Saks Fifth Avenue’yu fareler bastı
En son iki yıl önce geldiğim New York, insanı içine alıveren enerjisinden hiçbir şeyi eksiltmemiş. Şehrin sokakları hâlâ o çok sevdiğim kokuya sahip; sık sık trafik sesine karışan ambulans sirenleri yükseliyor, erimekte olan karlarsa sokağın kenarlarına düzgünce toplanmış.
Ancak ekonomik resesyonun yansımasını görmek için şehrin belli başlı sokaklarında yürümek ve merkezi dükkanlarına girip çıkmak yeterli.
Her şeyden önce trafiğin en yoğun olduğu saatlerde bile hop diye taksi bulabiliyorsunuz. Caddeler yine kalabalık, ancak gürül gürül akan insan kalabalığında gözle görülür bir azalma var.
Krizle ilgili haberler hâlâ her şeyi domine ediyor. New York City yetkilileri ve ekonomistleri, 2010’la ilgili tahminlerini yenilemekle meşgul. Dün The New York Times’taki bir habere göre, bankalara akıtılan para sayesinde şehirdeki ekonomik durgunluk ‘bitmek üzere’. Kriz sonrası şehirde işsiz kalanların sayısı 300 bin olarak tahmin edilirken, şimdi 200 bin deniyor.
Çukur ve yamalı caddeler
Yine de bu New York için gündelik hayatı değiştirecek kadar büyük bir rakam. Şehir sakinleri son 34 yılın en yüksek işsizliğiyle boğuşuyor. Belediye hizmetlerden kısıntı yapıyor: Artık New York’un en şık caddeleri bile yama ve çukur dolu!
Ekonomik durgunluk, New York’un kalabalık sokaklarını boşalttığı gibi en popüler lüks dükkanlarını bile fena halde vurmuş.
Malum, New York deyince pek çok Türk’ün aklına ilk gelen şey, 5. Cadde ve alışveriştir. Lüks mağaza zinciri listesinin en başında Saks Fifth Avenue gelir. Sonra Neiman Marcus ve Bergdorf Goodman...
Hayalet mağaza
Dün Saks Fifth Avenue’ya ‘şöyle bir bakayım’ diye giden bir arkadaşım, koskoca katların bomboş olduğunu ve tek müşterinin kendisi olduğunu anlattı. Hayalet mağaza gibi binada dolaşırken bir de görsün? Karşısında bir fare duruyor! Ortalıkta kimsecikler olmadığından bir müddet fare ile karşılıklı bakışmışlar.
Anlayacağınız, fareler bile Saks Fifth Avenue’yu basmış durumda. Dükkanlar kepenk indirmese de bazıları işlerini durma noktasına getirmiş. İki ay önce bir kalem siparişi veren arkadaşım, dükkana her gittiğinde ‘henüz gelmedi, bekliyoruz’ cevabıyla karşılaşmaktan usanmış vaziyette.
Wall Street, finansal krizin merkezi olduğu için New York ekonomisinin çok daha ağır yara alacağı hesaplanmıştı. Ancak New Yorklular’ın ‘kriz bitti’ demesi için henüz çok erken.
TURKISH CENTER ÇOK KÖHNE
- BM Center’ın hemen karşısındaki Turkish Center (Türk Merkezi) çok kıymetli bir lokasyonda. Ancak o kadar köhne bir görüntüsü var ki insan üzülüyor.
- Sadece dışı değil, içerisi de öyle: Sanki Anadolu’un bir köşesinde, bir kamu makamına gelmişiniz hissini veriyor.
- Turkish Center’ın sokak üstündeki köşe vitrininde bir takım gümüş işlemeler, çiniler sergileniyor. Hiçbirinin yanına ne olduğu yazılmamış. Sergilemenin konsepti sanırım Türkiye’den gelen hediyeler üzerine kurulu!
- Tek ‘modern’ sayılabilecek hareket, beyaz eşya bayilerinin yaptığı gibi vitrinin önüne koyulan TV ekranında Türkiye tanıtım filminin gece gündüz dönmesi. Hani şu denizkızlı, Turkey Now filmi.
- Rivayete göre o arazide 30 kat çıkma hakkımız varmış. Keşke New York’un bu milyonlarca dolar değerindeki noktayı hakkıyla değerlendirmeyi akıl edebilecek bir zihniyet olsa.
ERTUĞRUL LİVANELİ!
Tempo dergisinin son sayısının kapağı Ertuğrul Özkök. Hürriyet’in şimdiden efsaneleşen ex yayın yönetmeni ‘çılgın’ karakterini yansıtmak için takım elbisenin altına çıplak ayakla poz vermiş.
Ancak kapaktaki fotoğrafına baktıkça Ertuğul Özkök’ün fotoşopla başka birine fena halde benzediğine karar verdim. Ama kime?
Rahşan Gülşan imdadıma yetişti: Zülfü Livaneli...
BAYAN SEZYUM’A VEDA
Kaan Sezyum, Radikal Cumartesi’de okumaktan en büyük haz aldığım ve beni hep güldüren bir yazar.
Geçen Cumartesi ‘Fotoşopun 25. yılında ben neler yaptım’ başlığıyla, kendi elinden çıkan fotoşoplara, en çok da Tayyip Erdoğan çalışmalarına bakarken yine koltuktan düşecek kadar çok güldürdü beni.
Hiç tanımadığım halde haberi okuyunca çok üzüldüm: Sezyum’un gencecik karısı Nursel Sezgin, beyin kanaması geçirerek hayatını kaybetmiş.
‘Başınız sağ olsun’ demek böyle zamanlarda ne kadar anlamsız geliyor.
