Normalleşme
Son günlerin en popüler sözcüğü, normalleşme... Siyaset, yargı, ekonomi, hatta gündelik hayatta her şey ‘normalleşme’den nasibini alıyor. Peki normal ne, anormal ne?
Siyaset-asker ilişkileri ve yargı için sıklıkla ‘normalleşme’ sözcüğü kullanılıyor artık. Nereden çıktı bilmiyorum ama ülkenin önde gelen siyasetçi, gazeteci, akademisyenin bir kısmı ‘normalleşme’ diyor başka da bir şey demiyor.
Bir ara ‘değişim’ sözcüğü modaydı, ancak o kadar çok kullanıldı ki sıktı ve tedavüle kaldırıldı. Demokratikleşmenin altı doldurulamadığı için herkesin dilinde bir normalleşmedir gidiyor.
Normalleşmeden kast edilen kısaca şu: “Türkiye’de hukuk yamuk, asker siyasete karışıyor, medya ise her şeye karışıyor... Şimdi ülkedeki bu ‘anormal’ durum değişiyor. Normal, demokratik ülke standardı demek. İşte biz de bu yoldayız.”
İyi güzel de... Öyle miyiz hakikaten? Kusura bakmayın ama son altı ayda yaşananlara sade vatandaş gözüyle bakınca, hiçbir normalleşme falan göremiyorum! Hani anayasa reformu yapılsa, demokratik açılım konusunda somut adımlar atılsa, ülkenin genel rejimi haline gelen gerginlik giderilse, Kürt, Alevi, kadın, çocuk, eşcinsel haklarında adım atılsa... Belki sahiden de bunun ‘normalleşme’ olduğuna kanaat getireceğim.
Kaldı ki normalleşme deyimi, psikoloji eğitimi aldığım için bana ters geliyor. Üniversitede bize ilk öğretilen şeylerden biri, insanları ve olayları ‘normal’ ve ‘anormal’ olarak kategorize etmemekti. Toplumun ‘norm’ları vardır, ama insan davranışları sözkonusu olduğunda farklı tabirler, açıklamalar yapılır.
Prag Baharı nasıl normalleşti
Bir ülkenin kendi içinde ‘normalleşme’ süreci olmuş mu diye araştırdım, karşıma tek örnek çıktı: Çekoslovakya tarihinde 1969’dan 1987’ye kadar olan dönem, ‘normalizasyon’ olarak tanımlanıyor: Alexander Dubcek’in ardından reformları yok etme, yeni düzeni tahsis etme dönemi!
1969’da ordunun müdahalesiyle Çekoslovakya Komünist Partisi’nin başına geçen Gustav Husak, ülkenin siyasal durumunu ‘normalleştirmek’ için kolları sıvar. Husak’ın amacı, partinin sıkı kurallara tabi olması ve ülkesinin sosyalist bloğun sadık bir üyesi olmasını sağlamaktı. Husak’ın deyimiyle ‘normalleşme’ süreci beş ana adımdan oluşuyordu:
1) Husak’ın liderliğini pekiştirmek, reformcuları hızla uzaklaştırmak,
2) Reformcu hükümetin çıkarttığı yasaları kaldırmak veya değiştirmek,
3) Ekonomide merkezi bir kontrol uygulamak,
4) Polis otoritesini güçlendirmek,
5) Ülkenin bağlarını diğer sosyalist ülkelerle geliştirmek.
Gördüğünüz gibi, herkesin ‘normalleşme’si kendine...
TEKTiPLEŞME OLMASIN?
-Normalizasyon ‘arzu edilmeyen’ karakteristiklerin, sistematik bir şekilde bertaraf edilmesine denir.
- Siyaset biliminde normalleşme, ülkeler arası ilişkilerde, mesela Türkiye-Ermenistan veya Filistin-İsrail ilişkileri için kullanılıyor.
- Siyasal, kültürel ve sosyal anlamda ‘normalleşme’, standardizasyon (tektipleşme), uyum ve kontrole tekabül eder.
Hakkı yenen süper adamlar
Adaylar belirlendi, 2010 Oscar ödül törenine az kaldı. Hep kazananı alkışlayıp konuşacak değiliz ya? Bu yıl da Altın Küre’yi ıskalayan, Oscar’a aday gösterilmediği halde süper performanslarıyla ruhumuzu titreten filmler ve oyuncular var.
The New York Times Magazine, geleneksel hale gelen ‘Yılın Oyuncuları’ kapaklı sayısında benim çok beğendiğim aktörlere yer vermiş. Inez van Lamsveerde ve Vinoodh Matin’in çektiği siyah beyaz fotoğraflar eşliğinde, gelecekte isimlerini daha sık duyacağınız üç isim:
1. ZACH GALIFIANAKIS:
Genelde huysuz, takıntılı, ama muhteşem komik rollerde karşımıza çıkıyor Galifianakis. Kaçık kayınçoyu oynadığı ‘Hangover’ onsuz çok tatsız olurdu! Houston Film Eleştirmenleri tarafından yardımcı erkek oyuncu dalında aday gösterildi ama henüz ödülü yok. Zach, ‘Up In the Air’de işten çıkartıldığında psikoz geçiren adamı da oynadı. Benim en bayıldığım performansı, ‘Bored To Death’ dizisindeki nörotik New Yorklu çizer rolü.
2.TOBEY MAGUIRE-JAKE GYLENHAAL:
Son zamanlarda seyrettiğim en etkileyici filmdi ‘Brothers’. Donnie Darko ile kalbimizde apayrı bir yeri olan, ‘Brokeback Mountain’ın sessiz kovboyu Jake Gylenhaal, bu filmde evin kara koyunu. Spiderman serisi ile tanınan Tobey Maguire ise asker babanın asker oğlunu, ailenin gururunu canlandırıyor. Hikaye vurucu, Gylenhaal ve Maguire’ın oyunu muhteşem. Mutlaka DVD’sini seyredin.
Evden uzaklaştırmak için harca gerek yok
‘Şıpın işi boşanmak kolay mı?’ yazısına avukat Gökçe Çetin’den önemli bir katkı:
“Eşin fiziksel şiddet uyguladığı durumlarda alınabilecek bir önlem olan ‘evden uzaklaştırma’, 4320 sayılı Ailenin Korunması hakkında kanunun hükümlerinde yer alan tedbirlerdendir. Bahsettiğiniz tedbir kararını çıkartmak için harca tabi değil. Yanlış bir bilgilendirme olmasını istemeyeceğinizi düşünüyorum zira 500 TL veremeyecek o kadar çok kadın var ki. Şiddete maruz kalan kadınların bu kararı almanın hiçbir ücreti olmadığını bilmelerinin kendilerini daha cesaretli hissetmelerini sağlayacağını düşünüyorum.İlgili Cumhuriyet Savcılığı’na dilekçede “Ailenin korunması hakkında kanun hükümlerinden faydalanmak istiyorum” demek yeterli. Dilekçe ekinde alınmış doktor raporu varsa, aile mahkemesi tarafları dinlemeye bile gerek duymadan uzaklaştırma kararını çıkarır.”
Avukat Çetin sağolsun, ilgili kanun metninin linkini de vermiş:
http://www.mevzuat.gov.tr/Metin.Aspx?MevzuatKod=1.5.4320&MevzuatIliski=0&sourceXmlSearch
