Tasarımıyla fark yaratanlar
Boyutu, tabloid gazeteden biraz daha büyük. Kağıdı kalın, sarımtrak bir renkte. Yılda altı kez yayımlanıyor ve ücretsiz dağıtılıyor. Tasarımı modern. Birkaç yıl ‘Galerist’ adıyla çıkan dergi, artık Akbank Sanat’ın ‘Art Unlimited’i. Kreatif yönetmeni Vahit Tuna, geçenlerde Grafikerler Meslek Kuruluşu’ndan (GMK) ‘en iyi tasarım’ ödülünü aldı.
Aslında ‘dergi’ demek doğru mu bilmiyorum, şekli şemaliyle ‘kültür gazetesi’ tanımını daha çok hak ediyor. Modern sanat ve mimari ağırlıklı konuların arkasındaki isim ise, Cadde okurlarının yakından tanıdığı Ferhan İstanbullu.
‘Art Unlimited’, sıkıcılığıyla müsemma kurumsal dergi tanımını sessiz sedasız yıkıyor. Son sayısında Nazif Topçuğlu’nun sergisi, ‘Deutsche Bank’ koleksiyonunun direktörü Friedhelm Hütte ve Julian Opie ile röportaj dikkat çekici.
En hoşuma giden konulardan biri, performans sanatı üzerine hazırlanan dosya. MoMA’daki son sergisiyle çok konuşulan Marina Abromoviç’ten hareketle, Türkiye’de bu alandaki yeni isimleri ve işlerine yer verilmesi. Sanatçı inisiyatifi biriken İlyas Odman ve elbette Nezahat Ekici de var.
Sulu performans da neymiş
Performans sanat deyince fenalık geçirenlere, bir kez olsun Nezahat Ekici’nin video sanatını izlemelerini tavsiye ederim. Ekici, son olarak Mardin Bienali’nin açılışında yaptığı ‘sulu performansla’ medyada yer buldu. Kareyi hatırlayacaksınız: Kasımiye Medresesi’nin avlusunda altı kadın, üzerlerinde içi su dolu torbalarla dolu elbiseleri yavaş yavaş boşaltmıştı. Doğal olarak ortaya transparan bir görüntü çıkınca bazı vatandaşlar rahatsız olup mekanı terk etti! Bu performans, bana rahatsızlık vermedi, tersine eğlendirdi ve düşündürdü.
Kurumsal dergiciliğin daha modern, ucuz reklam kokmayan, daha okunur yayınlar çıkarmasının bir başka güzel örneği de Maviology. 2001’den beri, yılda dört kez yayınlanan derginin editörü İzzeddin Çalışlar, tasarım ise Eray Makal’a ait. Maviology, içeriğiyle iyice gençleşti, daha canlı, görselliğe ağırlık veren bir yayın oldu.
Bir de kapakta reklam çekimlerini andıran kareleri kullanmaktan vazgeçseler, ne iyi olur!
SAVAŞTA İKİNCİ KUŞAK
Hafta sonu Van’da 11 şehit için düzenlenen cenaze törenine katıldım. Bu kadar çok sayıda ve genç insanı toprağa veriyor olmak insanı allak bullak ediyor. Bu yüzden “Oğlumun yaşındasınız” diye yazabildim sadece.
Artık 1989, hatta 1990 doğumlu çocukları sipere yolluyoruz. Hesaplarsak bu çocuklar ergenliğe 2000’lerin başında adım attığında Öcalan tutuklanmıştı.
Bu ülkede erkek çocuğu sahibi hiçbir anne baba, herhalde benden farklı düşünmüyordur: “Benim çocuğum da olabilir(di).”Mesele hepimizi ilgilendiriyor, sadece ‘gariban Anadolu çocukları’nı değil. Dün dört ölüm haberi daha aldık. Ölenlerden biri, henüz 17 yaşında bir asker kızı! Mesele, sadece ölmek ve öldürmekten de ibaret değil. Ölüm ve savaş psikolojisiyle yaşamaktan bıktık. 30 yıldır savaşta olan bir toplum, ne kadar sağlıklı olabilir? Ne kadar gelişebilir?
Sıra çocuklarımıza geldi
1980 darbesi olduğunda 10 yaşındaydım, hiçbir şeyden haberim yoktu. Bizler apolitik kuşak olarak tanımlanıp, suya sabuna bulaşmadan sessizce büyüdük. Olayların farkına varmamız için 20’lerimize gelmemiz gerekti. Kavramak, yıllar aldı.
Genç yaşta anne olduğumda şunu düşündüğümü hatırlıyorum: “Bu sorun herhalde bizim oğlan büyüyene kadar çözülür.” Naif bir anne refleksi işte. Ama çözülmedi... Benim neslim, akranlarım askerliğini yaptı. Çoluk çocuk sahibi olanlar, ilkokula verdi. Bense bu alanda ‘sprinter’ olduğumdan ‘Nefes’i artık ensemde hissediyorum: Sıra, çocuklarımıza geldi.
Üniversitenin anlamı
Zaman hızlı geçiyor... Çocuğunuz anaokuluna, derken ilkokula başlıyor. Daha bebekken üniversiteyi hesaplama telaşına giriyorsunuz. Anne babaların canhıraş bir şekilde çocuklarını üniversiteye sokma çabasının ardında, onların sadece meslek sahibi olması, iyi kazanması ve kültürünü artırması yok... Askerliğini kısa dönem yapabilme şansı olsun, hayatının daha ileriki safhasına erteleyebilsin diye de düşünüyoruz.
Peki kendi çocuğumuzu tabiri caizse ‘kurtarsak’ bile, başkasının çocuğu için üzülmüyor muyuz? Herkesten fazla üzülüyor, hatta suçluluk duyuyoruz! Siyasetçilerden ve askeri yetkililerden çok daha fazla olduğu kesin...
Tek dileğim, kendi kuşağımın artık bu korkunç olaylarda söz sahibi olup, yüreğini, aklını doğru kullanabilmesi.
Savaş için çocuk yetiştirmeye “Hayır” diyebilmesi.
HAFTANIN PARLAYANLARI
DOÇ.DR. MAYA ARAKON: Yeditepe Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler Tarihi dersleri veriyor. Pazartesi akşamı Habertürk’te ‘Sansürsüz’ programında anti-militarist söylemi ve hitabet yeteneğiyle dikkat çekti. Yeni bir Nuray Mert!
MARSEL İLHAN: Wimbledon’da ikinci tura çıkmayı başaran ilk Türk tenisçi. Brezilyalı rakibini 3-2 yenen İlhan, bu sevindirici zaferin devamını getirirse bizim Tiger Woods’umuz olacak. Skandallarıyla değil ama, ‘beyaz’ sporunda yükselen bir Türk anlamında.
GÜLAY ALTAN: Akşam gazetesinin pazar ekinde her hafta ilginç, içi dolu, bilgilendirici medya röportajlarına imza atıyor. Altan’ın son konuğu, Hasan Bülent Kahraman’dı. Türkiye’nin muhafazakarlaşması, eksen kayması gibi konulara kafa yoranlar için gayet zihin açıçı bir söyleşi.
