08 Şubat 2010 Pazartesi
Melih Aşık
Melih Aşık m.asik@milliyet.com.tr
Açık Pencere

Nurlu ufuklar

24.10.2010

İlkokul öğrencisi Zeynep:                              - Anneee... Bugün bize yeni öğretmen geldi... Ama türbanlı...
- Eh kızım bir tek sizin sınıfın öğretmeni türbansızdı şimdi tamam oldu... Peki Sevil öğretmen ne oldu?
- Türban takmam dediği için Kars’a tayin ettiler..
....
- Anneee, bugün öğretmen bana yine zayıf verdi...
- Dersini mi bilemedin?
- Bildim ama... Herkes diyor ki türban takmadığım içinmiş...
- Eh kızım alırız bir türban okula girerken takarsın...
- Tamam anne...
...
- Anneee
- Ne var kızım?
- Öğretmen bugün bana yine zayıf verdi...
- Neden kızım başında türbanın yok muydu?
- Vardı ama... Arkadaşlarım diyor ki..
- Ne diyorlar?
- Senin annen türban takmıyor da onun için zayıf aldın diyorlar...
- Eh kızım ne yapalım ben de akşamları seni almaya gelirken türban takar gelirim...
...
- Anneee...
- Ne var kızım?
- Büşra benle alay ediyor...
- Ne diyor?
- Eskiden biz okullarda türbanı çıkarır girerdik şimdi siz ana - kız türban takıp giriyorsunuz diyor...
- Sen onlara uyma kızım... Söyledikleri de yalan değil zaten...
...
- Anne
- Efendim cocuğum...
- Bugün erkekler sınıfından bir çocuk bizim sınıfın kapısından içeri baktı diye okuldan atıldı...
...
- Anneeee...
- Efendim yavrum...
- Babam neden evleniyor?
- Terfi etmek için kızım... Tek karısı olanları terfi ettirmiyorlar da...
...
Anneee..
- Ne var kızım?
- Öğretmen yine kızdı bana
- Neden kızım?
- Annen okula tek başına gelmesin, yanında erkek olmadan evden dışarı çıkmasın diyor...
- Haklı kızım, bunda sonra evden çıkmam baban gelip alır seni...
(Yerimiz bittiğinden devamı başka sefere...)

 

“Gülümseyen Anılar”
Kitapçının “Yeni çıkanlar” rafında Hıfzı Topuz’un “Gülümseyen Anılar”ı ilişti gözümüze... Aşk, müzik, dostluk, ayrılık her şey var anılar arasında... Ailesinin engellemesiyle konservatuvara gidemeyen Tülay German dostlarının ısrarıyla Ankara’da sahneye çıkıyor, önce caz şarkıları söylerken sevgilisi Erdem Buri’nin teşvikiyle Türkçeye dönüyor, Ruhi Su’nun öğencisi oluyor, “Burçak Tarlası”,”Kızılcıklar Oldu mu?”, “Mühür Gözlüm”gibi şarkılarla gönüllere taht kuruyor. Bir gece İstanbul As Kulüp’te Burçak Tarlası’nı söylerken:
“Bakın şu deyyusun kaç tarlası var”
deyince salondan iri kıyım bir hacıağa ayağa fırlıyor:
- Bu oruspunun yüzünden tarlalarımız elden gidecek, diye sahneye yürüyor... Ünlü işadamı Kadir Has adamın elindeki tabancayı zor alıyor...
(Sonraları Ezgi Plak, Burçak Tarlası’nı plak olarak piyasaya çıkarır.
Ezgi’nin sahibi Aykut Sporel’in ısrarıyla o dize:
“Bakın şu adamın kaç tarlası var” şeklinde dönüştürülür.)
As Kulüp’ün basılacağı söylentileri sürerken... Erdem Buri de Hegel’in Diyalektik ve Mantık’ı gibi kimi kitapları Türkçeye çevirdiği için 15 yıl hapisle yargılanmaktadır. İki âşık 1966 yılında Paris’e göçerler. Erdem Buri 1993 yılında felç geçirir, bir daha düzelemez. Tülay German, tek ve büyük aşkının hayattan ayrıldığı anı şöyle anlatır:
“Hasta bakıcılara ‘Lütfen, yalnız kalmak istiyorum’ dedim. Bütün tüpleri, oksijeni, her şeyi çıkardım, attım ve koynuna girdim. Sarıldım. İki saat yattım yanında.Yataktan çıktım, makası alıp saçından bir tutam kestim, bir kâğıdın içine koydum, kâğıdı da cebime..”
Tülay German 44 yıldır Paris’te yaşıyor.. Hep Erdem’le...

 

Diyanet dergisine göre, nikâhsız beraberlikler aşağılık zina sayılırmış.
Ya dört eşe kadar evlilikler ne sayılır hocam?
Fahrettin Fidan

 

Uçuş!
Ahmet Özal kapı kapı dolaşıp babasının cinayete kurban gittiğini anlatmaya devam ediyor. Gazeteleri ziyaret etmeyi sever. Bizim de küçük bir anımız vardır kendisiyle...
Bu zatın bir tarihte THY uçağıyla seyahat ederken pilot kabinine girdiği ve bir süre uçağı kullandığı yolunda haber gelmişti. Yazdık. Birkaç gün sonra baktık Aydın Bey odasına çağırıyor. Gittik. Ahmet Özal gelmiş, bir kenarda oturuyor, bir kenarda zamanın Genel Yayın Müdürü Doğan Heper... Ahmet Özal, uçak kullanma brövesine sahip olduğunu, zaman zaman küçük uçak kullandığını, pilot kabinine davet edildiğini ancak THY uçağını kullanmadığını inandırıcı bir dille anlattı. Hafta sonları küçük uçaklarla keyif uçuşları yaptığını ekledi. Derken aynı anda Doğan Heper ortaya şeytani bir teklif atmasın mı:
- O zaman Melih de binsin uçağa, Ahmet Özal’la birlikte uçsun, izlenimlerini yazsın...
Ahmet atıldı:
- Çok güzel olur, biraz akrobasi de yaparız...
Neyse ki sonradan bu öneri unutulup gitti... Yoksa düşünebiliyor musunuz? Uçakta önde Ahmet, arkada bendeniz İstanbul semalarında macera arıyoruz... Daha neler...

 

Kılıçdaroğlu soruyor:
“Bize her şey soruluyor da Başbakan’a neden sorulmuyor?”
Gazeteci durup dururken kendisinin veya patronunun istikbaliyle oynar mı?
Haldun Ertem

 

Dünya siyasal tarihi “hiç gitmeyecekmiş gibi davranan” iktidarların çöplüğüdür.
Prof. Emre Kongar