11 Mart 2010 Perşembe
Ali Eyüboğlu
Ali Eyüboğlu aeyuboglu@milliyet.com.tr
Alice

Bu nasıl ödül?



Bullock, ‘A Blind Side’ ile Oscar’ı; ‘All About Steve’ ile en kötü oyuncu ödülünü aldı.


Sandra Bullock bir gün arayla hem en kötü hem de en iyi oyuncu ödülünü aldı. Ya Altın Ahududu Ödülleri’ni verenlerin terazisi bozuk ya Oscar jürisinin


Pazartesi sabah 07.00’de Antalya’ya uçarken uçakta okuduğum haberler arasında en çok ilgimi çeken bu yılki ‘Altın Ahududu Ödülleri’ydi. Milliyet CADDE’nin arka sayfasında ‘Kariyerimi mahvettiniz’ başlığıyla verilen haberde ‘All About Steve’ filmindeki rolüyle ‘en kötü oyuncu’ ilan edilen Sandra Bullock’un hiçbir komplekse kapılmadan ödülünü almaya gittiği yazıyordu.
Sandra Bullock, ‘en kötüler’in ödüllendirildiği törene gitti, ama ödülünü aldıktan sonra  “Filmi izlemediğiniz kesinlikle belli, yoksa burada olmazdım. Kariyerimi mahvettiniz” demeyi de ihmal etmedi. ‘Altın Ahududu Ödülleri’nden bir gün sonra da sinema   dünyasının en büyük ödülü olan ‘Oscar’lar açıklandı. Sandra Bullock, ‘The Blind Side’ filmindeki rolüyle ‘en iyi kadın oyuncu’ seçildi. Buyur buradan yak!
Dünyanın en iyi futbolcusunun dahi ister 24 saat olsun, ister  bir hafta arayla oynadığı maçların birinde çok iyi, diğerinde çok  kötü performans sergilemesi   mümkün.
Ancak Sandra Bullock gibi tecrübeli bir Hollywood yıldızının aynı dönemde çekilen bir filmde çok kötü, diğerinde çok iyi oyunculuk göstermesi mümkün mü?
Ya Altın Ahududu Ödülleri’nin kimlere verileceğini kararlaştıranların terazisi bozuk ya da Oscar jürisinin...
Karar sizin...


BU?NASIL?CEZA?

Bodrum 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin Demet Akalın’a verdiği ‘ceza’dan haberiniz var mı? Akalın, Bodrum’daki bir konserinde, “Diyarbakır’dan mı geldiniz hepiniz? Dağdan mı? Nereden geldiniz anlamadım yani. Moron moron bakıyorsunuz abi. İnsan bir tempo, bir alkış yapar” dediği için Diyarbakırlı yedi iş adamı onu mahkemeye verdi.
Mahkeme de, İstiklal Marşı’nı el yazısıyla bir sayfaya yazmasını ve beş sayfa yorumlama cezası verdi. Bu nasıl ceza?
12 Eylül Askeri Darbesi’nden sonra hapse atılanların anılarına bakın; ister sağcı olsun, ister solcu, askeri yönetimin kendilerini islah etmek için İstiklal Marşı ya da 10’uncu Yıl Marşı’nı birlikte söyleme gibi cezalar verildiğini anlatır hepsi. O zaman ülkeyi yönetenlerin, ülkücülerle devrimcileri aynı koğuşa tıkıp, ‘karıştır- barıştır’ mantığıyla verdikleri bu Milli Marş cezalarının izah edilebilir bir yanı var, ama Diyarbakırlılara hakaret ettiği için İstiklal Marşı’nı yazma ve yorumlama cezası arasındaki bağı anlayamadım.
Mahkeme, Akalın’a, Diyarbakır’daki bir sokağı temizleme, Diyarbakır’ın tarihini veya Diyarbakır türkülerini ezberleyip, onları el yazısıyla kağıda dökme cezası vermiş olsa, eyvallah... Bu davayı açanların yerinde olsam, “Yerel bir hakarete milli bir ceza değil, yerel bir ceza isteriz” diyerek karara itiraz ederim. Böyle düşünmemin sebebi Diyarbakır’da yaşanan son olay değil. Diyarbakır-Bursaspor maçı öncesi Diyarbakırspor taraftarlarının İstiklal Marşı okunurken ayağa kalkmayıp, ıslıklı protestoda bulunduğu için böyle düşünmüyorum. Böyle düşünmemin sebebi şu:
Mahkemenin Akalın’a, öncelikle kızdırdığı Diyarbakırlıların hoşuna gidecek, onların gazını alacak bir ceza vermesi gerekirdi.


Sezen’e ve sizlere gönülden teşekkürler

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde ricamı kırmayarak, rüyamı gerçekleştiren Sezen Aksu’ya bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Çünkü pazartesi günü bu satırları yazdığım ana kadar telefonlarım susmak bilmedi. “Kutlarım, çok güzel bir iş yapmışsın” diye mesaj atanlar, telefon açıp, “Yine patlatmışsın bombayı” diyenler birbirini izledi. Elektronik posta adresim tebrik mailleriyle dolup taştı. Böyle bir şey yapmayı akıl ettiğim için beni kutlayanlar da oldu, Sezen Aksu’nun yazdıklarını beğenip, “Minik Serçe”ye teşekkürlerini iletmemi isteyen okurlar da... Bu gururu bana yaşatan Sezen’e ve sizlere bir kez daha gönül dolusu teşekkürler.
Köşemi bir günlüğüne Sezen Aksu’ya vermem, birçok yeni teklifle karşılaşmama da sebep oldu. 5 Mart’ta 18 yaşına girip reşit olan bir oğlum var; Yağız. Oğlum, “Baba, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nda Alice’yi ben yazayım”, eşim Ayla, “Anneler Günü’nde de ben” dedi.  Arkadaşlarımdan kimi “Babalar Günü”nü istedi, kimi “Cumhuriyet Bayramı”nı... Son bir notla bu konuyu kapatayım. O, bir rüyaydı... Görüldü, gerçekleşti ve bitti!

Siz de reklam vermek ister misiniz?