09 Eylül 2010 Perşembe

U2’yu yuh-tu yapmak



Bono herhalde sahne hayatında ilk kez İstanbul’da yuhalandı. Bence ayıp edildi. Keşke birileri Bono’ya, Türkiye’yi Güney Afrika’yla karıştırmamasını, Fehmi Tosun’dan bahsederken iktidarla aynı kareye girmemesini tembihleseydi


Şahsen Bono’nun Egemen Bağış’ın ismini vererek teşekkür ettiğini duymadım. Zaten ismini telaffuz etmesi çok zor! Fakat Bono, İstanbul’da kimbilir kaç yıldır beklenen konserine ara verip “Türkiye çok önemli günler yaşıyor... Ben de dün köprüden geçtim” deyince kalabalık sanki düğmeye basılmış gibi ıslık çalmaya ve yuhlamaya başladı. Bono, Bono olalı böyle şok yaşamamıştır! Dev ekranda resmen yüzünün şekilden şekle girdiğini, acayip bozulduğunu gördük. Ardından “Tamam, siyasetçilerden konuşmayalım... Ama herhalde köprüden bahsedebilirim, değil mi?” sözleriyle durumu ustalıkla kurtardı. Herkes, hiçbir şey olmamış gibi eğlencesine, Bono’ya öpücükler göndermeye devam etti. Şizofrenik bir hal değil mi bu yahu? Kardeşim madem adamı iktidarla aynı kareye girdiği için yuhalıyorsun, hiç konserine gitme veya terk et. Yok, Türk dediğin her şeyi bir arada ister. Her şey olsun, torba dolsun hesabı! Böylece Bono, Türkiye’deki fan kitlesinin genelde iktidar karşıtlarından oluştuğunu öğrenmiş oldu. Keşke organizasyondan birileri onu bu ‘hassas konu’da kısaca bilgilendirseydi. Dansöz oynatmanın arasında pekala yapılabilirdi. Belli ki Bono’ya verilen brief, ayrıca Başbakan’ın şiirden hapis yattığını söylemesi, zihninde bir nevi ‘Güney Afrika-apartheid-Mandela’ imajı yaratmıştı. Bono bilmiyor ki bu topraklarda hapis yatmamış, yargılanmamış siyasetçi çok!

Beyazlarla siyahlar
Dışarıdan bakan, Türkiye hakkında yüzeysel bilgileriolan, sosyolojik dengeleri bilmeyen pek çok Avrupalı durumu aynen Bono gibi yorumlayabilir. Onlar için insan hakları kavramı, taraflar, tanımlar çok daha net. Bizdeyse hala en basit tanımlarda ve değişikliklerde, uygulamalarda flulaşan, tek bir grubun değil, pek çok grubun farklı şekillerde sıkıntısını çektiği bir konu. Güney Afrika’da sorun beyazlarla zencilerdi... Myanmar’da, yıllardır askeri rejimin göz hapsinde yaşayan insan hakları savunucusu Aung San Suu Kyi (ki U2 konserinde anıldı)... Ortadoğu’da Filistinlilerle İsrailliler ya da işgal kuvvetlerine direnen Iraklılar... Dikkat edin, U2 hiç onlardan bahsediyor mu? Fakat Türkiye için benzer bir sınıflandırma yapmak kolay değil: Yer geliyor başörtülüler haksızlığa uğruyor, yer geliyor travestiler aşağılanıyor. Kürt sorunu yıllardır çözülemediği gibi, savaş hali devam ediyor. Demokratik açılım sözü veren iktidar partisi hayal kırıklığı yaratabiliyor, tıpkı darbe zamanlarında olduğu gibi bir takım insanlar fikirleri yüzünden hapse atılıyor.
Bir de tabii, referandum süreciyle birlikte iyice kutuplaşmaya itilen ‘seçkin-eğitimli-laik ve sol’ kesimle ‘muhafazakar-yoksul-askere alerjik-AB’ci’ kesim var. Bono’ya bu grupların altyapısını ve psikolojisini anlatmaya kalksanız adamcağız apışıp kalır. Zaten biz de açıklamakta zorlanıyoruz ya hadi neyse! Bir tarafta solcularla seçkinciler birleşiyor, bir tarafta dincilerle liberaller... Bu da ikinci şizofrenik hal ya, hadi neyse!

Seyirci ayıp etti
Geçen gün Bakan Egemen Bağış’la referandum üzerine röportaj yaparken, “U2 yıllardır insan hakları ihlalleri yüzünden gelmiyordu” demişti. Bakan haklıydı. Adam asıl stadyum dolduracağı günlerde Türkiye’yi hep aynı gerekçeyle es geçti: İnsan hakları ihlalleri. Şimdi de sorunumuz çok, fakat kimse durumun 1990’lardakinden kötü olduğunu iddia edemez. Bu nedenle Bono’nun kendince jest yapmaya çalışmasına karşılık seyirci ayıp etti. Düşüncesine katılmayabilir, savunduğu değerlerle ters düştüğünü iddia edebilir ve iktidarla bu kadar haşır neşir görüntü vermesini beğenmeyebilirsiniz. Ama bizde misafire böyle davranılmaz. Tepkiyi göstermenin farklı şekilleri vardır. Bağırırsın, pankart açarsın, hiç olmadı sessiz kalmayı yeğlersin. Bir dakika önce şarkılarını çığırıp kendinden geçtiğin sanatçıyı ıslıklamak, sonra da hiçbir şey olmamış gibi zil takıp oynamak, en basit ifadesiyle tuhaf bir davranış değil mi?   


Bu konsere Sezen yakışırdı
Herkes Olimpiyat Stadı’nın uzaklığından, trafiğinden, organizasyon bozukluğundan şikayet etti. Bence organizasyonda sıkıntı yoktu, 19.00’da Milliyet gazetesi binasından çıkıp 50 dakikada vardık. Son dakikacılar iftar trafiğini hesaba katıverseydi. 80 bin kişilik denen stat, kimine göre 30, kimine göre 50 bin kişiyle doldu. Yarısı boş görünmesi, biraz yürek burkucuydu. Keşke İnönü Stadyumu gibi hem konumu hem de kapasitesiyle daha uygun bir yer seçilseydi. Tribünde tuvalet sıkıntısı değil, bolluğu vardı. Ancak konserin asıl tadı sahada çıktı: İsteyenin rahat rahat dolaşabileceği, sahneye epey yaklaşabileceği kadar kocaman alana seyyar tuvaletler yetmedi. Konser şahaneydi; Miraç Zeynep Özkartal’ın dün yazdığı gibi Arjantin’deki Cumartesi Anneleri’ne ithaf edilen şarkıyı U2’nun burada söylemesi manidardı. Tabii böyle bir hamleye, buradaki Cumartesi Anneleri’ne şarkı yazan Sezen Aksu’yla düet yapmak yakışırdı. Ama Zülfü Livaneli’nin sürpriz çıkışı da seyircinin çok hoşuna gitti.

Siz de reklam vermek ister misiniz?