KANSERDE HEDEF ‘ANA KRALiÇE’
Bilim dünyasına göre, kanser bir kök hücre hastalığı. Prof. Erdal Karaöz, “Arı kovanındaki asıl hedefimiz kanser yapıcı kök hücre olmalı” diyor. Merkezde, kanserli hastalar için en iyi ilaç ve en uygun doz belirleniyor
Kocaeli Üniversitesi bünyesindeki Kök Hücre ve Gen Tedavileri Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde (KÖGEM) yürütülen çalışmaların önemli bir kısmı, kanser araştırmalarına yönelik yürütülüyor. KÖGEM sadece kök hücre araştırmalarının laboratuvar düzeyinde yapıldığı bir merkez değil. Klinik uygulamalarda birçok üniversiteyle işbirliği yapıyor, hastanelerle ortak çalışıyor. Merkezde Türkiye’de ilk kez uygulanan ‘onkogram’ adlı yöntemle, kanserli hastadan alınan tümör hücreleri değişik kanser ilaçlarıyla karşılaştırılıyor ve böylece hastaya en uygun ilacın en uygun dozda verilmesi sağlanıyor. Merkez sorumlusu Prof. Dr. Erdal Karaöz, sorularımızı yanıtlamaya devam ediyor.
Kök hücre araştırmaları kanser tedavisinde gelecek vaat ediyor mu?
Kanser bir kök hücre hastalığı. Bu hücreler her yerde var. Bir şekilde görevlerini yapmadıkları zaman ya da yanlış yaptıkları zaman bazı hastalıkların ortaya çıktığını düşünüyoruz. Günümüzde kanserin bir kök hücre hastalığı olabileceği konusunda bilim dünyasında geniş bir görüş birliği var. Kan yapımı kaynaklı kanserlerin kök hücre hastalığı olduğu zaten biliniyor. Solid organ dediğimiz karaciğer, yumurtalık, prostat gibi organların kanserlerinin de bir kök hücre hastalığı olup olmadığı sorusunun cevabıyla ilgili ciddi olumlu veriler var. Sonuçta doku ya da organların devamından sorumlu olan kök hücrelerin bir şekilde yoldan çıkıp kanser hücrelerine dönüşmesi üzerinde duruluyor.
Kanser-kök hücre ilişki nedir?
Kanserde birçok tedavi seçeneği deneniyor. Kemoterapi, radyoterapi gibi. Fakat, kısa ya da uzun vadede hastalık tekrarlıyor. Buradaki düşünce şu; aslında biz arı kovanındaki arıları yani tümör hücrelerini öldürüyoruz. Ama ana kraliçeyi yani kanser yapıcı kök hücreyi öldüremiyoruz. Bunun için bir tane dahi kanser yapıcı kök hücre kalırsa, kanser yıllar sonra tekrarlıyor. İşte asıl önemli olan, hedefe yönelik tedavi dediğimiz, kanser yapıcı kök hücreyi bulup yok etmektir. Bu alanda çalışan araştırmacıların bir kısmı buna odaklanmış durumda.
Siz bu merkezde neler yapıyorsunuz?
Burada kanser hastaları için tedavide en doğru ilaç ve en doğru dozu bulan bir yöntemi Türkiye’de ilk kez uyguluyoruz.
Nedir bu yöntemin özelliği?
Kanser tanısı konulduktan sonra kişiye kemoterapi ya da radyoterapi yapılır. Kemoterapide birtakım ilaçlar kullanılır. ‘Onkogram’ adlı bu yöntemle burada yaptığımız şey, antibiyogramın aynısı. Yani nasıl boğaz kültürü alınıyor ve hangi antibiyotiğin kullanılması gerektiğine karar veriliyorsa onun gibi. Kanserde de bize tümörlü meme dokusu geliyor. Arkadaşlarımız dokudaki tümör hücrelerini elde ediyorlar. Sonra tümör hücrelerinde sekiz farklı kemoterapik ajanın, altı farklı dozunu deneyip, en efektif ilacın ve en efektif dozun ne olduğunu tespit edebiliyoruz. Doktora örneğin, “A, B, C ilaçları tümör hücrelerini öldürdü, diğer ilaçlar öldürmedi” diyoruz. Herkesin moleküler ve genetik yapısı ve değişik ilaçlara yanıtı farklı olabiliyor.
Yöntem hangi aşamada uygulanmalı?
Bu yöntemin iş işten geçmeden, yeni tanı konulduğu ve ilk cerrahi operasyon aşamasında yapılmasında yarar var. Bunu Sağlık Bakanlığı’yla büyük bir proje haline getirmek istiyorum. Türkiye çapında yedi bölgede kamu projesi haline getirebilir.
Tümör hücrelerindeki ilaç etkinliğini tespit etmeyi amaçlayan bu yöntemi, çok farklı hastalıklarda kullanabilirsek, rutin uygulama haline gelebilir. Ülkemize çok katkı yapacak bir uygulama olur. Çünkü Sağlık Bakanlığı’nın bütçesinin büyük kısmı, kanser hastalarına ve özellikle kemoterapi ilaçlarına harcanıyor. Dolayısıyla hasta gereksiz toksik ilaç almayacak, doğru ilacı bulma şansı olacak.”
Başarı oranı nedir?
Türkiye’de beş - altı ay önce başladığı için henüz istatistiki sonuçlar almadık. Ama ABD’de 2003’te yapılan bir çalışma var. Klasik protokolle tedavi edilen hastalarda tedavi oranı yüzde 35 iken, onkogramla belirlenen ilacı kullananlarda tedaviye yanıt oranı yüzde 65’e çıkıyor. Hastalıktan kurtulma şansı iki kat artıyor.
Kök hücre türleri
Uygun ortamda yerleşip çoğalabilen, olgunlaşarak kaynaklandığı dokuya ait hücreleri oluşturabilen, yenilenerek kendine benzer kök hücreler üretebilen, farklı dokulara gittiği zaman da o dokuların hücrelerine dönüşebilen ana hücreye ‘kök hücre’ deniliyor.
İki tip kök hücre var. Biri embriyondan elde edilen kök hücreler. İkincisi erişkin insanın herhangi bir dokusundan örneğin diş pulpasından, göbek yağından, kemik iliğinden, dolaşımdaki kandan, plesentadan, kordon kanından elde edilen kök hücreler. Şu anda tıpta rutin tedavide kullanılabilen aslında tek bir kök hücre çeşidi var; kan hücrelerinin yapımından sorumlu ‘hematopoietik kök hücreler’.
Günümüzde ‘kök hücre nakli’ olarak adlandırılan kemik iliği nakliyle lösemiler, genetik kökenli kan hastalıkları tedavi ediliyor. Bugün artık kan yapımından sorumlu olan kök hücrelerin, sadece kemik iliğinde değil damarlarımızda dolaşan kanda, hatta kordon kanında da olduğu biliniyor. Kemik iliğimizde kan yapımından sorumlu hücrelerin dışında bir başka kök hücre daha var. Bunlara da ‘mezenkimal kök hücre’ deniyor. Tepeden tırnağa bütün organlarımızda bu hücrelerin var olduğu artık biliniyor.
Prof. Dr. Erdal Karaöz’e göre ‘mezenkimal kök hücreler’, yaşamımız boyunca organlarımızda olabilecek küçük hasarları tamir etmek üzere programlanmışlar. Bu hücreler beyinde ölen nöronların, kalpte ölen kas hücrelerinin yerine yenilerini koymakla meşgul.
YARIN: -Kök hücre, tüp bebek tedavilerinde umut veriyor
- Geleceğin tedavisi, diyabette deneniyor
