04 Eylül 2010 Cumartesi

Moda yöneticisi olmak isteyen gelsin!

Moda yöneticisi olmak isteyen gelsin!

Bilgi Üniversitesi’nde kapılarını ilk kez önümüzdeki eğitim döneminde açacak ‘Moda Yönetimi Sertifika Programı’, moda dünyasının profesyo-nellerini ve kariyerine bu alanda devam etmek isteyenleri hedefliyor. Programın Akademik Direktörü Doç. Dr. Serhan Ada’yla konuştuk

‘Moda Yönetimi Sertifika Programı’ hangi ihtiyacı karşılayacak?
Moda yönetiminin kültürel alt yapısıyla konuşulabilir olması vakitli bir adım. Moda sadece bir rengin belirli bir sezonda giyilmesi demek değildir. Modanın kendine özgü bir alan bilgisi vardır. İnsanların toplumun içinde var olma biçimleri modayla ilgilidir. Kimlik, cemaat, onun parçası olma, ondan ayrılma, kendini toplum içinde tanımlama, yurttaş olma ve öncülük gibi şeyler modaya bağlıdır. Moda belirli bir bakış ve birey olmakla yakından ilgilidir. Sadece büyük konfeksiyon şirketlerine değil, girişimcilere de ihtiyaç var. Buna bir ucundan katkımız olursa, genç moda girişimcileri oluşturabilirsek o zaman modada Türkiye’nin öncülüğü meselesi tekrar konuşulur hale gelir. 

Bu programla neyi hedefliyorsunuz?
İki şeyi yapmaya çalışacağız. Modanın bir giysiden ya da dikilmiş bir şeyden ibaret olmadığını, kozmetikten ayakkabıya ve aksesuara kadar giden büyük bir sektör olduğunu ve bunların beraber hareket ettiğini göstereceğiz. Ama asıl önemlisi genç modacıların bir vizyona ihtiyacı var. Bu alanda rahatça fikir geliştiren girişimcilere ihtiyaç var. 

Sizce sektörün geleceği nasıl?
Aslında çok hareketli ama başarılarımız fazla gözlerimizi kamaştırıyor. Bu aşırı olduğu zaman tartışma ve ileriye doğru götürme konusunda yeterli fikir üretememeye neden oluyor. Bu tabii şu da demek; eleştirilerin aynı zamanda öneriler içermesi lazım. O da, kendi içerisinde iletişim ortamı gerektiriyor. Onun için ‘Fashion Week’i  önemsiyorum.  Yapılan bir şeyi konuşmak, çok gerekli. Sektör kendi içinde tartışarak kendini var ediyor. 

İstanbul’un moda dünyasında önemli merkezlerden biri olma şansı nedir?
İstanbul, İstanbul’dan daha büyük bir şey. Yaptığınız işi iyi bir kaliteyle yapmak, bir yer sahibi olmak için ilk adım. Dünya modasında ‘T.C.’ pasaportu taşıyan aktörler var. Bora Aksu, Hüseyin Çağlayan gibi. Bu aslında bir yeri olduğunu gösteriyor. Bunu Türkiye’ye tanınmış bir kontenjan gibi düşünmemek lazım. İyi iş yapan insan sayısı arttıkça, Türkiye’nin ağırlığından bahsedilebilir. 

‘Moda Yönetimi Sertifika Programı’nı neden master programı olarak düşünmediniz?
12 yılı geride bırakan ‘Tasarım Kültürü ve Yönetimi Sertifika Programı’nın gördüğü ilgiden cesaretlendik ve bu programı açtık. Master programı olarak açılması konusunda çok düşündük. Ama master olmayınca öğrencilerimiz çok kaliteli oluyor.   Master’ını yapmış ama  kariyerini gözden geçirmek isteyen insanlar geliyor. Adı master olan programa yüksek lisans mezunu başvurmuyor. Hem dünyaca ünlü isimleri bir sezon getirmek mümkün olmayacaktı. Ama bir haftalık modül için getirebiliyoruz.

Öğretim kadronuz kimlerden oluşuyor?
Daha önce bir araya gelmemiş  30 hocadan oluşan bir öğretim kadrosuyla çalışacağız. Bu konu üzerine yazan çizen insanlar, profesyonel olarak bunları yapmış olanlar ve kendi tecrübelerini bir tür laboratuar olarak öğrencilerle paylaşmak isteyenlerden oluşan bir ekip. Mesela trend şirketi Futur Concept’ten Francesco Morace, Derishow’un CEO’su Fatoş Ahunbay,  Mavi’den Elif Akarlılar var. Önemli bir ayakkabı tasarımcısı olan ve Paris’te yaşayan Bruno Frisoni modüler bir program olduğu için deneyimini rahatlıkla paylaşacak. Bazı dersler, ‘Tasarım Kültürü ve Yönetimi Sertifika Programı’ ile ortak yapılacak. Derslerin dışında ‘Salı Atölyeleri’nde sektörden insanlarla söyleşiler olacak. 

Bu eğitim katılımcıların kariyerine ne katacak?
Daha önce başlattığımız ‘Tasarım Kültürü ve Yönetimi Sertifika Programı’nın girişimciliği özendiren bir etkisi oldu. Aynı şeyin bu programda da olacağına inanıyorum. Bir genç moda tasarımcısı patlaması yaşanıyor. Henüz küçük butikler hariç pazarın kendisinde bunun bir karşılığı yok. Belki moda yöneticilerin sahneye çıkmasıyla bu tür birliktelikler, networklar oluşacak. Yeni pazar koşulları yaratılacak. 

Bir yaştan sonra dersler insanı zorlar mı?
Toplamda   25 zorunlu, dokuz seçmeli modül var. Öğrenciler, bu seçmeli derslerden ikisine misafir olarak katılacakları beş ders seçecekler. Her modül sekiz ders saatine eşit. Derslerde sınav yok, projeler üzerinden ‘geçer’ ya da ‘kalır’ denilerek değerlendirilecek. 

Eğitim ne kadar sürüyor?
Sertifika almak için iki sene sürüyor. Eğitim ekim ayında başlıyor ve haziran ayında sona eriyor. Bir sene de proje için   süre var. 

Hangi günler dersler var?
Çarşamba ve perşembe  18.30-20.30, cumartesi ise 09.30-13.30 arasında. 30 kişilik kontenjan var. 

Bu eğitime kim gelsin?
“Çocukluğumdan beri kafaya koymuştum, bir gün bu işi yapacağım galiba” diyen insanlar var. Önce onları bekliyoruz.

Bu mülakatı geçmek için tüyo verir misiniz?
Sadece bir koşul var. Adayın bu alanda kaygısı olsun istiyoruz. “Şimdi dersleri bitirseniz proje konunuz ne olurdu?” diyoruz. Bu program, öğretmenin anlattıklarını not alıp pasif şekilde içselleştirip sınavla geriye verme süreci değil. Zaten Louis Vuitton veya Dior’un ne yaptıklarına dair bilgiler bir yerlerde hazır. Bu alanda; bir sorun bulunduğu konusunda derdi olan bir kişinin katacağı çok şey var. 



ESKi ÖĞRENCi, YENi YÖNETiCi
Başak Erson / İstanbul Bilgi Üniversitesi Tasarım Kültürü ve Yönetimi Program Koordinatörü: Hem içerik hem kadrosuyla ‘Moda Yönetimi’ programı dünyada öncü. En önemli özelliği çalışanlara ve kariyerini bu alana taşımak isteyenlere yönelik olması. Ben de bu programın öğrencisiydim. Bu eğitim kariyerimi gözden geçirmeme neden oldu. Çokuluslu şirketlerden küçük şirketlere kaydırmaya, pazarlama dünyasının dışına çıkmaya niyetlendim. Şirket değişikliği yaptım. Sonra girişimcilik öne çıktı. Birkaç arkadaş kendi işimizi yapmayı denedik. Şirket kurduk, fiili olarak devam ediyor. Derken  master yapmaya başladım ve yönetici oldum. Ben ümitliyim. Tasarım Kültürü ve Yönetimi Sertifika Programında olan şeyin modada olacağına inanıyorum.

Röportaj: Neşe Mesutoğlu
Fotoğraflar: Hüseyin Özdemir
Siz de reklam vermek ister misiniz?