10 Mayıs 2010 Pazartesi
Ne oluyor Burda?

Bu ara neler var?

10.05.2010


Bu hafta daldan dala, oradan buradan gözüme takılanlardan bahsedelim. Daha önce yazdıklarımı fazla tıkış tıkış ve uzun buldum. Ne öyle katman katman anlamlar falan yazıp duruyorum dedim. Kimisi bir cümle yazıyor, bitiyor yazı. Peçeteye falan karalıyorlar zahir


- Geçenlerde bir arkadaşım Angus and Julia Stone isimli ünlü bir grubun ‘Just a Boy’ isimli bir parçasını dinletti bana. Hemen sonra da Pinhani’nin ‘Bir Anda’ diye bir şarkısını verdi kolonlara. E bu ikisi aynı! Öyle böyle değil düpedüz aynı. İnternette arayıp arka arkaya dinleyin. Ne demek istediğimi çıplak sesli, çıplak kulaklı Seray Sever bile anlar. 
-  Önemli bulduğum bir veri öğrendim. Radyonun 50 milyon kullanıcıya ulaşması 38 yıl, televizyonun 13 yıl, internetin 4 yıl, iPod’un 3 yıl sürmüş. Facebook’un ise 200 milyon kullanıcıya ulaşması bir  yılı bile bulmamış. İnsanlar, ‘şey’lerin, ‘durum’ların izleyicisi olmayı seviyorlar ama içinde olmayı daha da çok önemsiyorlar. Facebook eğer bir ülke olsaymış dünyanın en büyük nüfusuna sahip üçüncü ülkesi olacakmış. Ki çok yakında birinci olacağı su götürmez.  
-  Sosyal medyanın izlenme oranları pornoyu geçmiş durumda. İnterneti gizli saklı ve sınırsız bir dünya gibi düşündüğümüz günler geride kalmış. Amerika’da evliliklerin sekizde biri sosyal medya aracılığıyla oluyor daha şimdiden. Bilim, sanat, hukuk hızla bu yeni durumu kavramak zorunda.
- Metin Altıok’un insanın için parçalayan bir şiiri vardır. Sezen Aksu da şarkısını yapmıştı. Bir yerinde şöyle der: beni hoyrat bir makasla/ eski bir fotoğraftan oydular/ orda kaldı yanağımın yarısı/ kendini boşlukla tamamlar/ omuzumda bir kesik el/ ki durmadan kanar . Ben ne zaman okusam bu şiiri içim acır, bir yerlerim kopar. Çok fenadır. Eskiden sevgiliden, nişanlıdan ayrılınca yürekten söküp atmak istercesine fotoğraftan da oyarlardı onun resmini. Kendisini, kendisinin o mutlu halini yırtıp atamazdı yine de insanlar. Öyle acı dolu fotoğraflar vardır. Dijital çağ ile işler değişti. Facebook’tan fotoğraflar siliniyor şimdi. Belki heyecanla ve korkuyla bekliyor birileri bir başka bilgisayarın başında “silindim mi, sildi mi beni?” diye. Malzemeler değişse de insan aynı kalıyor aslında bir yanıyla. Aşkın da, hüznün de bir yere gidecekleri yok.
- Facebook’un kurucusu ve CEO’su Mark Zuckerberg, 25 yaşında ve dünyaya yön veriyor. Geçtiğimiz aylarda bir konuşma yaptı ve akabinde hızla bu yönde değişiklikler yaptı. Üzerinde durulması gereken en önemli cümlesi  şöyle özetlenebilir: “Özel alanının yokluğu ve paylaşım, yeni sosyal norm oluyor.”  Bu çok hızlı, çok yeni ama bir yandan tehlikeli olma potansiyeli taşıyan bir durum. Bu gidişatın en büyük nedeni de pazarlama dünyasının, sosyal medyanın sunduğu açık müşteri hedeflerinin cazibesine karşı koyamaması. Gizlilik ve erişim arasındaki sınır giderek kayboluyor, sanırım biraz düzenlemeye ihtiyacımız var. Bilginin önemini internet için tekrar düşünmeliyiz. Facebook profilimize girdiğimiz en küçük bir bilginin (doğum yılı, yaşanılan şehir, ilgi alanı, en son izlenilmiş video vs.) ileride nasıl karşımıza çıkacağını bilmeliyiz. Önemli olan bir başka nokta, ‘norm’ değişince daha nelerin değişeceği sorusu. Haftaya sanırım bundan bahsedeceğim. Valla ben de kafamın içinde düşüneceğim, tahminlerde bulunmaya çalışacağım. Durumlar çok yeni ve çok hızlı. 
- How Art Made The World , BBC yapımı bir belgesel. Birer saatlik beş bölümden oluşan yapımda sanatın insan ve dünyaya nasıl yön verdiği anlatılıyor. 2007’de TRT2’de yayınlanmış. Ben kaçırmışım. Bir şekilde edinip  izleyin. Her bölümü bir belgeselden çok bütün sırların açıklanacağı ve çok beklediğiniz bir dizinin finali gibi.  Sadece izlemeyin, beyninizde açılan yeni kapıların ardına da bakın.
- ‘Ünlüler’ denen grup her yerde zaten izleniyor ve biliniyor. Sosyal medyada da onları izliyor çoğu insan. Fakat bu yeni medya kendi ünlülerini de yaratıyor. Onlar Facebook’taki veya Twitter’daki ünlüler değil, ‘Ünlü Twittercılar.’ Neden ünlü oldular? Çünkü güzel yazıyorlar, ilginç yazıyorlar, yaratıcılar, renkli ve şaşırtıcı bulunuyorlar. Sıkıcı edebiyatçılardan, hep aynı şeyi söyleyen köşe yazarlarından, artık komik ol(a)mayan mizahçılardan, klişelerden bıkan ve gittikçe büyüyen kitleye dahil olanlardansanız, onların bazılarını size söyleyeyim. Aynı zamanda blogcuların içinde de en çok izlenen, inanılmaz bir hayran kitlesine sahip olan Pucca  ile başlayalım. Laf aramızda sanırım bu yazın en çok okunan kitabının da yazarı olacak. Sonra herbokubilenadam  var. Twitter’ın en sağlam taşlarından biri. Blogu da inanılmaz izleniyor. Yine samihazinses,  stevemcqueen_, Pink Freud, hoanes  mutlaka isimleri anılması gerekenler. Atladıklarım ya da henüz benim de fark etmediklerim vardır biliyorum. Şimdilik beni affetsinler.

Haftanın önerileri
Kitap: Mantık Al-Tayr, Feridüddin Attar, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Film: Barbarların İstilası, Yönetmen: Denys Arcand
Müzik: The Eraser, Thom Yorke
Web Sitesi:  www.bakanel.tumblr.com
Mekan: The Upper Crust Pizzeria , Çırağan Cad. Beşiktaş