27 Nisan 2010 Salı
Bir sor iki işit

“Kadınım şarkısı benim mihenk taşım oldu”

02.06.2013

Türk popunun çok önemli şarkılarının yazarı ve DJ Mehmet Teoman, meslekte 40’ıncı yılını kutluyor. Tanju Okan’ın ünlü “Kadınım” şarkısının sözlerinin de sahibi olan Teoman eski şarkılarının tekrar tekrar düzenlenip söylenmesinden ise pek hoşlanmıyor: “Özel bir parça, çok fazla söylendiği zaman sihrini kaybediyor. Bir de herkes iyi söylemiyor. O zaman soğutuyorlar beni şarkımdan”

Mehmet Teoman 40’ıncı yılını kutluyor... O kadar çok alanda iş yapmış bir isim ki “Hangisinde 40 yıl?” diye sorabilir insan... Mesela yeni kuşak, DJ olarak tanıyor onu, söz yazarı olduğunu bilmiyor bazıları. Benim için, önce Nükhet Duru-Cenk Taşkan
-Mehmet Teoman şahane üçlüsünün yazar ayağı, Türk popunun altın şarkılarının yaratıcılarından biri sonra da son yıllarda merak sardığım DJ’lik işinin ‘baba’larından. Andon’da hangi aryanın peşine hangi pop şarkıyı bağlayacağı bilinmeyen programlarıyla tanımıştık onun bu yönünü. Yıllar içinde çoğunu kendi işlettiği efsane mekanlarda çaldı, şimdilerde cuma geceleri Taxim People’s’da. Şarkı sözü yazarı Mehmet Teoman ise şimdilerde arayışta... Nasıl birini aradığını, 40 yılın mihenk taşlarının üzerinden adım adım geçerken anlıyoruz...

 40 yıl önce ne olmuştu?

40 yıl önce Mersin’de bir dervişe rastlıyorum, Ali Altuntaş adında, neyzen. Der ki bana “Sen sen değilsin”. O zaman Güneydoğu bölge müdürlüğü yapıyorum, TOFAŞ’ta. “Peki ben ben değilsem neyim?” diyorum, “Onu sanatla anlayabilirsin ancak” diyor. “Sanatkar değilim” diyorum, “Hayır sanatkarsın” diyor bana, “Her şeyi terk etmen lazım”. Evliyim, çocuk yeni doğmuş daha. İki ay sohbet ediyoruz, sonunda ben Dede’yi arabaya attığım gibi önce İstanbul, oradan Paris. Dede orada kaldı, Yılmaz Güney’in filmlerinin müziklerini yaptı, ben de raydan çıktım. Ev düzeni bozuldu, hanım bıraktı gitti ve sonuçta ben Tanju Okan’a şarkı yazmaya başladım.

 “Kadınım” nasıl yazıldı?

Ben eşimden ayrıldıktan sonra Tanju’yla birlikte yaşamaya başladım. Derken Tanju, Zerrin diye birine âşık oldu. Çok iyi bir ailenin kızı... Ailesi kızı, Tanju’dan kurtarmak için Amerika’ya kaçırdı. Tanju bitti. Bir gece Tanju’nun o ruh hali bana ilham verdi ve oturdum Reggiani’nin bir parçasının üstüne “Kadınım”ı yazdım. Fakat ben şarkıları hep umutla bitirmek isterim. Burada da gitmiş olan kadına, “Dışarıda yalnız üşüyorsun” diyor finalde. Nitekim iki sene sonra evlendiler. “Kadınım” benim hayatımda bir mihenk taşı oldu, çok fazla insan gelip benden şarkı istedi. Bir gün Lunapark Gazinosu’nda Kızılderili gibi bir kız geldi, tuttu kolumdan, “Siz misiniz” dedi “Kadınım’ı yazan? Ben de istiyorum”. Bir ateş parçası...

 Nükhet Duru...

Evet, o gece dinledim ve “Bu bir hadise” dedim. Sonra bir müddet annesiyle oturduğu Nişantaşı’ndaki eve gittim, plaklar dinlettim, Becaud’lar, Leo Ferrer’ler, Aznavour’lar... Sahnede söylemesi için de şarkılar yazıyorum, fakat öyle yerlerde çıkıyoruz ki yuhlanacak kız, kim ne anlar benim bu yazdığım şarkıdan... Kafamıza viski bardağı yedik, adam sıkılıyor. Sonra Salim Dündar bir gün yakaladı beni, “Sana birini tanıştıracağım” dedi, “Hemen çalışmaya başlayacağız”. Böylece karşıma Cenk Taşkan çıktı. Ne çalsa hayran kalıyorum, dedim ki “Ben bunu Salim’e yedirmem, tam Nükhet’lik”.

“Nükhet ayrılırken beni benimle bırakmadı”

 Ve geldi “Beni Benimle Bırak”...

Cenk’lerin Kınalı’daki evinden dönerken vapurda yazdım bitirdim onu. Ali Dede bana “Ne yaparsan yap ama kendini kaybetme” demişti. “Beni Benimle Bırak”ta da bu felsefe var aslında, “Sana verdiklerimden hiçbir şey geriye istemiyorum ama beni alıp gitme”. O sıralarda, diz boyu kar varken bir gece, ben 3. Levent’te oturuyorum, uyuyorum, duymuyorum kapıyı, bahçeden dolanıyor ve yatak odasının camını tıklatıyor. Karlar içinde bir yüz, diyor ki “Ben geldim”. Ondan sonra dört sene hiç ayrılmadık.

 Çok romantik. Niye ayrıldınız peki?

Onun “Mehmet’in öğretileri artık yeter bana” kararıyla. Ali Kocatepe, Doğan Canku ve Hıncal Uluç grubunun burada çok etkisi oldu, “Senin bundan sonraki yolundan biz mesulüz” dediler. Ben bunu hissedince, Etiler’de bir evimiz vardı, kırmızı panjurlu ev, bir gün dedim ki “Nükhetçim sen benden ayrılıyorsun, ben öyle hissediyorum”. “Katiyen nereden çıkartıyorsun?” filan dedi ama 48 saat sonra ben evden ayrıldım.

 Niye, belki size öyle gelmişti?

48 saat sonra başkasıyla oldu.

 Sizi sizinle bıraktı mı?

Uzun süre beni benimle bırakmadı. Yani ben orada kalmışım bir hayli zaman. Ayşegül’le (Aldinç) flört etmeye başlayıncaya kadar. Çivi çiviyi söktü bir anlamda. Evlendik sonra Ayşegül’le.

 80’lerin sonlarında Zuhal Olcay’la “Küçük Bir Öykü” geliyor...

Aklıma bir konsept geldi, “Bütün bir albümü bir hikayeye dökebilir miyim acaba?” Bir aşkın başlangıcı, yükselişi ve düşüşü... Genç bir kadının ilah gibi gördüğü bir adama âşık olmasıyla başlasın, o adam sayesinde kendini bulsun, sonra kopuş başlasın, final de “Yalnızlığım”. Bunu bir tiyatrocu söylemeliydi, rahmetli Uzay (Heparı), “Biz Evita’ya başlıyoruz” dedi ve Zuhal Olcay’la tanıştırdı beni. Zuhal önce “Ben şarkıcı değilim ki” dedi ama sonra denemeye karar verdi. Bütün o şarkılar düşünülerek yazılmıştır, bu kadının olgunlaşması için entelektüel bir adam gerekiyordu, klasik müzik, kitaplar...

 Kadınlar erkeklerden bir şeyler öğreniyor sonra uçup gidiyorlar öyle mi?

Her zaman tabii ki öyle değil. Ayrıca ben kadınlar sayesinde kendimi buldum. Onun için kadını çok seviyorum. Ama şunu fark ettim, bir ilişkimin diğer ilişkimden bir farkı yok. Her birini çok sevdim ama bu ilişkiyi çok farklı kılmadı.

 Ayşegül Aldinç’le nasıl tanıştınız?

Nükhet’le beraberken gelmişti Ayşegül bize, bu sektörde var olmak istediğini söyleyerek. Nükhet’le 1977’nin kasımında ayrıldım, kıyamet koptu basında, spekülasyonlar yapıldı, Nükhet kapak oldu falan... O sırada işte Ayşegül “Hazır ayrılmışken benimle ilgilenecek vakti olur” diye herhalde, arıyor. İlgilendim ama iş başka yöne gitti. Biraz onu hayal kırıklığına uğrattım diyebilirim. Ama o sırada “Hastane” şarkısını yazmıştım, girdik stüdyoya, plak yaptık.

 Nükhet Duru’yla yıllar sonra yine çalıştınız...

95’te “Mühür”ü yaptık, hiçbir parçası popüler olmadı. Nükhetçik hiç arkasında durmadı onun. Bunun heyecanını duymasına rağmen, daha çok Sibel Can ne yapıyor, şimdi olsa Hande Yener ne yapıyor, oradaydı aklı. Sağolsun, onun öyle bir şeyi vardır, yalnız başına bıraktığında çok doğru kararlar verdiğine inanmıyorum kendi adına.

“Hümeyra işte herkesin burnundan getirir”

 Hümeyra birlikte yaptığınız “Beyhude”den beri albüm yapmıyor...

Hümeyra o albümü de yedi sene aradan sonra yapmıştı, yedi kere göbeğim çatladı onu ikna etmek için. Girdikten sonra da takır takır gitti, o ayrı konu. Hümeyra âlemdir canım, çalışırken de herkesin burnundan getirir. Ama çok iyi bir şey, perfeksiyonist çünkü. Gece yarısı 2’de bir söz gelir, ararım, “Kalk gel” der. Bu enerjiyi ancak karşılıklı bulabilirsin. Yoksa bir söz ver, öbürü de beste yapsın, ona ver yorumlasın, iyi bir şey çıkmıyor.

 Cover furyası hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizden eski bir parçanız istendiğinde mesela?

Soğutuyorlar beni parçamdan. Özel bir parça çok söylendiği zaman sihri kaçıyor. Bir de herkes iyi söylemiyor. Cover’lara karşı değilim ama bana ait olan şarkılarda çok tasvip etmiyorum.

 “Kadınım”ı sonradan çok söyleyen oldu, nasıl buldunuz onları?

Bir tek Teoman’ınki çok iyi. Çünkü Teoman’ca söylüyor. Rahmetli Müslüm Baba da söyledi ama değil işte, o değil.

“Candan’la kavga ettik, albümü Mete’yle yaptı”

 Candan Erçetin’le de yolunuz kesişmiş...

Siyah Gümüş diye bir kulüp yaptım ve Candan’ı ilk orada çıkarttım sahneye. Hiç sahne tecrübesi yok ve ben çok beğeniyorum Candan’ı. “Gel geliştirelim bu yanını senin” diyorum ve üç sene çalışıyoruz birlikte. Üçüncü sene, ben Candan için bir albüm çalışmaktayım, Balkan müziğini Türkçeleştireceğim. 8-10 tane şarkı yazıyorum, Mete Özgencil de asistanımız. Derken biz Candan’la kavga ettik ve ayrıldık. Bir gün telefon açtı bana, “Bu şarkılar ne kadar?” dedi. Daha önce böyle bir şey yoktu aramızda ama ayrılınca “Şu kadar alırım” dedim. Zaten bana kızgın, o gece oturuyorlar Mete Özgencil’le, Mete “Ben bütün şarkıları yeniden yazarım” diyor. İlk çıkarttığı albüm benim konseptimdir.

 Sizin çalışmalarınızla özel hayatınız hep paralel gidiyor galiba...

Çok. Neslihan Yargıcı mesela, güzel bir atölyesi var Nişantaşı’nda ama bizim ilişkimiz başlayınca dükkanlara döndü. Sonra gümüş işine  girdim mesela, başkasıyla. Bunu ben çok seviyorum ama, dum yani, bir bahçeciyle de tanışabilirdim ve çiftçilik yapıyor olabilirdim.

“Yeni şarkılarımı söyleyecek cesur birini arıyorum”

 Yeni bir proje var mı kafanızda?

Şu sıralar kaşınıyorum ben. Yeni birini arıyorum. Anlatacağım şey birikti, bunu kaldıracak olan insanı arıyorum. Sıfır kilometre olması lazım.  

 Nasıl birini arıyorsunuz?

Cesur. Popülarite adına yapmayacak bu işi, benim bir sözüm var diyecek.

“Zuhal Olcay bana  önce ‘Ben şarkıcı değilim ki’ dedi ama sonra denemeye karar verdi.”

Mehmet Teoman, Nükhet Duru ve Cenk Taşkan efsane şarkılara imza atmış bir üçlüydü.

“DJ’likle birden star oldum”

DJ’lik macerası nasıl başladı?

Celal Başlangıç Seza Anet’le beraber Andon’un işletmesini almıştı, bana danıştılar “Ne yapalım burada?” diye. “Öyle bir DJ bulun ki” dedim, “Elinin altında bir dünya repertuvarı olsun, hepsini birbirine karıştırsın”. “Tangodan geçsin Ajda Pekkan’a, derken Latin’e...” Öyle bir DJ yok. Bir gün birinin doğum günü vardı Andon’da, benim gidip müzik yapmamı istediler, o gece çok iyi geçince de teklif geldi. Bir anda şöyle bir şey oldu, ilk defa sahne önüne çıktım ve şımartıldım. Bizzat kendim alkış almamıştım o güne kadar, bir anda müthiş bir popülarite başladı.

 Kızların da yoğun ilgisi...

Çok... Takılar, mektuplar, çok enteresan, starlık öyle bir şey demek ki. Ama dizlerim titriyordu giderken, hâlâ öyle. Ama çok hoş bir şey, sen de muhakkak öyle hissediyorsundur.

 Burada çaldığınız şeyler farklı mı?

Bazı çalıştığım barlarda belli bir saatten sonra insanları azdırmak gibi bir talep gelirdi. Burada 01.30’dan sonra şansonlara da girebiliyorum, romantik şeyler çalabiliyorum, bu bulunmaz bir nimet. “Şunu da çalabilir misin?” gibi kesinlikle reddettiğim diyalogları yapıyorum.

 Neden reddediyordunuz?

Başa çıkman mümkün değil. Üstelik sen girmişsin diskoya, gelip “Beni Benimle Bırak” istiyor, çalamazsın. Kızıyor. Veya Bülent Ersoy da istiyor. Karşımdakine de kabahat bulmuyorum, Neşet Ertaş’tan Carl Orff’a kadar çalmış bir adamım...