27 Haziran 2010 Pazar
EDA TAŞPINAR
EDA TAŞPINAR
.

ASLINDA HAYAT O KADAR BASİT Kİ...

Küçükken sıradan şeyler ne kadar önemliydi hayatımızda... Yıllar geçtikçe küçük şeylerle mutlu olmayı unuttuk

Ben küçükken Büyükada'da bir evimiz vardı. "Akşam misafir gelecek" dendiğinde anlardım ki tekne hazırlanacak, babamla başbaşa balığa çıkılacak. Kızların kalbinde babalarının yeri ayrıdır. Babayla geçirilen her dakika, saatlere bedeldir. Bu yüzden hemen heyecanlanırdım.
Atlardık babamla tekneye, salardık oltaları... Babamın kovası dolup taşarken benimki öylece dururdu. Hep onun gözüne girmeye çalışırdım. Sırf balık tutmayı beceremedim sanmasın diye, oltam denize düşmüş gibi yapardım. En sevmediğim zamanlar, komşu çocuklarının da bizimle geldikleri zamanlardı. İster istemez tuttuğumuz balık sayısını kıyaslardık birbirimizle. Biraz üzüntü, biraz kıskançlıkla onların tuttuğu balıkları denize atardım. Ama buna rağmen hep onlar galip gelirdi. Ben hiç kazanamazdım. Sanki daha çok balık tuttular diye babam onları benden daha çok sevecekmiş gibi gelirdi. Çocuk aklı işte! Tutabildiğim zamanlar da oluyordu tabii. Kendi tuttuğun balığı yemek bambaşka bir zevk. En iyi lokantada bile bu keyfi yaşayamazsın. Yeni yeni fark ediyorum. Ne büyük keyifmiş kendi tuttuğum o minicik, etsiz balığı yemek!
O zamanlar ne kadar az balık tuttuğumu düşünmekten geceleri uyku girmezdi gözüme. Şimdiyse, fikir üretmekten uyuyamıyorum. Biz mi zorlaştırıyoruz hayatı acaba? Her şeyin daha basit olması gerekmiyor mu? En önemlisi sadece ruhumuzu beslemek değil mi?

Balık cenneti Umman'a gittim
Geçen kış bu karmaşadan çıkmak istedim. Balık tutmanın verdiği o müthiş keyfi hatırladım. Atladığım uçağa, ver elini balık cenneti Umman!
Hayatını balıkçılıktan kazanan bir arkadaşımla açıldım denize. Adı Arif. Orkinos mevsimine denk geldik. 35 - 40 kilogramlık balıklar gördük, inanılmazdı! Ama bazı şeyler hiç değişmiyor. Küçükken neysen, büyüyünce de osun işte. Hem 35 kilogramlık balıklar tuttuğum için seviniyor, hem de artık oltama takılmasınlar diye Tanrı'ya yalvarıyordum. Bu yüzden de oltayı gereğinden fazla serbest bırakıyordum. Ama hiçbir işe yaramıyordu. Umman bir balık cennetiydi.
Arif beni aklı başında bir yetişkin sandığı için 'dolphin watch' diye bir yere, milyonlarca yunusun geçtiği bölgeye götürdü. Ben dayanamadım, attım kendimi suya. Arif avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı. Meğer bu yunuslar çok vahşiymiş! Onlar sardalyaları, köpekbalıkları da yunusları takip edermiş! Nereden bileyim ben? Arif beni can havliyle tekneye çekti, iki seksen yattım yere. Yanımda bir sürü ölü orkinosla birlikte, gökyüzündeki onlarca martıya bakmaya başladım.
Anladım ki hayat çok basit bir şey. Tıpkı çocukluğumuzdaki gibi. Hırslarımıza ve öfkelerimize yenik düşüp anlamsız ayrıntılarda boğulmamak lazım.

Siz de reklam vermek ister misiniz?