12 taksitle av tüfeği satılır
Bir gazetenin içinden ‘insert’ olarak önüme düşünce dehşete kapıldım: Av tüfek ve malzemeleri satan bir firma, pompalıdan katlanır dipçiğe, envai çeşit silahı taksitle satıyor.
CADDE sağ olsun, güzel güzel İstanbul, kültür, eğlence, edebiyat vs. gibi konulara yer verip yazıyoruz. Ancak bazen bu ülkenin şuurunu tamamen yitirmiş olduğunu düşündürtecek olaylarla karşılaşınca, dayanamıyorum... Ve evet, alışılmışın tersine, bunlar da CADDE’nin bir parçası.
Geçen gün gazetelerimi karıştırırken masama bir el ilanı düştü. Bir av tüfeği ve malzemeleri firmasının, insert şeklinde verdiği ilanda 12 farklı modelde silah tanıtılıyor, namlusundan şarjörüne ayrıntılar veriliyordu.
Hepsinin yanında da taksit olanakları, peşin fiyatına taksitle kredi kartıyla ödeyebilme seçenekleri! En tepede ise ‘Adresinizde tanıtım için arayın gelelim’ şeklinde cafcaflı bir slogan. Unutmadan bir not: Ruhsat işlemleriniz de yapılır!
Ne olacak, isteyen alır eline silahı bu ülkede... Üstelik biraz korunursa, hiçbir şeycik gelmez başına.
Markette miyiz?
Zannedersiniz ki markette çamaşır deterjanı satıyor, o kadar olağan bir dil. Hangi gazetenin bu insert’ü verdiğini yazmıyorum; sadece demokrasiye inandığını söyleyen bir yayın olduğunu belirtelim, yeter! Kaldı ki uç noktada yer alan, yazarı çocuk tacizinden tutuklananan bir başka gazete zaten sayfalarına silah ilanlarına yer vermekte beis görmüyor.
Kardeşim, Afganistan’da mı yaşıyoruz? Boşuna mı şiddetten, silahtan, terörden, suikastten şikayet ediyoruz? Silah almanın, kurşun atmanın bu kadar kolay olduğu bir ülkede neleri tartışıyoruz Allah aşkına?
İpekçi’nin kanlı gömleği
Tam da Abdi İpekçi suikastının üzerinden yetişkin bir insanın yaşı kadar, koskoca 31 yıl geçti. Darbeler ve faili meçhuller tartışılırken, üçüncü sayfada karısını kurşunlayan kocaların haberleriyle süslenirken, av silahlarının bu kadar aleni reklam yapabilmesi garip değil mi? Hakikaten demokrasiyi, huzuru, barışı arayan bir ülkede, böyle bir şey mümkün olabilir mi?
Bu ülke, babasının kurşunla delik deşik olmuş kanlı gömleğini saklayarak için için ağlayan çocukların ülkesi. Bu ülke, babasının faillerinin mahkemelerde şov yapabildiği, cinayetin azmettiricisinin gardiyan olarak başvurusunun kabul edilebildiği bir ülke. Bu ülke, taş attığı iddiasıyla yedi yıl hapse mahkum olan 15’lik Berivan’ların ülkesi!
Hiç boşuna sızlanmayın. Anayasa’nızı da, bu ülkenin düzenini de sakın ha değiştirmeyin. Sadece bir gün o kanunlar, sizin de çocuğunuzun, babanızın, sevgilinizin katilini korumasın diye dua edin.
Bu arada, en uygun taksitle hangi av tüfeğini alacağınıza karar verin.
ÖLENLE ÖLMEYİN TABİİ, AMA...
Nermin Bezmen, geçen pazar günü Hürriyet’te ‘Ölenle Ölünmüyor’ başlığının yanında kendinin ve Tolga Savacı’nın fotoğrafını görünce acaba ne hissetmiştir?
Ayşe Arman’ın yaptığı röportaja bakarsanız, ‘“Etraf ne der umrumda değil” diyen, gayet kendinden emin, cesur bir kadın... Geçen yıl ölen kocası Pamir Bezmen’le yaşadığı aşkı tüm açık yürekliliğiyle kitap-laştırması bile, beyaz Türk’ün zırhını delen bir hareket. Ama yine de böyle bir sunumu hesaplamadığını düşünüyorum.
Mesele, bir yıl önce ölen Pamir Bezmen’in ardından yeni bir heyecana kapılması değil... Tabii ki kapılacak, onun olgunluğu, kültürü ve güzelliğindeki her kadın gibi.
Mesele, ‘doğmakta olan’ bir aşkın sinyalini neden verdiği. Bir ilişki ya vardır ya yoktur... ‘Kimseye hesap vermem’ rahatlığındaki bir kadının “Beraber gülüyoruz, projelerimiz var” demesiyse sıradan mankenlerin demeçlerini hatırlatıyor.
Bilmem, bu tabloda bir tuhaflık var.
