10 Mart 2010 Çarşamba
PARTİ AJANI
PARTİ AJANI parti@milliyet.com.tr
PARTİ AJANI

BiR BAR TABURESi ÜSTÜNDE, KELiMELER BÜYÜYOR AĞZIMDA

10.03.2010

Günün anlam ve önemini belirten beylik lafları, ‘sürpriz’ organizasyonları reddetmiş, keyifli bir huzur adına ‘o an’ı arıyorum. Belki Alkent Nünyo’da rakı&balık keyfi... Aile dostuna misafirliğe gitmişçesine sıcak, özenli, mutluluğu detayında gizli. Adresi ise Etiler Alkent’in içinde. Kalabalıktan uzak, uzun süredir görmediğiniz bir dostun sıcak sesi eşliğinde yine güzeliz!

Sonraki durak Building
Saat 12’yi geçmemiş, lokasyon bu kez Kuledibi. Dayatma programları, ‘gitmezsem ayıp olur’ cümlesini çoktan tedavülden kaldırmış olarak, yolumu an itibariyle çiziyorum. Sıradaki durak Building’de sürprizi bol, Sangria’sı nefis bir parti. Derken sıradaki ‘özel bir ev partisi’ söylentisi heyecanımı kabartıyor. Galata’da dar ama uzun bir binadayız. Ufak bir stüdyo dairede avuç içi insan toplanmış eğleniyor. Partide “Ee ne iş yapıyorsun?” sorusunu duyduğum an, basıp gidiyorum. Sırada Nupera’da eşe dosta selam anı var. Bağrıma bassam da, Nupera’nın derdi başından hayli hayli aşkın!  Söz dalaşıyla başlamış, yumruklarla devam etmiş, yüksek promilli alkolle paklanmış kavgadan kaçıp, göz ucuyla önce Lilbitz’e sonra Nuclub’a. Müzik, içki, insanlar her şey yerli yerinde!
Sırada başka bir dünya var.  Taksiciye “Scotch” demek yetiyor. Scotch’dan Sergen çıkarken biz giriyoruz. Bir nevi oyuncu değişikliği. Kızgın adamlardan “Ne baktın?”; 50’lik kadınlardan “Seni çıtır çıtır yemeli” bakışları yükselince karşılaşmanın bitiş düdüğü bu kez benim için çalıyor. Gün ağarmış, enerji bitmemiş. Aynı dertten muzdaripler Scotch’dan, Nupera’dan sapı sapır Supper’a dökülmüş. Arkadan yükselen güneş, kulübün  beyaz makyajını bozuyor. Aklımda, yılların öğrettiği güzel şeyler var: O ‘an’da kalabilmek, ocağın altını kısmak, dinlemek için durmak. Belki de en güzeli böyle. Ah evet, bu da benim doğum günü gecemdi.



VIP SORUNUNA ÇÖZÜM: KİŞİYE ÖZEL KULÜP
Pek muhterem insanlar (kast sisteminde kendilerine VIP deniyor) cumartesi günkü ‘körlerle sağırların iflah olmaz aşkı’ yazısına tepkili yaklaşınca sorun değil çözüm üretmek farz oldu. “İmkanım varsa neden herkesin içerisinde itiş kakış eğleneyim?” düşüncesine ithafen önsözüyle, elimde bir kulüp fotoğrafı, psikolog edasıyla soruyorum size: “Bu fotoğrafta ne görüyorsunuz?” Kulüp ruhu, biraz sosyalleşmek biraz kırıştırmak içindir. Hiç kıvırmayalım. Bu böyle. Et ete değmeden, yüksek ses bahanesiyle iyice yakınlaşıp kulak memesiyle tanışmadan, ‘Ha öptü, ha öpecek’ heyecanıyla dalgalanmadan, tanımadığınız yüzlerce kişiyle aynı ritmi tutturup, ayin misali kendi ‘varlığından’ sıyrılıp mekanın enerjisiyle bütünleşmeden kusursuz kulüp tablosu tamamlanmıyor. Tabloda kendinizi görememenize rağmen “İlle de gece dışarı çıkalım” diye tutturuyorsanız, yurtdışında örneği bol, özel ve gizli kulüpler ‘işte aradığınız lezzet olabilir. Londra’nın sıcak noktalarından Caloo Callay kulübünde, dükkan içinde dükkan misali, kişiye özel bir kulüp açılmış. Mekanın koridoruna, tuvaletine serpiştirilmiş gizli dolapların kapıları başka bir dünyaya açılıyor. Bağırmadan VIP eğlence anlayışı böyle bir şey. Manhattan’ın East Village bölgesindeki PDT Club da şehrin gizli lezzetlerinden. Kapısı da adı gibi sırra kadem basmış gizli bara, ilk açıldığında içeri girmek çok daha zordu: Seyyar sosisçi ‘Crifdogs’un yanındaki telefon kulübesine girip, ahizeyi kaldırıp hattın diğer ucundan gelen “Olduğun yerde bekle” talimatına uyarsanız, önünüzdeki yıkık dökük kapı aralanıyor. Müdavimler, mekanın ismine saygıda kusur edince (PDT: Please Don’t Tell  ‘Kimseye söyleme’) PDT, son birkaç ayda iyice deşifre oldu. Adresi belli olsa da hâlâ kapısında ne bir tabela var ne de bir işaret. Tıpkı Robert De Niro’nun Bobo’su gibi. Manhattan’ın gizli kahramanı Bobo’yu bulmak pek kolay değil! Bobo’da mekan dahil herkes mütevazı, alçakgönüllü.
Bizim topraklara dönecek olursak... Kişiler kadar mekanların da DNA’larında geride durabilme gibi bir fonksiyon olmayınca henüz özel kulüp konusunda bir dirhem yol kat edemedik. Geride durabilmek kadar, ‘Ben biliyorum /ben oradaydım’ egosundan da sıyrılmamız gerekecek. Kim bilir, belki gelecekten  daha da yakında...