11 Eylül 2010 Cumartesi

Yürek burkan bir bayram mektubu

“Van’a bayram gelmez. Gelmeyecek. Eski soylu günleri geride kaldı buraların... Kime kızayım ki ben şimdi? PKK ateşkes ilan etmişken operasyon yapan askere mi, alt tarafı bir bildiri okuyacak gruba izin vermeyen polise mi, etrafı ateşe veren BDP’lilere mi?”

Bayramın son gününde hararetli bir şekilde ‘hayır’ı, ‘evet’i, ‘boykot’u tartışıyorsun ey okur. Ben de bugün sözü, Vanlı bir gencin mektubuna bırakıyorum. Kendini, çaresizliğini ve ümitsizliğini nasıl ifade ettiğini sizler de duyun diye:
“Sevgili Mehveş Evin,
 Bu yaz evde bilgisayar ekranı karşısında geçirdiğim diğer bütün günler gibi bir gün, bir yazına denk geldim. O gün, bugün her gün okuyorum yazılarını. Son günlerde Doğu Anadolu’da şehir şehir geziyorsun. Azıcık vaktini alacağım ama hiç kimsenin duymayacağı, duysa da duymayacağı bir sessiz çığlığım var handidir gönlümde sıkışıp kalan. Bu gece dolmuştan inip eve doğru yürürken aklıma sana yazmak geldi. Umarım okuyorsundur. Umarım anlıyorsundur, zira benim birazdan söyleyeceklerimden ben hiçbir şey anlamıyorum.
 Vanlıyım. Ankara’da okuyorum. Aman Allah’ım! Birçok gencin hâyâli. Ama benim umurumda mı? Şüphesiz ki hayır. 2009 yerel seçimlerinden sonra DTP Van Belediyesi’ni kazandığından beri şehirde politik bir hava var. Tıpkı Diyarbakır gibi. Ben ki hiçbir partiyi sevmeyen, hiçbir partiye güvenmeyen, hiçbir yere ait olamayan bir insanım. Erdoğan Van’a geldiği gün tesadüfen miting sonrasına denk geldim ve mitinge katılan insanların ellerinde ‘evet’ bayraklarıyla evlerine doğru gittiklerini gördüm. Sonra ara sokağın tekine girdim. Vitrinin tekini incelerken arkamda bir gürültü koptu. BDP’liler elinde bayrak taşıyan birini linç etmeye teşebbüs etti. Korktum. Bu öylesine büyük bir korkudur ki!
 
Yüreğim yandı
Bu akşam çarşıya çıktım. İki arkadaşımla beraber Kürt sorununu tartışıyorduk. Sonra dışarıda bir kargaşa... Dışarı çıktığımda büyük ateşler gördüm. Gözlerim, burnum, ciğerlerim biber gazıyla yandı. Ama daha çok yüreğim yandı. Sabah haberlerde görmüştüm. Dokuz PKK’lı öldürülmüşmüş. İnanmadım. Çünkü 2008 nevruzunda Van’da olan olayları medyanın ne şekilde aktardığını gördüğüm günden beri inanmıyorum Türk medyasına. Ama gerçekmiş. Dokuz kişi öldürülmüş.
 Dışarıda olaylar öylesine korkunçtu ki, bir an evvel civardan ayrılmak istedim. Panzerler tüm sokak başlarını tutmuştu, bir yere kımıldayamadım. Yanlarına yaklaşamadım. O sokağın ucundan bu sokağın ucuna, dolandım durdum. Bir yerde bir hareketlilik olmuş ki panzerin biri gitti, ben de hemen çıktım civardan. BDP’yi çok seven bir berber tanıdığa denk geldim. Bana, yüzünde büyük bir mutluluk sordu, ‘Görüyorsun değil mi olanları?’ Durup öylece baktım ona, sitemkâr bir biçimde ‘Abi ne gerek vardı bayram evveli huzursuzluğa? Yarın insanlar bir günlüğüne de olsa mutlu olmasa mıydı?’ Berber bana net bir yanıt verdi, ‘Bu şehirde herkes bizim yaptıklarımızda bize destek olacak. Seve seve olmasa...’ O, bu cümlenin devamını da getirdi. O bunu derken birden aklıma Van’ın ara mahallelerinde gezilip, referandumda oy kullanmaya gidilmesi hâlinde evlerine molotof atılacağı tehdidini yapanlar geldi. Oy pusulalarını bilerek dağıtmayan bazı muhtarlar. Bu akşamki olayların sebebiyse ölen dokuz kişi için kınama. Bir basın açıklaması teşebbüsüne polisin izin vermeyişi.

Van’a bayram gelmez
   Sevgili Evin, benimkisi öyle büyük bir çaresizlik ki! Van’a bayram gelmez. Gelmeyecek. Eski soylu günleri geride kaldı buraların. Çarşıya çıkarken eve döndüğümde kavun alıp yemeye niyetlenmiştim. Akşam eve geldiğimde onca kavun satan dükkân önünden geçtim ama almadım. Kavun yemek haram bize. Kime kızayım ki ben şimdi? PKK ateşkes ilan etmişken operasyon yapan askere mi, alt tarafı bir bildiri okuyacak olan bir gruba izin vermeyen polise mi, etrafı ateşe veren BDP’lilere mi? Hepsine birden kızamam, gücüm yetmez ama birini bile dışarıda bırakamam vicdanım el vermez. Az evvel annem odaya girip bana giysilerimle ilgili birşeyler sordu. Cevap vermedim, sanırım kalbi kırıldı. Kırılan bir kalbimiz de varmış.
 Bayram yok burada. Olmayacak. Hiçbir zaman bir Kürt olarak yaşayamayacağım ama başka bir şey de olamayacağım. Türkçeyi öyle güzel öğretmişler ki bize belki dikkatini çeker, neredeyse hiçbir yazım hatası yok yazdıklarımda. Ama sanırım yüreğimde bir yerlerde bir hata var. PKK’ya, devlete, polise, askere, internet sayfalarında Kürtlerle ilgili ırkçı yazılar yazanlara, ‘Seve seve olmazsa ...’ diyen Kürtlere...
 Çaresizlik dedikleri bu olsa gerek. Allah’a inanıyorum ben. Sanırım beni hayatta tutan en son şey de bu...”
Herkese iyi bayramlar.


DIAZ VE JAPON POP SANATI
Mika Ninagawa, Japon pop sanatının harika çocuğu. Daily Beast, yeni kitabında canlı, karanlık ve erotik karelerin bulunduğunu, fotoğrafçının Cameron Diaz’dan Sumo güreşçilere, inanılmaz bir renk cümbüşünde resimlediğini yazmış. Bu da bayram şekeriniz olsun.  

Siz de reklam vermek ister misiniz?