoranı. Didem Şenol adı yeme-içmeyle ilgililere tanıdık gelecektir. Mehmet Gürs’ün Nuteras’ında Ufak Yemekler’i yapıyordu. Geçen yıl da ‘Kızınız defneyi oğlumuz iskorpite...’ adlı bir kitap yazdı. 
Lokanta Maya yedi ay önce açıldı. Bu yıl itibarıyla haftanın beş gecesi (salıdan cumartesiye) açık. Öğle yemeği servisi de var, pazar brunchları da kaçırılmamalı. Lokanta Maya’nın blogunda detaylı mönüyü de görebilirsiniz. Maya’da brunch yapıp Bej Kahve’ye geçip orada bir şeyler içerek Kağıthane ürünlerini inceleyebilirsiniz. Sonra da İstanbul Modern’de bir sergi gezebilirsiniz. Şehirde daha iyi bir hafta sonu programı düşünemiyorum.  

Dergİ alın, dergiler kapanmasın!
2011’de “Dünyada barış istiyorum” diyen de, “Daha çok kitap okumak istiyorum” diyen de nedense çok oldu. Bu dileklere gülüp geçtik. Benim 2011’de gülünse de geçilmemesini istediğim başka bir dileğim var. Herkes daha çok dergi okusun.
O sayfalarını bir çırpıda çevirdiğiniz dergiler aslında bize çok şey katıyor. Bir sürü şey öğreniyorsunuz. En önemlisi de hayatı renklendiriyor.   Üstelik o dergilerin arkasında nasıl bir emek, kan, ter ve gözyaşı olduğunu da tahmin bile edemezsiniz.

Dergilerin yeri başka
Her seyahatten ağırlığımca dergiyle dönen biri olarak benim için 2011’in en üzücü haberlerinden biri Ciner Grubu’ndaki beş derginin birden kapatılmasıydı. Newsweek’ten Food and Travel’a alanında çok iyi dergilerle vedalaşmak zorunda kaldık. Yine alanında çok iyi birçok arkadaşımız işsiz kaldı. Nedeni basit. Çünkü dergiler satmıyor ve daha da kötüsü yeterince ilan da almıyor.
“Teknoloji ilerledi, artık dergileri iPad’den okuyoruz” diyenlerdenseniz o zaman son birkaç ayda iPad’deki gazete ve dergi satışlarının da ne kadar düştüğünü söylemeden geçmeyelim. Satışı etkiliyor diye ücretsiz iPad uygulamalarını kaldıranlar da oldu. Tabii ki iPad’de okumayı sevdiğimiz şeyler de var. Ama elle tutulan, sayfaları kıvırılabilen, yeri geldiğinde kesilebilen dergilerin yeri başka.
Bir kez daha tekrarlayalım; dergi alın, reklamverenseniz dergilere de ilan verin, dergiler kapanmasın! 

Günün özlü sözü: 
Botoksu Osmanlılar buldu, Valide Sultan’da denedi. 

GÜNÜN FOTOĞRAFI
BU TOSBAĞA UÇAR GiDER


İsrail’de arka ayaklarını çim biçme makinesine kurban veren Tzvika isimli kaplumbağaya ‘protez tekerlek’ takıldı. Bu sayede belki de hiçbir türdaşı Tzvika’nın hızına yetişemeyecek.