ÜÇ YIL GEÇTİ, TIK YOK
Hrant Dink üç yıl önce bugün, Şişli’nin en işlek caddesi Halaskargazi’de vurularak öldürüldü. Gündüz gözüyle. Herkesin ortasında.
O gün bu gündür, cinayetle ilgili inanılmaz bilgiler ortaya saçıldı. Fakat Dink davası, bugün sadece üç sanığın yargılandığı sıradan bir cinayet vakasına dönüştürülme tehlikesiyle karşı karşıya... Davayla ilgili rapor hazırlayan avukat Fethiye Çetin, “Üç yıl öncesine göre ilerlemiş değiliz, hatta umutlar açısından geriye düştük” diyor.
Davayı ısrarla takip eden, kendine ‘Hrant’ın arkadaşları’ adını veren grup, duruşma salonunu doldurmaya, adliyenin önünde toplanmaya devam ediyor. Yürüyüş düzenliyor. “Hrant için, adalet için” diyor. Zeynep Tanbay, Derya Alabora, Mahir Günşiray gibi sanatçılar onları yalnız bırakmıyor.
Öte yandan Hrant Dink öldürüldüğünde ‘böğürerek’ ağladığını söyleyen, çocuğuna Hrant adını vereceklerini açıklayan, ‘arkadaşım Hrant’ diye beyanat veren insanların bir kısmı, ortalardan yok oldu.
Tamam, cenazesinde onbinleri bulan kalabalığın yeniden toplanmasını beklemek hayal olur. Ancak Dink davası, hepimizi ilgilendiren bir dava. Unutup gitmeyi, gerçek faillerin bulunmasının peşini bırakmayı seçersek, yine bizi yaralayacak, azaltacak.
Şişli’de bir sokağa adını verin
Özellikle kamuoyunun önündeki figürlerin, Dink davasına desteklerini alenen, ısrarla göstermesi şart. Eğer bu davanın sonuca ulaşmasını istiyorsak, ‘Hrant’ın arkadaşlarını’ marjinalize etmekten vazgeçmeliyiz. Yoksa
Daha önce Oral Çalışlar, Perihan Mağden ve Ömer Taşpınar dile getirmişti: Hrant Dink’in adını yaşatmak için bir adım atılmalı. İstanbul’da, Şişli’de bir sokağa adı verilsin... Ya da Agos’un önüne, vurulduğu yere anıt dikilsin. Ancak bu şekilde insan hayatının değersiz olmadığını, hukuk devleti olduğumuzu çocuklarımıza anlatabiliriz.
Arenaya çıkmaya hazırlanan Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’den bu hamleyi beklemek çok mu? Şak denince tak diye değiştiriliveren sokak isimlerinin arasına katmak zor mu?
BU YÖNTEMLE HİÇBİR YERE VARILMAZ!
Hrant Dink’in ölümünün üçüncü yılı dolayısıyla avukatlarının hazırladığı rapordan bazı başlıklar:
1. Deliller ışığında, Hrant Dink’in öldürülmesine giden yoldaki taşların, Dink’i açık hedef konumuna getirenler ile cinayeti önlemekle görevli güvenlik güçleri tarafından döşendiği, tetikçi sanıkların da bu yolda ilerlemek suretiyle Hrant Dink’i katlettiklerini söylemek hiç de yanlış ve abartılmış bir ifade olmayacak.
Bu amaçla, Trabzon Emniyet, Trabzon Jandarma ve İstanbul Emniyet görevlileri hakkında İstanbul Başsavcılığı nezdinde yaptığımız suç duyuruları ile ilgili olarak görevsizlik kararları verildi ve görevli olduğu iddia edilen yerlere gönderilen soruşturmalar takipsizlikle sonuçlandı.
2. Genelkurmay başkanlığından yargısal makamlara, hükümet sözcülerinden güvenlik birimlerine, medyadan paramiliter güçlere, tüm resmi/siyasi aktörlerin Hrant Dink’in öldürülmesinde, cinayetin önlenmemesinde, gerçek faillerin ortaya çıkarılmamasında sorumluluğu vardır.
3. Soruşturmalar ve yargılama iki önemli hususu ortaya çıkardı:
a) Devletin bütün istihbarat kurumları Dink’i izliyordu. b) Aynı zamanda Dink’i öldürecek kişiler izleniyordu!
AĞCA’YA MADONNA MUAMELESİ
Bugün Nişantaşı’nın en pahalı, en piyasa, en havalı caddesi, Abdi İpekçi... Acaba genç insanların kaçı, burada 31 yıl önce Abdi İpekçi’nin öldürüldüğünü bilir? Ya İpekçi’nin adı o caddeye hiç verilmeseydi, suikaste kurban gittiğini hatırlayan kaç kişi çıkardı?
İpekçi’nin katili Mehmet Ali Ağca, dün tahliye edildi. Televizyoncular, ‘Bir katilin anatomisi’ gibi alt başlıklarla Ağca’nın bulunduğu aracı nefes nefese takip etti. Zannedersiniz ki arabada Madonna var... Öylesine acayip bir paparazzi avı! Televizyoncular yaklaşıyor, trafik karışıyor, filtrelenmiş cama rağmen zoom yapılıyor.
Haberi seslendiren kişilerse neredeyse kendinden geçerek, bağırarak Ağca’nın çıkışını anlatıyor. Bu arada sıcak haber vermeye çalışırken bol miktarda yanlış cümle kuruluyor.
Tabii ki Mehmet Ali Ağca’nın tahliyesi dünya çapında önemli bir haber. Ama bir katilin bu şekilde popülarize edilmesi, fena halde kanıma dokunuyor. Yaşı, cinayeti hatırlayamayacak kadar küçük olanlar, herhalde Ağca’nın kahraman olduğunu düşünür!
Hem ülkenin en önemli gazetecilerinden birini öldürecek, hem Papa’ya suikast düzenleyeceksin... İçerdeyken abuk subuk demeçlerin haber olacak... Çıkınca da medya ordusu seni takip edecek... Yetmezmiş gibi Çırağan Oteli’nde basın toplantısı yapacaksın... Bundan bir adım sonrası, Ağca’nın magazin programlarına davet edilmesi, evlendirme programlarında kendine eş araması olursa şaşırmayın! (Not: Hülya Avşar sorsun mesela... Abdi İpekçi’ye de selam söyler programından.)
Zaten bu ülkede katil olmak, kahraman olmakla bir tutulmuyor mu? Dizilerin baş kahramanları, ‘ülkesi için elini kana bulayan’ katillerle dolu değil mi?
O zaman bir katilin popülarize edilmesini izlemeye devam...
