Ruhun göçü ne yöne?
Daha önce yaşamış olma fikri onu cezbediyor. Canan Ergüder kendisini farklı hayatlarda düşlemeyi seviyor. Tempo Dergisi oyuncunun gezgin ruhunu ortaya çıkardı
“Yeniden yaşamak... Eminim ki gerçekten böyle bir şey var; bu, ölüden çıkan bir yaşam.” Platon, bundan 2 bin 500 yüz yıl önce böyle dediğinde reenkarnasyonun bu kadar kafa karıştırıcı olduğunu düşünmüş müydü bilinmez; ama birçok filme ve kitaba konu olan reenkarnasyon, cevabı bulunamayan ama hissedilen bir soru gibi bellekleri kemirmeye devam ediyor. Canan Ergüder’i daha önce yaşamış olma fikri cezbediyor. Gezgin ruhunun, birbirinden farklı altı limana uğradığını düşünüyor. Asi ruhu bir padişahta, uysal tarafı bir geyşanınkinde ortaya çıkmış olabilir. Ergüder, hayal ettiği karakterlerin kılığına girip, Mehmet Turgut’un objektifinin karşısına geçti.
DOĞUŞTAN HELEN
“Helen olmalıyım! Paris’in aşkı Helen! Truva Savaşı’nın nedeni Helen! Hem yüzüm de, rengim de uygun buna!” Kostüm mağazasında kapıdan içeri girer girmez o bembeyaz kostümü gösteriyor Canan Ergüder. Soyunma odasına gidiyor, birden Helen oluyor. Altın rengi yapraklardan yapılmış tacı da takınca tamam. Çekim günü makyaj ve saç için en az uğraşılan karakter Helen’di. Ergüder’in Truvalı Helen olması için, bir beyaz elbise, bir de altın rengi taç yeterliymiş demek!
MÜCADELECİ RUH ORTAYA ÇIKTI
“Asla kötü bir karakteri canlandırmayacağım” dedi ama söz konusu Marie Antoinette olunca, bu kararından vazgeçti Canan Ergüder. “O bir kraliçe! Dünya tarihine bakınca inanılmaz sükse yaratmış bir insan!” diyerek anlattı onu canlandırma nedenini. Reenkarnasyona inanıyor ama “Bundan önceki hayatımda kraliçeydim” diyen kadınlara bıyık altından gülüyor. Belli ki pek çok kadının, asil bir ruha sahip olduğunu sanması ona eğlenceli geliyor. Ve içindeki mücadeleci ruh ortaya çıkıyor: “Ben kraliçe filan değildim ama kesinlikle bir kadındım ve kesinlikle savaşı deneyimlemiş bir kadındım. Ne zaman bir savaş filmi izlesem bunu hissediyorum.”
“BENDEN YAVUZ OLUR”
Farklı bir karaktere bürünmek istiyor Canan Ergüder. “Neden bir erkek olmasın listede, mesela bir padişah! Hem yüzüm de kemikli, pekâlâ bir erkek olabilirim! Zaten hep bir erkeği oynamak istemiştim.” Onlarca kostümün arasından gözümüze ihtişamlı bir kaftan ilişince “Buldum!” diyor. “Padişah olmalıyım. “Kavuğu başına takıp, bir de takma bıyık bulunca tam bir padişah oldu Canan Ergüder. “Benden Fatih değil de Yavuz Sultan Selim olur. Hem o da Fatih kadar şatafatlı!” diyor.
“KADERSİZ MEDUSA”
Su yeşili gözleri en büyük kozu ve o bu kozu çok iyi kullanıyor. ‘Kötü kadın’ imajından sıkılmış. “Benden cadı fotoğrafı bekleme!” diyor. Cadı değil ama yılan saçlı dişi canavar oluveriyor. “Aslına bakarsan Medusa başlangıçta kötü bir karakter değil. Onu kıskanç yapan Athena. Bir anlamda kadersiz. Ben de bu yüzden onu seçtim.”
YEŞİL GÖZLÜ GEYŞA
Yeşil gözlü geyşa olur mu? Kahverengi lens taksak belki. Ya da photoshopla değiştirsek göz rengini? Bu karakterin Helen’den daha çok uğraştıracağı kesindi. Öyle de oldu. “Neden yeşil gözlü geyşa olmasın? Hem farklı bir şeyler yapmak istemiyor muyuz? Bizim geyşamız da yeşil gözlü olsun. Makyajla hemen değişirim ben merak etme!” Canan Ergüder yoğun uğraşlar (üst üste üç peruk, beyaz pudra ve uzun süren makyajla) sonunda istediği gibi bir geyşa oluverdi. “Bu karaktere girmeyi çok istedim; çünkü bu çok farklı bir kültür” dedi.







