Napa’da Türk gibi araba kullanmak
Napa Vadisi’ndeki yollar bu kadar güzel.
En çılgın araba kullananlar kategorisinde herhalde yakında dünya şampiyonluğunu ele geçireceğiz. San Francisco’da tanıştığım Cardomain.com’un sahibi, siteye ABD’den sonra en çok Türkiye’den video yüklendiğini anlatıyor
Cardomain.com, Türk araba meraklılarının yakından takip ettiği bir internet sitesi. Sitenin esprisi, hem yeni çıkan arabalarla ilgili bilgi vermesi, hem de dünyanın dört bir yanından sürücülerin kendi deneyimlerini video olarak yükleyebilmesi. En çok video, ABD’den yükleniyor. Bilin bakalım ikinci sırada hangi ülke var? Bildiniz, Türkiye !
Cardomain.com’un yaratıcısı Karan Singh ile tanıştığımda, heyecanla bu bilgiyi verip ekliyor: “Türk şoförler gerçekten çılgın! Öyle videolar yolluyorlar ki, daracık sokaklarda nasıl araba kullandıklarını görünce şok oluyoruz.” Şaşırdık mı?
Türkiye’nin dünya sıralamasında ikinciliğe oturduğu tek alan, çılgın araba kullanma sevdası değil. Volkswagen’ın yeni Jetta’sının tanıtımını yapmak için dünya basınını davet ettiği San Francisco’dayız. Sedan klasmanında Jetta, Amerika’dan sonra en çok Türkiye’de satılıyormuş .
Asfaltı ağlatamamak
ABD yollarında araba sürmek, biz Türkler için epey zorlu bir iş: San Francisco’dan Napa Vadisi’ne uzanan iki saatlik enfes asfalt yolu ağlatmak varken, efendi gibi 35-55 mil(60-90 km.) hız aralığında sürmek zorundasınız. Her dur işaretinde gerçekten tam olarak durmak, her köşede çıkan uyarılara uymak zorundasınız. Tabelalar bizler için Mars’tan yollanan mesajlar gibi: “Bisikletliyle yolu paylaş”, “Yavaşla ileride yol çalışması var” veya “Okul bölgesine giriyorsun hızını düşür” gibi.
Bırakın da şu kaymak gibi yolun tadını çıkaralım, değil mi? Yok kardeşim, burada herkes paşa paşa kurallara uymak zorunda. İlk yakalandığınızda “Buraların yabancısıyım abi” diye paçayı kurtarabilirsiniz. Fakat ikincide hiç af yok ve cezalar acayip ağır.
Üzümü değil bağını ye
Napa Vadisi’ndeki önemli şarap bağlarından biri, Rubicon Estate. 1880’de, kürk ticaretinden para kazanan Gustave Niebaum’un Avrupa şarapçılığını yaşatma sevdasıyla yaptığı yatırımlar, bugün meyvelerini veriyor. Torunu, işi devralıp şarapçılığı geliştiriyor. Anlayacağınız bu aile üzümü yemek yerine şarap kültürüne yatırım yapmayı, en iyisini üretmeyi seçiyor!
Yönetmen Francis Ford Coppola, 1975’te ‘yazlık ev’ ararken şarap bağına ve Niebaum ailesinin çabalarına hayran olup, işe ortak oluyor. Coppola’nın sık sık ziyaret ettiği yazlık evi, dönümlerce arazinin bir ucunda. Bağın merkezindeki şato ise turistlere, tadım turlarına açık.
Bu arada Napa Vadisi, ekonomik krizden olumsuz etkilenmiş ve 2009’da gelirler yüzde 3.3 düşmüş. Buna rağmen geçen yıl toplam 29 milyar dolarlık satış yapılmış (Business Week). Napa sadece şarap üretiminden değil, şarap turizminden de kazanıyor: Her yıl ortalama 4.5 milyon turist ziyaret ediyor. Bu rakam, Muğla’ya gelen turistin iki katı!
Merak ediyorum... Meyve yiyerek, meyve turizmi yaparak aynı ticari hacmi yakalamak mümkün mü? Şarabın anavatanı olan topraklarımızda insanlar yıllar boyunca şarap yapmaya çekinmeseydi, acaba ülkenin ekonomisine nasıl katkıda bulunurdu?
MERHABA BEN HAPiSTEN ÇIKTIM
Kamuoyunda ‘taş atan çocuklar’ olarak bilinen TMK mağduru çocukların bir kısmı, yeni yasal düzenlemeyle salıverildi. Önceki gün gazetelerde aileleriyle kavuşma anları yayınlandı. Çocuklar 18’in altında olduğu, okula döneceği için gösterilmesi gereken bir hassasiyeti, yani yüzlerini buzlamayı ne yazık ki iki gazete atladı: Sabah ve Taraf.
SAN FRANCISCO’YA GİTMEK İÇİN 5 NEDEN
1) İklimi şahane. Temmuzda gündüz 21 dereceyi geçmiyor, gece ise 10 dereceye kadar düşüyor. Günün çeşitli saatlerinde kazaktan tişörte, sonra tekrar kazağa sarılıyorsunuz. En sıcak aylar eylül ve ekimmiş, o da maksimum 25-26 derece. Okyanustan gelen soğuk su akıntıları nedeniyle her daim ılıman.
2) Gey hareketinin kalesi. Sean Penn’in canlandırdığı Harvey Milk’in eşcinsel haklar için verdiği mücadele, Francisco’nun özgürlükçü ruhunun vazgeçilmez bir parçası. Gey bölgesi denilen ‘Castro’da Harvey Milk’in barına illa gidilir. Duvarlarda siyah beyaz fotoğrafları incelemek yeter.
3) Gey şehri olması sizi yanıltmasın: İnsanlar çok flörtöz, sıcak. Heteroseksüeller gayet rahat, meraklı ve girişken. Beş dakikalık sohbet “Akşam yemeğe gidelim mi?” diye sonlanabiliyor. Teklif var, ısrar asla yok. New York’taki aşırı çekingen, tutuk tavırdan çok farklı.
4) Haight Ashbury, hâlâ hippi ruhunu yaşatıyor. San Francisco ‘rönesansı’nın merkezi sayılan Haight Ashbury’yi Elçin Yahşi sayesinde keşfettim. Birbirinden renkli, abuk sabuk hediyelik eşyaların satıldığı dükkanlardan çıkmak kolay olmadı! Hunter J. Thompson’ın ‘Hashbury’ adını taktığı bölge, psychedelic rock müziğine de önemli katkıda bulunmuş. Janis Joplin’in evi aha şu köşede!
5) Beat jenerasyonu ilk olarak New York’ta buluşur, ancak 1950’lerin ortasında Burroughs hariç, hepsi San Francisco’ya yerleşir. Batı yakasının edebiyatı bu hareketle gelişir. Hala hayatta olan tek Beatnik Lawrence Ferrlinghetti’nin ortak olduğu City Lights Bookstore, şehrin en iyi kitapçısı.
