Beyaz gecelerde Norveç’i keşfetmek
Trondheim’da evler rengarenk, kasabalar küçücük. Pırıl pırıl güneşin altında tablo gibi bir manzara oluşturuyorlar.
Norveç’te gitmediğimiz nokta kalmadı. Arabayla karış karış gezdik. Dağlara tepelere tırmandık, gemiye bindik, çok özel otellerde konakladık. Turumuzu Cem Mergen organize etti
BİRİNCİ GÜN
Trondheim’deki pazarda nefis kokular arasında dolaşıyoruz. Evler rengarenk. Oturduğumuz kafede sandalyeler de rengarenk. Doğal olarak Norveç’te deniz mahsulleri yemek gerek. Halibut (kalkana benzer bir balık) meşhur, bir de somon.
Trondheim’dan ayrıldık. Bir taraf alabildiğine çam ormanı, bir taraf deniz. Dağlara doğru yükseldik, her yerde tarlalar var. Pırıl pırıl güneş altında tablo gibi bir manzara! Kasabalar çok küçük. Evler tek tük dağlara saçılmış. Yol soracak bir Allah’ın kulu yok. Cem’in internetten indirdiği navigatörle yolumuzu buluyoruz. Bu memleket Türkiye’nin yarısı büyüklükte ve nüfusu sadece dört buçuk milyon.
21.00 gibi Oppdal’a 30-35 kilometre mesafedeki otelimize varıyoruz. (Otel Kongsvold Ejellistur) Kervansaray tipi bir yer. Mistik odaları var. 24.00 gibi yattığımızda hava tam kararmamıştı. Norveç haziran ve temmuz aylarında tamamen karanlık olmuyor. Güneş tutulması gibi bir alacakaranlık oluşuyor sadece. Önceleri uyumakta zorlanıyor insan ama zamanla alışıyor.
İKİNCİ GÜN
Kahvaltıda iki özel Norveç peynirini tattık. Biri koyu sarı renkte, kuvvetli tadı olan bir peynir; diğeri kek görünümünde. Adları ‘jei tost’ (keçi peyniri), ‘jalsberg’ (kek gibi). Öğle yemeğini Christiansuud şehrinde yedik. Balina etinin tadına baktık. Koyu kahverengi rengiyle ve tadıyla Arnavut ciğerine benziyordu. Oradan konaklayacağımız Andalsnes’e giderken Atlantic Road’dan geçtik. Minik adalar, hatta iri kayalar arasında inşa edilmiş bir yol... Christiansund’un bulunduğu adalardan birine geçmek için beş kilometrelik bir tünele girdik. Norveç’te bütün dağları delip tünel yapmışlar. Tünel içinde yokuş çıkıyor ve iniyorsunuz. Dünyanın en uzun tüneli (24.5 kilometre) bu memlekette.
ÜÇÜNCÜ GÜN
Trollstigvegen denen çok virajlı bir yoldan geçtik. Vadinin dibinden başlayıp zig zag yaparak tepeye tırmandık. Dağlar ve kayalar göz alabildiğine yükseliyordu. Öğlen Geiranger fiyorduna ulaştık. İki bin yıl önce bugün fiyordların bulunduğu yerde vadiler ve nehirler varmış. Zamanla nehirler karayı oysa da, esas derinlik ‘glacier age’de oluşmuş. Kırıklardan oluşan buzullar karayı derinlere doğru oymuş ve buzullar eridiği zaman fiyordlar ortaya çıkmış. Tepeden aşağı Geiranger kasabasına doğru inerken inanılmaz bir manzarayla karşılaştık. Kayaların üzerinde de çam ormanları yükseliyor, aralarından denize doğru küçük şelaleler akıyordu. Geiranger şehrinde İstanbul’dan biletlerimiz ayarlanmış olarak ‘fiyord cruize’a çıkan gemiye yetiştik. Gökyüzüne yükselen kayaları sudan seyretmek müthişti. Akşam Skyte
kasabasında bir göl kenarında WestBenteral otelde kaldık. Cem Mergen buradaki tek otel olduğunu söyledi.
DÖRDÜNCÜ GÜN
Jostedal buzuluna tırmanacağımız yere doğru yol aldık. Manzara karşısında nefesimiz kesildi. Bir göl ve karşısında 8-10 evden oluşmuş bir yerleşim merkezi. Gölün üzerinde en ufak bir kıpırtı yok. Buzul, iki dağ arasında dil gibi suya uzanmış görünüyor. Önce elimize birer buz baltası, ayakkabılarımızın üzerine takmak üzere de krampon ve eldiven verdiler. Biraz kayalar arasında yürüdükten sonra küçük bir tekneye bindik ve buzula yakın bir kıyıya gittik. Buzulun altındaki kayalara gelince kramponları ayakkabılarımıza taktık. Sonra birbirimize kalın halatla bağlandık ve sırayla buzula tırmanmaya başladık. Enteresan bir deneyimdi. Jostedal buzulunun derinliği tahminen 600 metreymiş.
BEŞİNCİ GÜN
‘Flamban’ denilen trenle dağa tırmandık. Tepeye kadar trenle çıktıktan sonra bisikletlere atladık ve muhteşem bir manzarada üç saat iniş yaptık. Dünyanın en mutlu insanı bendim! Her yer yemyeşil, etrafta şelaleler ve ben bisiklete biniyorum. Öğleden sonra Gudvangen’de, dünyanın en dar fiyordunda feribotla gezdik. Akşamki otelimiz Kvikne’s. Cem’in, ‘Dünyada görülmesi gereken 1000 yer’ adlı kitabında adı geçiyor. İsveç Kralı da burada kalıyormuş.
ALTINCI GÜN
Odda‘da arabaları park edip 25 dakika dere kenarında, ağaçlar arasında yürüyerek bir şelaleye geliyoruz. Allahtan öğle yemeği yerken Spal’dan birer mayo almıştık. Buz gibi şelaleye girdik, biraz donduk ama çaktırmadık!
Cidfgord’dan hareket ettik ve fiyordun kenarından yukarı tırmanarak yaşlı bir kadına ait bir minik çiftliğe geldik. (Hardangervidda Nature Center )
Akşam Nortesinsund’dayız. Çok şirin bir kasaba. Otelimiz (Sanduen Otel) deniz kenarında, önündeki bahçeden denize girilen çok eski harika bir otel.. Akşamüzeri otelin önünden iskeleden atlayarak fiyorda yani Kuzey Denizi’ne girdik.
YEDİNCİ GÜN
Öğlen Bergen’e vardık. Otelimiz deniz kenarında. Clarior Admiral. Pek matah değil ama yeri çok merkezi. Önce ‘Brygenn’ denen, eskiden ticaret merkezi olan yeri gezdik. Tipik Norveç evleri renklerinde, yan yana sıralanmış, çok sivri çatılı ahşap binalar. Aralarında dar dar sokaklar. Hepsinin içi bugün şirin dükkanlar olarak kullanılıyor. Binaların arasında bir meydanda bulduğumuz restoranın önünde tahta masa ve banklara oturduk. Parasını peşin ödeyerek verdiğimiz siparişler yaklaşık 1,5 saatte geldi!
Bir açık hava müzesine gittik. 1600’lerden kalma, eski Bergen evlerini restore edip içlerini eski eşyalarla döşemişler. Eski bir berber dükkanı, bir cilt bakım evi, oyuncak dükkanı, parfümeri vs. gibi tamamen o günün havasında döşenmiş evlerin oluşturduğu bir mahalle. Daha sonra teleferik ile tepeye tırmandık ve yukarıdan Bergen’i seyrettik. Bergen’in merkezinde yaklaşık 40 bin kişi yaşıyor. Çevresi ile beraber toplam 250 bin kişi. Meşhur Fish Market’i (balık pazarı) gezdik. Hem balık türleri ve deniz mahsüllerinin satıldığı hem de hediyelik eşya satan tezgahların bulunduğu kalabalık, canlı bir yer. Norveç’ten hatırladığın ve unutamadığın bir tek şey söyle deseler, akşam alacakaranlığında (ya da alacaaydınlığındaki) dağ, orman ve şehir görüntüsü diyeceğim herhalde. Bu esrarengiz ışık bence güzellik olarak fiyordlarla bile yarışır. Benim yüreğime dokunuyor, içimi hoplatıyor. Sabah saat 4.30’da otelden ayrıldık. Bergen, Amsterdam, İstanbul... Nefis bir seyahatin sonu!
